Full Name: Jason Fredrick Kidd
Height: 6' 4"
Weight: 212 lbs.
Position: Guard
Birth Place: San Fransico, California
Birthday: March 23, 1973
College: California '96
NBA Team: New Jersey Nets
HIZ VE ZEKANIN KUSURSUZ BİRLEŞİMİ
“New, Mr.Triple-Double”
JASON KIDD #5
NBA tarihinde Triple-Double (bir maçta sayı, ribaund, asist, top çalma veya blok
kategorilerinden üçünde çift haneli sayıya ulaşma) denildiğinde ilk akla gelen
oyuncu Oscar “Big O” Robertson’dır. 1960-1974 yılları arasında ligde yer alan ve
kariyerinde gerçekleştirdiği 178 triple-double ile bu kategoride zirvede bulunan
Robertson, 1961-62 sezonunda da 30.8 sayı, 12.5 ribaund ve 11.4 asist
ortalamaları ile hala yanına yaklaşılamayan bir başarı elde etmişti.
Robertson’dan sonra 80’li yıllar ve 90’lı yılların başında Earvin “Magic”
Johnson, Big O’nun başarılarını tekrarlar rakamlar yakalasada hastalığı sebebi
ile basketbola ara vermesi ve daha sonra da bırakması Oscar’ın gerisinde
kalmasına yol açmıştı. Aynı dönemlerde Larry Bird ve 94 draftı ile lige katılan
Grant Hill gerçekleştirdikleri triple-double’lar ile Big O’yu ve Magic’i
hatırlatan performanslar çizmişlerdi. Şu anda ise NBA liginde triple-double
denildiğinde, akla gelen ilk ve tek isim Nets’i son iki sezonda NBA Finaline
taşıyan Jason Kidd’den başkası değil. İşte karşınızda Hız ve Zekanın Kusursuz
birleşimi “New, Mr.Triple-Double” JASON KIDD...
NERDEN NEREYE!!
1967’de start alan ve 1976’ya kadar 9 sezon faaliyet gösteren ABA liginin son
şampiyonu (1975-76) New York Nets, 1976 senesinin Haziran ayında Indiana Pacers,
San Antonio Spurs ve Denver Nuggets ile birlikte NBA ligine katılmıştı. NBA
ligine katıldığında New York’tan, 1967’de ilk kurulduğu şehir olan New Jersey’e
taşınan ekip 1976-77 NBA sezonu ile birlikte New Jersey Nets adı ile NBA liginde
mücadele etmeye başladı. İlk NBA sezonunda 22 galibiyet alarak ligin 22. ve son
takımı olan Nets, bir sonraki sezonda ne yazık ki bu kötü ünvanını devam
ettirdi. 1978-79 sezonunda ise Bernard King’in takıma katılması ile bir önceki
sezona göre 13 galibiyet fazla alarak ilk defa NBA Playofflarında yer aldı ve o
dönemde 3 maç üzerinden oynanan ilk turda Philadelphia’ya her iki maçta da
mağlup olarak sezonu kapadı. 1983-84 sezonunda tekrar playoff başarısı yakalayan
ve ilk defa ilk turu geçme başarısını gösteren Nets (Philadelphia 3-2), bir üst
turda Milwaukee’ye 4-2 elenmekten kurtulamadı. 1985-86 sezonundan itibaren
genelde ilk 10 sıranın dışında yer alan, playofflara kalabildiği senelerde
(1992-1993-1994-1998) ise ilk turdan öteye gidemeyen Nets’de her şey geçen sezon
(2001-02) değişti. Geçen sezona kadar son 16 yılda sadece 3 kez .500 galibiyet
oranını geçebilen ve playoff’a kalabildiği 4 sezonda ilk turdan öteye gidemeyen
(16 playoff maçında sadece 4 galibiyet) Nets, NBA tarihinin en başarısız ve
oyuncular tarafından en az tercih edilen takımlarından biriydi. Aslında
kadroları 1998’den itibaren çok çok gelişmişti ama başarı bir türlü gelmiyordu.
1997’de draftta 2.sıradan seçilen Keith Van Horn draft-takas yolu ile kadroya
katıldı. Backcourt’ta Sam Cassell, Kerry Kittles, frontcourt’ta tecrübeli
Kendall Gill ve NBA ribaund krallığında 2.sırayı alan Jayson Williams ile Nets
geleceğin takımı olarak gösteriliyordu. Ama bir türlü gelmeyen başarı önce
Cassell’ın başını yaktı ve 1999’da takas yolu ile kadroya Stephon Marbury
katıldı. 2000 Draftında ilk sıradan seçme hakkı elde edildi ve Cincinnati’nin
forvet oyuncusu Kenyon Martin, takıma dahil oldu. Ama yine de Nets son
sıralardan kurtulma başarısını gösteremedi ve geçen sezon başında bu sefer
Marbury takas ile takımdan gönderildi. İşte o takasta Marbury’e karşılık kadroya
katılan O oyuncu Nets’in çehresini değiştirdi ve Nets’e sanki sihirli bir değnek
deymişçesine takım tarihinin en başarılı regular sezonunu geçirerek bir evvelki
sezona göre 26 fazla galibiyet ile (52 galibiyet ile .634’lük galibiyet oranı)
Doğu Konferansında ilk sırayı aldı. Playoff’larda ilk turda Indiana’yı, ikinci
turda Charlotte’ı eleyerek NBA tarihlerinde ilk defa Doğu Konferansı Finaline
yükseldi. Burada rakip Boston’du ama yine O oyuncu serinin kaderini değiştirdi
ve Nets tarihinde ilk defa NBA finaline çıktı. Ama NBA Finalinde O oyuncun gücü
Lakers efsanesine karşı koyamadı. Bu sezon da Nets, geçen sezonki başarının bir
sürpriz olmadığını yine bu oyuncunun üstün oyunu ile herkese kabul ettirdi ve 49
galibiyet ile Doğu Konferansında 2.sırayı aldı. Playofflarda ilk turda
Milwaukee’yi 4-2 geçtikten sonra ikinci turda Boston’u ve Doğu Finalinde
Detroit’i 4-0’lık sonuçlarla süpürerek ard arda 2.defa NBA Finaline yükseldi.
Böylece Chicago Bulls efsanesinden sonra ilk defa bir Doğu takımı ard arda 2 yıl
NBA Finalinde oynama başarısını yakaladı. Ama geçen sezon Shaq, bu sezon ise
Duncan, Nets’in final serisini kazanmasını engelledi ve Nets sezonu NBA
Finalisti olarak kapadı.
İşte bu ay sizlere tanıtmak istediğimiz oyuncu, o başarısız Nets’i bataktan
kurtarıp ard arda iki yıl NBA finaline taşıyan, skorer kimliği veya gösterişli
basketbolu ile değil takımını oynatan ve etrafındaki oyuncuların kabiliyetlerini
açığa çıkartan oyunu ile sivrilen O takas ile takıma katılan oyuncu. İşte
karşınızda, basketbolunu zekası ile bir üst seviyeye taşıyan ve kendisine göre
bir çok yetenekli oyuncuyu oyun bilgisi ile gölgede bırakan Nets’in 5 numaralı
All-Star guard’ı JASON KIDD…
BILLY THE KIDD!!
Tam adıyla Jason Frederick Kidd, hava yolu müfettişi bir baba ve banka memuru
bir annenin çocuğu olarak 23 Mart 1973’te California Alameda’da dünyaya geldi.
Çocukluğunda, Jason’ın favori sporu futboldu. (Hayır, Amerikan futbolu değil
bildiğimiz futbol!) Basketbolla resmi tanışması 3.sınıftayken yanına gelen
4.sınıfların basketbol takımlarında onu görmek istemeleriyle olmuştu. Böylece
Kidd, Saint Joseph of Notre Dame lisesi basketbol takımına giriyordu. 1990-91
sezonunda takımı California Division 1 eyalet şampiyonluğunu kazanırken genç
Jason’ın payı inkar edilemeyecek derecede büyüktü. İkinci senede aynı başarı
tekrarlanmıştı. Okulun iki senede yaptığı 69 maçtan 63’ünden galip ayrılması
Kidd’in ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyordu. Aslında maç başına yakaladığı
25 sayı, 10 asist, 7 ribaund ve 7 top çalmalık performansı da bunu gözler önüne
seriyordu.
Onun bu başarısının temelleri aslında Oakland’in asfalt sokak sahalarında
atılmıştı. Jason, Alameda’dan idi. Yani şehrin “düzgün ve temiz” tarafından. Bu
da onu diğer zenci sokak oyuncularından farklı yapmaya yetiyordu zaten. Fakat o,
sadece geldiği yerle değil oynadığı oyunla da farkını gözler önüne sermişti.
(Evet Kidd’in inanılmaz pas kabiliyetinden bahsediyorum.) O ,sanki takım
arkadaşlarının -hatta onlardan bile önce- nereye gideceğini kestirebiliyordu. Bu
özelliğiyle kendini sokakta kabul ettirdi ve o sıralar NCAA’de Oregon Ducks’ın
yıldızı Gary Payton ile tanışma ve tabi maç yapma fırsatı buldu. (NBA
yıldızlarından size Payton’ı anlatmalarını isteseniz size ilk önce ne
savunmasından ne de hücumundan bahsederler. İlk söyleyecekleri özelliği onun maç
boyunca durmayan çenesi olacaktır. Evet Payton NBA’in en kıdemli
savunmacılarından biri bu konuda herkes hemfikir, ama bunda rakibiyle konuşarak
onu demoralize etmesinin payı yadsınamayacak derecede büyük.) Payton’a göre
Jason çok yetenekli bir gençti ve özellikle hücumda takımını sırtlayabilecek,
sorumluluk alabilecek kapasitedeydi, fakat savunması yeterli seviyede miydi? Bu
noktada Gary nam-ı diğer ‘The Glove’ (rakibini eldiven gibi sardığı söylenir)
devreye girmiş ve Kidd’e bir eğitmen edasıyla yaklaşmıştı. Tabi bir sokak
basketbolcusundan nasıl bir eğitmen olabilirse ancak öyle... Payton karşısında
savunma olarak Jason’ı gördüğünde ona daha fazla yüklendiğini, daha sert
oynadığını, çamurluk yaptığını ve tabi en çok ona konuştuğunu inkar etmiyor.
Fakat bunların hepsinin onun sertliğe alışması ve sert oynaması için gerekli
olduğunu da söylüyor. Payton onla yaptığı her maçtan sonra kendisini evdekilere
şikayet ettiğini ama ertesi gün daha bir azimle onu durdurmak için gene asfalt
sahada onu beklediğini de ekliyor. Jason ise o zamanlardaki eğitmeni hakkında
övgüyle söz ediyor: ”Kuralları en iyisinden öğrendim”. Bunlar olurken Jason
henüz 14 yaşındaydı ve okulu Saint Joseph of Notre Dame başarıdan başarıya
koşuyordu. Bu başarılar yetenek avcılarının iştahını kabartmıştı. Jason ilk
ciddi üniversite bursu teklifini o sene -yani 14 yaşında- bir mektupla aldı.
“Şimdiden mi?” diye düşünüp yanlış olabileceğine karar verip teklifi geri
çevirdi. İyi olduğunu biliyordu fakat o kadar da değildi. Kim bilir kaç
kalburüstü oyuncuya bu tip teklifler yapılmış ve kim bilir kaçı buna “Evet”
diyip harcanmıştı. Fakat o sıralar Kidd’in çevresine baktığınızda bu teklifin
adeta “geliyorum” dediğini görebilirsiniz. Okulunda Jason Kidd tişörtü adeta bir
üniformaydı. Giymeyene adeta uzaylı gözüyle bakılıyordu, röportajlar gazete
haberleri de cabası...
Ve Jason’ın okulundaki son senesi gelmiş çatmıştı. Bu da ertesi sene için bir
üniversite seçimini beraberinde getiriyordu. Daha sonra seçeceği California, o
sene başında kafasında oluşturduğu 5 kolejden biri değildi. Hatta California’yı
hiç “resmi” olarak ziyaret etmemişti. Düşünülenin aksine California koçu Lou
Campanelli ile de hiç bir bağlantısı yoktu. Tüm bunları bir terazinin
“olumsuzluklar” kefesine koyarsanız diğer kefeye çok değerli bir şey
koymalısınız ki seçiminizi o üniversiteden yana yapmanız için ağır bassın. Jason
için California’nın tek olumlu yanı “evine, yuvasına yakın” olmasıydı. Hatta o
kadar yakındı ki öğretmenlerle sokakta, sporcularla spor salonunda veya asfalt
sahada kim bilir kaç kez karşılaşmıştı. Sonuçta Kidd, elinde USA Today’in High
School Player of the Year ödülü, kolej ligleri asist krallığı ve biri önceki
seneden toplam iki California Player of the Year ödülüyle California
Üniversitesi’nin yolunu tuttu.
KIDD’IN KISA NCAA KARİYERİ
Fakat işler umulduğu gibi gitmedi. Kidd koç Lou’nun devamlı takım arkadaşlarına
küfretmesinden onları aşağılamasından hoşlanmıyordu. Koçluk küfrederek motive
etmek değildi. Zaten Campanelli, Kidd’e karşı da özel bir ilgi duymuyor diğer
oyunculara nasıl davranıyorsa ona da öyle davranıyordu. Takım Campanelli’den
şikayetçiydi. Sonuçta Jason’ın ilk senesinin sonlarına doğru Campanelli’ye
kapının yeri gösterildi ve yerine asistanı Todd Bozeman getirildi. İlk NCAA
sezonunda 13.0 sayı, 7.7 asist, 4.9 ribaund, 3.79 top çalma ortalamalarını
tutturan Kidd, Pac 10 Konferansında hem asist hem de top çalma kralı oldu ayrıca
Gary Payton’a ait olan Pac 10 Konferansı top çalma rekorunu da kırdı. Koç
değişikliği de hemen etkisini gösterdi ve Kidd 1993-94 sezonunda 16.7 sayı, 9.1
asist, 6.9 ribaund ortalamalarıyla konferansta adeta her istatistikte zirveye
oynuyordu.
Birkaç hafta sonra Jason, birkaç inanılmaz son saniye atışıyla takımı California
Golden Bears’ı 93 NCAA Turnuvasına taşıdı. Maç kazandıran şutlarından ilki LSU,
(LSU gözünüzde canlandırmak isterseniz 5 tane iri cüsseli 2.10’luk adam
düşünmeniz yeterli!) ikincisi ise, önceki iki senenin NCAA şampiyonu Duke Blue
Devils karşısındaydı. Kidd bu maçta 14 asist, 11 sayı, 8 ribaund, 4 çalmayla
“normal” oyununu sergilemişti. Blue Devils, o sene de şampiyonluğun en büyük
favorilerindendi -zaten duke’un favori olmadığı sene yok gibi- fakat Kidd’in
game-winner’ı onları three-peat hayallerinden uyandırdı. Bu maçta Bobby
Hurley’nin savunmasında attığı son saniye şutu Sports Illustrated kapağına
taşınan Kidd, sophomore senesinin ardından (yani kolejdeki 2. senesi sonunda)
profesyonel olmaya karar verdi. Kidd, iki senelik kısa üniversite kariyeri
süresinde daha sonra Phoenix’de beraber oynayacağı Kevin Johnson’ın asist ve top
çalma rekorlarını kırmıştı. 92-93 yılında aldığı PAC-10 Freshman of the Year
ödülünün yanına bu sefer PAC-10 Player of the Year ödülünü ekliyordu. Ayrıca
Kidd, bu ödülü alan ilk 2.sınıf öğrencisiydi.
1994 NBA DRAFTI ve DALLAS TARİHİNİN 3J’Sİ
Jason Kidd, NBA’ye adımını 1994 Draft’ında Glenn ‘Big Dog’ Robinson’ın
arkasından, Grant Hill’in önünden 2. sırada Dallas Mavericks tarafından
seçilerek attı. Jason, böylelikle Dallas’ın genç ilk beşindeki Jamal Mashburn ve
Jim Jackson’dan sonraki üçüncü “J” oldu. Mavs sezona çok iyi başladı. Oyuncular
koştukları zaman topun kendilerine geleceklerinden emin oldukları için çok rahat
oynuyorlardı, kendilerine olan güvenleri tamdı. Jackson ve Mash’in 50 sayılık
maçları bunun göstergesiydi (JJack @ Denver 26/11/94; Mash @ Chicago 12/11/94).
Bu sırada Kidd box score’larda pek dikkat edilmeyen, fakat maçı kazanmak için
gereken bir çok sorumluluğu alıyordu. Uzun adamlara ribandlarda yardım ediyor,
takımın skorerleri sıkıştığında top kullanmaktan çekinmiyor, top çalıyor savunma
yapıyor, rakibin yıldızını kilitliyordu. Yani, takım kimyasının en önemli
parçasını oluşturuyordu. Jason’ın ilk senesinde bir sene evvel ligin 13
galibiyet ile son sırasında bulunan Dallas, bir önceki seneye göre 23 maç daha
fazla kazandı (36 G-46 Y) ama Batı’da 10.sırayı alarak playoffların dışında
kaldı. NBA tarihinde o ana kadar hiç bir rookie guard takımına bu kadar katkı
sağlamamıştı. Gözden kaçan bir nokta ise bu patlamanın takımın skorerlerinden
Jim Jackson’ın bilek sakatlığında 31 maç kaçırmasına rağmen gerçekleşmesiydi. Ve
sezon sonunda Kidd üstün performansının karşılığını Grant Hill ile birlikte 11.7
sayı, 7.7 asist, 5.4 ribaund ve 1.91 top çalma ortalamaları ile Rookie of the
Year (yılın çaylağı) seçilerek alıyordu. Sezonu top çalma krallığında 7., asist
krallığında 10.sırada tamamlayan çaylak Kidd, 4 triple-double ile bu kategoride
ise ligin zirvesindeydi.
Fakat sonraki sene Dallas ve Kidd için işler istenildiği gibi yürümedi. 3J’nin
arasına kara kedi girdi. Bir takım için en büyük problem oyuncular arasındaki
çekişmedir. Mücadele demiyorum çünkü mücadele hırsı beraberinde getirir ve bu
takım başarısına yansır. Fakat çekişme takıma ve oyunculara zarar vermekten
başka hiç bir işe yaramaz. Mavericks’te ortaya çıkan ilk problem Jim ve Jamal
arasındaki ağız dalaşıydı. Sebebi de pek tabi hücumda alınacak insiyatifti.
Hangisinin ilk hangisinin ikinci opsiyon olacağı kafaları karıştıran en önemli
soruydu. İkinci fakat en az birincisi kadar önemli olan, Jackson’ın topun
kontrolünü istemesiydi. Bu Kidd’in rolünü kısıtlıyordu. Takımda veteran bir
lider, tecrübesiyle olaya ağırlığını koyacak biri olmaması bu tartışmayı
uzattıkça uzattı. Sonunda Kidd ortamı yumuşatmaya yönelik bir kaç demeç verdi
fakat söylediği şeyler yanlış anlaşıldı ve bağlar tamamiyle koptu. Mavs
26-56’lık dereceyle ligin en altlarına demir atmıştı. Kidd bütün bu olanlara
rağmen 82 maçta forma giymiş ve istatistiklerini 16.6 sayı, 9.7 asist (lig
2.si), 6.8 ribaund ve 2.16 top çalma (lig 4.sü) ile dişe dokunur derecede
geliştirmişti. Ayrıca 783 asist ve 553 ribaund rakamlarına ulaşarak 1990-91
sezonunda (Magic Johnson) sonra 700 asist, 500 ribaund rakamlarını geçen ilk
oyuncu olmuştu. Regular sezonda 9 triple-double ile, Grant Hill’in ardından (10
triple-double) 2.sırada yer bulurken, 30 Ocak’ta Clippers karşısında 21 sayı, 16
asist ve 16 ribaund rakamlarına ulaşarak, 1989 sezonundan bu yana (Magic
Johnson) bir maçta 20 sayı, 15 asist ve 15 ribaund rakamlarını yakalayan ve
geçen ilk oyuncu oldu. San Antonio’da düzenlenen All-Star maçına 1 milyonun
üzerinde oy alarak seçilirken, Dallas tarihinde All-Star maçına ilk beşte
başlayan ilk oyuncu olmayı da başardı. (7 sayı, 10 asist, 6 ribaund) Tüm bu
kişisel başarılara rağmen, çok yetenekli 3 gençle Dallas’ın ligin dibinde olması
eleştirilerin çoğalmasına yol açıyordu. Jason’ın bunu o zaman anlaması biraz
zordu fakat henüz ikinci senesinde çok önemli bir ders almıştı: Kazanmanın
önemini. Dallas gibi yetenekli bir takımın bile bir kaç sıradan tartışma sonucu
ligin dibine batabildiğini göz önünde bulundurursak bunu ne kadar önemli
olduğunu anlayabiliriz.
DALLAS’DAN PHOENIX’E KISA BİR YOLCULUK
1996-97 sezonunda ilk 22 maçta 9.9 sayı, 9.1 asist ortalamalarını tutturan Kidd,
Dallas’taki düşüşü ve bölünmeyi engelleyemeyince, 1996 Christmas’ın ertesi günü
26 Aralık 1996’da, Tony Dumas, Loren Meyer ile birlikte, Sam Cassell, A.C. Green,
Michael Finley karşılığında Dallas’tan Phoenix’e takas edildi. Green gidişi ile
Suns’ın cap space’inde oldukça büyük bir yer açılmıştı. Bu boşluğun gelecek için
yapılacak yatırımlar için yeterli mali kaynağı sağlayacağı kesindi. Fakat
Jason’ın kendine göre problemleri vardı ve bunların başında Mavericks geliyordu.
Arkasında kendi başına kurtarmak istediği bir takım bırakmıştı, düzelmesi için
çabaladığı bir takım. Fakat Dallas’taki bazı kimseler, Kidd gittikten sonra onun
arkasından konuşmuş, çamur atmıştı. Ve Kidd’in elinden hiç bir şey gelmiyordu.
Bu noktada NBA’de henüz üçüncü senesini yaşayan Jason yeni bir ders daha
öğreniyordu: “Eğer kendini savunmak için elinden bir şey gelmiyorsa bırak
oynadığın oyun senin cevabın olsun”
“Eğer kendini savunmak için elinden bir şey gelmiyorsa bırak oynadığın oyun
senin cevabın olsun”
Jason Kidd, Phoenix forması altında çıktığı ilk maçta köprücük kemiğinden
sakatlanana kadar oynadığı 20 dakikalık bölümde 6 sayı, 9 asist, 7 ribaund ve 3
top çalma gerçekleştirmişti. Ama sakatlığı Phoenix forması giymesini 21 maç
erteledi. 21 maç sonunda formasına kavuşan Kidd, sezonda şut yüzdesini %38’den
%42‘ye, 3lük yüzdesini de %32.3 ten %40.0’a çıkartırken, kalan 32 maçta
Phoenix’e 23 galibiyet getirerek playoff yarışında büyük bir ivme kazandırmıştı.
Sezon sonunda asist krallığında 4., top çalma krallığında 5.olan Kidd, Phoenix
forması ile 2 triple-double yapmayı başardı. Ama o sezonki en büyük yenilik
Kidd’in kariyerindeki ilk playoff maçına çıkmasıydı. Kidd’in gelişi ile regular
sezonu sezonunda (Phoenix Suns, Kidd gelmeden önce, 17 galibiyet, 32 mağlubiyet
ile 11.sıradaydı) 40 galibiyet, 42 mağlubiyet ile Batı’da 7.sırayı alan Phoenix
1997 NBA Playofflarında ilk turda Seattle ile eşleşti. 3.maçın sonunda seride
2-1 öne geçen Phoenix, evinde oynadığı 4.maçta Kidd’in 23 sayı, 14 asist ve 6
ribaunt’una rağmen salondan 122-115 mağlup ayrıldı. Seriyi 2-2’ye getiren
Seattle son maçta 24 sayılık farkla salondan galip ayrılarak bir üst tura çıkan
takım oldu. Kidd’in ilk playoff tecrübesi 12.0 sayı, 9.8 asist, 6.0 ribaund ve
2.20 top çalma ortalamaları ile noktalanmıştı.

İLK ASIST KRALLIĞI
1997-98 sezonu Suns için son derece başarılı geçiyordu. 82 maçta alınan 56
galibiyet takasın ne kadar yararlı olduğunun bir göstergesiydi adeta. Takım
içinde skor yükü öyle güzel bölünmüştü ki rotasyondaki 9 oyuncunun 9 veya daha
üstü bir ortalaması vardı. Bu sırada Kidd, Suns takımının bir üyesi olarak
kendini kabul ettirmişti. 21 Şubat 1997’de yerel bir televizyonda muhabir olan
Joumana Samaha’yla dünya evine giriyordu. (Joumana’nın babasının Türk, annesinin
ise Lübnan’lı olduğunu belirteyim) Çift, 12 Ekim 1998’de çocuk sahibi olacaktı.
Kidd “Phoenix’de başıma gelen en iyi iki şey” diye özetliyordu. Fakat playoff’a
kaldığı da işin rengi değişti. Cliff Robinson, Penny Hardaway, Antonio McDyess,
Tom Gugliotta gibi starlar bulunmasına rağmen PHX playoff ikinci turdan öteye
geçemedi. Her sene bir başka sorun çıkıyordu. 97’de sorun, dönemin güçlü ekibi
Payton, Kemp, Schremph, Hawkins, Mcilvaine‘i kadrosunda bulunduran Seattle’dı.
98’de ise senenin flaş çaylağı Duncan ve San Antonio’ya boyun eğiyorlardı.
1998-99’da lockout nedeniyle 50 maç üzerinden oynanan sezon sonunda Kidd ilk NBA
asist krallığına ulaşırken, hem ALL-NBA First Team’inde hem de ALL-NBA Defensive
Team’inde yer buldu. Fakat playoffta ilk turda Portland tarafından süpürüldüler.
1999-2000 de Kidd, 2.defa ard arda asist krallığına ulaşırken, ALL-NBA First
Team’inde ard arda 2.defa üyesi seçiliyordu. Playofflarda önceki sezonun
şampiyonu Spurs’u yenip tur atladılar fakat rakip Lakers’tı ve sonuç
kaçınılmazdı. Başarılı regular sezonların ardından playofflarda bir türlü
gelmeyen başarı herkesi rahatsız ediyordu. Bir günah keçisi bulunmalıydı.
OLİMPİK MACERA
Bir yandan Phoenix takımında bir çok sorun yaşayan ve zor günler geçiren Kidd
diğer yandan 2000 senesinde Sydney olimpiyatlarında Amerika Birleşik
Devletleri’ni temsil edecek kadroda ismi açıklandığında yaşadığı sevinç verdiği
demeçlerden anlaşıyordu. “Uluslararası alanda ülkenizi temsil etmekten daha
onurlu bir şey düşünemiyorum. Bu benim için büyük bir gurur formayı elimden
geldiğince iyi taşıyacağım.”
Eleme turlarında Amerika, İtalya, Litvanya, Fransa, Çin ve Yeni Zelanda’nın
olduğu A grubundan namağlup bir şekilde çeyrek finallere çıkıyor ve Rusya ile
eşleşiyordu. Maç 85-70 USA lehine bitiyor Kidd, Garnett (16) ve Carter’dan (15)
sonra 10 sayıyla takımının galip gelmesinde önemli rol oynuyordu. Yarı
finallerde ise 14.700 kişinin izlediği Litvanya karşısında 6 sayıda kalıyordu.
Fakat USA maçtan 85-83 galip ayrılıyordu. Diğer yanda ise Fransa ev sahibi
Avustralya’yı 76-52 ile geçerek finalde USA’nın rakibi oluyordu. Final maçında
Fransa’yı 85-75 geçen Amerika şampiyonluğa ulaşırken Kidd, Carter’ın Frederick
Weis’in (2.16 m) üstünden bastığı smacın asistini yapıyordu. Kidd, Olimpiyat
sonunda altın madalyayla ödüllendirilen takımın gardı olmanın yanında bir de
aldığı kısıtlı süreye rağmen gümüş karmaya seçilmişti. Tüm turnuva boyunca 6.0
sayı 4.4 asist ile oynamış 5.2 ribaund ile takımda Garnett ve Mourning ten sonra
en çok ribaund alan oyuncu olmuştu ama NBA’de yeni sezon onun için çok zorlu
geçecekti.
OLAYLARIN TAKIMI PHOENIX
2000-01 sezonu Phoenix medyası için oldukça hareketli geçiyordu. Suns takımının
yıldızları birer birer olaylara bulaşıyordu. Önce Penny Hardaway bir kadının
kafasına silah dayayıp onu tehdit ettiği gerekçesiyle suçlanmış ve mahkemelik
olmuştu. Daha sonra takımın skoreri Clifford Robinson uyuşturucu ile yakalanmış
ve o da Penny ile aynı akıbeti paylaşmıştı: mahkeme. Ve 18 Ocak günü bu sefer
Jason Kidd evde çıkan bir tartışma sonucu karısı Joumana attığı tokat
gerekçesiyle göz altına alındı. Çift daha sonra aralarındaki sorunları
çözdüklerini ve ayrılmayacaklarını dile getirmiş olsa da Suns yönetiminin
gözünde hasar böyle kolaylıkla giderilemezdi. Playofflarda bu sefer
Sacramento’ya kaybeden Phoenix’de aranan günah keçisi bulunmuştu.
Suns başkanı Jerry Colangelo Jason’ın oyunun yeterince “gösterişli” olmadığını
ve taraftarları tribüne çekmediğini öne sürdü. Bu açıklamalar Kidd’i
kızdırmıştı. Çünkü onun oyun stili söylenilenin aksine rakip onu
durdurabileceğini kanıtlayana kadar saldırmak, saldırmak ve saldırmaktı. Aslında
asıl problem Suns takımında “bitirici” oyuncuların eksikliğiydi. Siz ne kadar
fast break şansı yakalarsanız yakalayın eğer takım arkadaşlarınız işin en kolay
kısmını, yani topu çemberden geçirmeyi başaramıyorsa fast breakler hiç bir
kazanç sağlamaz. Üstüne üstlük takımı yorar. Phoenix yönetimi de muhtemelen bunu
biliyordu fakat Kidd’i kurban etmek tüm takımı baştan yenilemekten takdir
edersiniz ki daha kolaydı.
“Çoğu kişi deli olduğumu düşünüyor, fakat bazen başarmak için deli olmalısınız.
Gerçekten bunun [takasın] benim için çok iyi olduğunu düşünüyorum. Aynı derecede
Nets için de. Bence fırsat, mücadeledir, kendini kanıtlamaktır. Ve şu durumda
ancak maçları kazanarak kendimizi kanıtlayabiliriz. Ben buna hazırım. Biz buna
hazırız.” Jason Kidd
BU SEFER Kİ YOLCULUK DOĞU’YA
Bu seferki takas haziran da NBA Draft’inden hemen sonra yapıldı. Başrollerde ise
Jason Kidd ve onun hiç benzemek
istemediği türde bir guard olan ve “kağıt üstünde” Suns’ın aradığı, taraftarı
tribüne çekebilecek atan, tutan, koşan, coşan, coştukça coşturan, ateşli Nets
gardı Stephon Marbury vardı.
NBA’de iki gerçeklik tartışılmaz: “Turnikeye girerken atılan fazla adım steps
değildir ve New Jersey’de oynamayı kimse istemez!” aslında Kidd, NJ ye takas
edilmekten çok, bu takası takımdan gelen bir telefon yerine tıpkı halkın geri
kalanı gibi medyadan öğrenmeye sinirlenmişti. Fakat ertesi gün yapılan basın
toplantısında daha önceki senelerdeki olayların getirdiği deneyimle
soğukkanlılığını korumuş ve olgun davranarak sorulara cevap vermişti. Tabi ki
herkesin kafasındaki en önemli soru Ocak ayındaki tutuklanmanın bu takasta
etkili olup olmadığıydı. Jason’ın cevabı “Tabi olabilir. Ama çoğunluk bunun
basketbolla alakalı bir karar olduğu konusunda birleşecektir.” şeklindeydi.
Ülkenin diğer tarafında ise başka bir basın toplantısında NJ Nets başkanı Rod
Thorn yeni guardlarının takıma kazandıracakları hakkında konuşuyordu: ”En büyük
3 problemimiz ribaund almak, savunma ve takım kimyasıydı. Sadece bir takasla bu
üç alanda da eksiklerimizi giderecek konuma geldik”
Kidd, NJ’e geldiği zaman öncelikle kafasında bazı olayları çözmesi gerekti.
Mesela Nets’in aslında çoğu insanın düşüncesinin aksine kötü bir takım
olmadığını fakat bir türlü gereken patlamayı yapamadığını anladı. Bunun da tabi
ki en önemli sebebi sakatlıklardı. Önce büyük umutlar bağlanan Kerry Kittles’ın
sakatlığı daha sonra 2000 draft’ında 1.sıradan seçilen Kenyon Martin’in kırılan
ayağı Nets’in istenilen sonuçları almasına engel oluyordu. 2001-02 sezon başında
New Jersey Nets’in kadrosu Kidd için biçilmiş kaftandı. Martin ve Kittles gibi
iki süper bitirici özellikleri yüksek oyuncu, set hücumunda şut kullanabilecek
Van Horn gibi düzgün bilekli bir forvet, Todd MacCoulloch gibi vasat ama uzun
bir pivot. Benchte ise Aaron Williams ve Lucious Harris gibi deneyimli iki görev
adamı, seyirci coşturan smaçlarıyla çaylak Richard Jefferson. Ve hepsinin ortak
özelliği: Kazanamaya dolayısıyla başarıya olan açlık...
Başkan Thorn ve koç Byron Scott’a göre Nets’in başarısı için gereken iki etmen,
az sakatlık ve başarılı bir önderlikti. Sakatlıkların kaçınılmaz olduğu
düşünülürse önderlik konusunda Jason devreye girdi ve kendinden önceki
Marbury’nin aksine takım arkadaşlarına duyduğu saygı ve güven ile onlardan en
yüksek derecede yararlandı. Özellikle sezon ortasında verdiği “playofflardayız”
demeçleri de bunun bir göstergesiydi.
“Çoğu kişi deli olduğumu düşünüyor” diyordu Kidd, “Fakat bazen başarmak için
deli olmalısınız. Gerçekten bunun [takasın] benim için çok iyi olduğunu
düşünüyorum. Aynı derecede Nets için de. Bence fırsat, mücadeledir, kendini
kanıtlamaktır. Ve şu durumda ancak maçları kazanarak kendimizi kanıtlayabiliriz.
Ben buna hazırım. Biz buna hazırız.” Bütün bu sözler koç Scott’a adeta bir şarkı
gibi geliyordu. İnanmak başarmanın yarısı derler. NJ sezon başında ligi
kafasında çözmüş başarıya giden yolu önceden kestirmişti. Geçen seneki 26-56’lık
kötü dereceye sahip takımdan farklı olan sadece 4 çaylak oyuncu (RJ, Scalabrine,
Collins, Brendan Armstrong) ve point guard Jason Kidd’di. Bu kadar az değişiklik
başarıyı beraberinde getirebilir miydi?!
Koç Scott sezon öncesi kampından bir gün önce Jason’ın takıma söylediği lafları
hatırlatıyor. “Kaybetmeye mahkum değiliz. Hepimiz sıkı çalışırsak başarıya takım
halinde ulaşabiliriz.” Ve devam ediyor odadaki herkes sandalyesinin üstündeydi!
Tabi ki her zaman görünmeyen kahramanlar vardır. Koç Scott da onlardan biriydi.
Yavaş ama emin adımlarla Nets’i Jason’ın en verimli olacağı takım kalıbına
soktu. Savunmada mücadele, her iki pota altında ribaundlar ve rakibin oflama
puflamaları arasında devamlı hareket eden bir top. İşte bu Jason’ın stiliydi ve
Suns’ta ortaya koyamadığı hızlı oyun NJ de dişlilerin çalışması gibi tıkır tıkır
işliyordu. Komuta Kidd’deydi ve oynayanlar oynadıkları oyundan izleyenlerde
sahadaki şovdan büyük keyif alıyorlardı.
Kampın ilerleyen günlerinde Nets’in starları kendilerini bulmaya başladılar. Van
Horn 1.80lik bir şutor gaurd değil de 2.10’luk bir forvet olduğunu, Kittles ise
eli sıcakken durdurulamadığını hatırladı. Martin ise Kidd’in sayesinde bir kaç
yeni numara öğrenmişti. Fakat en önemlisi üçünün de kendilerine güvenleri yerine
gelmişti. Aynı şekilde çaylaklar da takıma rollerini öğrenmiş, uyum sağlamıştı.
Herkes gereken katkıyı yapıyordu. İşler böyle gittiği sürece Nets’in playoff’a
girmemesi için hiç bir engel yoktu.
Kamp bitip de sezon başladığında kimse -taraftarlar bile- Nets’in sezon içinde
50 galibiyet alacağını düşünmüyordu. Bunun için takım kalitesini önce kendi
taraftarlarına ispatlamalıydı. Sezonun ilk maçında Indiana Pacers’a karşı 9000
taraftar Continental Airlines Arena’da yerlerini almıştı. Bun bir NBA maçı için
düşük bir rakamdı. Fakat bu bile Kidd için sıcak bir “merhaba” sayılabilirdi.
Dakikalar geçtikçe Nets geri düşmeye başladı. Herkesin kafasında aynı düşünce
hakimdi “yeniden başlıyoruz, değişen bir şey yok, lig sonunculuğu, bekle Nets
geliyor!” fakat son periyotta inanılması güç bir değişim yaşandı. Geçmiş seneler
olsa son periyotlar New Jersey taraftarları için bir işkence gibi geçerdi. Çünkü
maç zaten ilk 3 periyotta bitmiş olur, 4 periyot rakip takım çaylaklarını ve
normal sezonda süre almayan oyuncularını sahaya sürer adeta taraftarlarla dalga
geçerdi. Taraftarlar ise salonu terk ederdi. Fakat bu sefer farklıydı. Kidd ve
takım arkadaşları maçı bırakmamıştı ve Pacers lehine olan 11 sayılık farkı
kapatmışlardı. Bu muhteşem geri dönüş sonucu Nets evinde 103-97 kazanmıştı.
Oyuncuların ve teknik heyetin yüzündeki gülüş taraftarların inançsızlığını silip
atmıştı. Kidd’in yeni forması ile ilk maçında rakamları ise 14 sayı, 10 ribaund,
9 asist ve 4 top çalmaydı.
Nets’in bundan sonraki sekiz rakibinden altısı da Pacers ile aynı kaderi
paylaştı. Fakat bunlardan bir tanesinin New Jersey adına anlamı diğerlerinden
çok çok farklıydı. Nets taraftarlarının ligde en “kıl” oldukları takım olan New
York Knicks’e karşı alınan 26 sayılık galibiyet. Maç adeta bir karnaval
havasında geçmiş rotasyondaki herkes görevini eksiksiz yerine getirmiş ve
taraftarlara inanılmaz bir şov sunulmuştu. Kidd bu maçta sadece 9 top kullanıyor
ama 12 sayı ve özellikle15 asisti ile bütün takım arkadaşlarını eğlenceye
katıyordu. New Jersey daha sonra Seattle’ı 106-94 ile geçti. Kidd yakın arkadaşı
Payton’ın karşısında 16 sayı, 13 asist ve 9 ribaund ile baskın geldi. Maçtan
sonra iki guardı karşılaştırması istenildiğinde Koç Scott gülerek “Tek fark
Payton’ın çenesi çok daha fazla düşük” diyordu. Jason konuşmasını saha dışında
yapıyordu. “Nets şu ana kadar oynadığım en iyi takım, sanırım. Atletik ve
yetenekli. Evet uzak ara en iyi takım. Eğer kimse sakatlanmazsa hepimiz eminim
daha çok keyif alacağız”. Aslında bütün bunlar Jason’ın dahiliğiydi. Kidd
tarafından medyaya övülen Kittles ve Van Horn’un gururu okşanmıştı. Artık
maçlarda kendilerine daha çok güveniyorlardı. Bu duruşlarına bile yansımıştı.
Fakat tabi ki maçlar kazanılmaya başladıkça takımda bir rehavet oluştu. Bunu da
düzeltmek Kidd’e kalmıştı. Yaptığı açıklamalarda henüz batıya deplasman turuna
çıkmadıklarını yani henüz tam anlamıyla kendilerini sınayamadıklarını
söylemişti. Korkulan oldu ve Nets batı turunun ilk maçında Denver’a boyun eğdi.
Eleştiri oklarının hedefinde 1/10 üçlük isabetiyle oynayan Jason Kidd vardı.
Sonraki maç Jazz ileydi. K-Mart’ın John Crotty ile dalaştığı Malone’un da daha
sonra olaya dahil olduğu maçta New Jersey gülen taraf oluyordu. Batı turunun ilk
galibiyeti böylelikle ikinci maçta gelmişti. Sonraki iki maç Clippers ve Kings’e
karşıydı. Jason her iki maçta da triple-double istatistikleri elde ederek yeni
takımına ne kadar alıştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Eve döndüklerinde
Nets hala Atlantic Dvision’da liderdi.
KİDD, PHOENIX’E KARŞI
Bir sonraki maç diğerlerine göre çok daha kişisel bir karşılaşmaydı. Nets evinde
Suns’ı ağırlıyordu. Kidd, Phoenix’in kendisine attığı kazığa sahada cevap vermek
istiyordu. Kafasında maçı sıfır sayıyla tamamlayarak Nets’in yenmesini sağlamak
vardı. Bunun Suns’a en iyi gönderme olacağını düşünüyordu. Fakat bu olanaksızdı.
Ama gene de Jason ilk şutunu attığında asist hanesinde görülen 11 rakamı her
şeyi açıklıyordu. Tribünde onu izleyen 3 yaşındaki oğlu T.J. ve karısı
Joumana’nın da desteğiyle Kidd oyunun kontrolünü tamamen eline almış ve Nets
maçı 106-87 kazanmıştı. Maç sonunda Kidd’in rakamları 6 sayı, 13 asist, 9
ribaund ve 4 top çalmaydı.
Nets, Atlantic Division zirvesinde yerini sağlamlaştırdıkça taraftarlar
Continental Airlines’ın yerini hatırlamaya başladılar. İlk maçtaki bir avuç
taraftarın yerini şimdi binlercesi almıştı. Nets şovu kapalı gişe oynuyordu
adeta. Tribünlerin doluluğu ile Nets’in fast break sayıları orantılıydı. Ne
kadar çok seyirci o kadar güzel paslar, smaçlar, alley ooplar... Scott takımın
bataklıktan çıkıp zirveye yükselmesini sakince izliyordu. Van Horn’un boşa çıkıp
ceza üçlüklerini kesmesini, Kittles’ın güveninin yerine gelmesini tepki vermeden
takip ediyordu. Fakat kimsenin tepkisiz kalamayacağı birisi daha vardı takımda:
Kenyon Martin. Belki de Kidd’in gelişi en çok K-Mart’a yaramıştı. Orta mesafe
şutu o kadar iyi olmayan Martin bu açığını Kidd’den aldığı pasları smaçlayarak
kapıyordu. Savunmada ise, biliyorsunuz işte, sert çocuk rolü üstleniyordu.
İtişmelerde, bloklarda, ribaundlarda boy ve fizik açığını mücadele hırsıyla
kapıyordu.
O sıralarda Kidd artık kendini iyice kabullendirmiş olmanın da verdiği
rahatlıkla medyaya yeni kulübünden övgüyle söz ediyordu: “Bu kulüpte çok yürekli
insanlar var. Oyunu seven insanlar. Geçmişte alınan kötü sonuçlara rağmen
soyunma odasında herkesin umutla maçı beklemesi çok güzel bir şey. Daha da
iyisi, kimse geçmişten söz etmiyor. Herkes geleceğe umutla bakıyor.” Mesaj
yerine gitmişti. Bir sonraki maç Minnesota Timberwolves ileydi. İki kulüp de
yetenekli oyunculara sahipti ve kazanmaya odaklanmışlardı. Nets maça çok hızlı
başlamıştı. Kidd de öyle. Erken gelen 19 sayılık bir üstünlük T’wolves’un bütün
planlarını bozdu. Fakat daha sonra Kevin Garnett’ın çabalarıyla fark kapandı ve
maç uzatmaya gitti. İşte geçmişte olsa NJ’nin kaybedeceğine kesin gözüyle
bakılan bir maç daha. Ama Jason’ın kulakları bu tip söylemlere tıkalıydı ve
Martin ile beraber 64 sayı atıp maçı 117-112 Nets’e getirmeyi bildiler. Kidd bu
maçta 33 sayı üretirken, 8 asist, 6 ribaund ve 4 top çalma ile sahanın en
iyisiydi. Maçtan sonra medya karşısında Koç Byron Scott “Eğer o, şu an ligdeki
en iyi point guard değilse, hepiniz çıldırmış olmalısız” diyordu. “Maç istim
üstündeyken topu istiyor çemberden geçiriyor ve maçı getiriyor.”
Nets’in transition oyun sistemi rakiplerini korkutmaya başlıyordu. Eğer onlara
karşı bir şut kaçırmışsanız ve hücum ribaunduna girmek gibi bir hata yapmışsanız
Nets ribaundu aldığı takdirde 2 saniye sonra kendi potanızda bir smaç yemeniz
kaçınılmazdı. Bunda Kidd’in paslarının ve tabi aldığı savunma ribaundlarının
önemi inkar edilemezdi. Kerry Kittles’a göre Kidd seken topu tuttuğunda
kafasında sahanın bir resmini çekiyor öyle yere iniyordu. Paslarının yerini
bulacağından kimsenin şüphesi yoktu. Çünkü Jason takım arkadaşının nereye
gideceğini önceden sezebiliyordu.
Kerry Kittles’a göre Kidd seken topu tuttuğunda kafasında sahanın bir resmini
çekiyor öyle yere iniyordu. Paslarının yerini bulacağından kimsenin şüphesi
yoktu. Çünkü Jason Kidd takım arkadaşının nereye gideceğini önceden
sezebiliyordu
All-Star arası yaklaşırken East Rutherford bölgesinde inanılmaz bir trafik
yaşanıyordu. Continental Airlines Arena o sezonki en kalabalık gününü yaşıyordu.
Majesteleri şehre gelmişti. Ve onu selamlamak üzere 20.049 izleyici tribünde
yerini almıştı. Bundan bir kaç sene önce Jordan, Kidd’i golf oynamaya davet
etmiş ve golfte bile ne kadar iyi olduğunu kanıtlamıştı. Ama Jason’ı daha çok
etkileyen MJ’nin her alandaki kazanma arzusu idi. Kidd o gün golf sahasında da
yeni bir ders almıştı. Şimdi çimdeki kapışma parkeye taşınmıştı fakat tabi ki
Jordan eski Jordan değildi. Ama onu küçümsemek ondan 40 yemeniz için geçerli bir
sebepti. Fakat Kidd ve Nets buna izin vermedi ve Wizards’ı eve eli boş
gönderdiler. Hem de “sadece” 44 sayılık bir farkla!.
KIDD ROCKS
14.3 sayı, 10.0 asist, 7.1 ribaund ve 2.15 top çalma ortalamalarına rağmen Jason
Kidd All-Star maçında Doğu Karması ilk beşine aday gösterilmemişti. Fakat Carter
sakatlanınca onun yerine başlayacağı duyuruldu. Bu sırada herkesin Kidd’e
yönelttiği soru: “Nets’in böyle daha ne kadar devam edeceğini düşünüyorsunuz?”
idi. Kidd’in cevabı ise gene takım arkadaşlarına duyduğu güveni gösterecek
cinstendi: “Biz sadece sahaya çıkıp eğlenmeye çalışıyoruz ve tabi elimizden
gelen en iyi şekilde oynamaya”. Bir zamanların popüler ABA takımı Nets NBA ye
katılalı 25 yıldan fazla olmuştu ama en iyi galibiyet sayıları 49’dan (1982-83)
öteye geçememişti. 2002 yılında herkes anlamıştı ki o sezon her şey farklıydı ve
Nets emin adımlarla hedefe ilerliyordu. Belki de takımın All-Star arasından
sonra yaşadığı düşüşün sebebi buydu -Nets’i küçümseyen takımlar artık
akıllanmışlardı- evet artık Nets’i küçümseyen takımlar maç sonunda yedikleri
farkla kendilerine geliyordu. İşi sıkı tutmayan bir savunma ise Jefferson ya da
Martin tarafından cezalandırılıyordu. Hal böyleyken rakipler ekstra konsantre
olarak NJ’ye hazırlanmaya başladılar. Takım art arda yenilgiler almaya başladı.
Kidd’de herkes kadar suçluydu tabi. Özellikle istikrarsız şutu hiç olmadığı
kadar çok eleştiriliyordu. Hawks ve Pistons maçlarında toplam 7-34 saha içi
isabetiyle oynamıştı. Fakat evlerinde aldıkları arka arkaya 6 galibiyet takımı
kendine getirdi. Sonuncusu Miami Heat karşısındaydı ve 97-78 Nets lehine biten
bu karşılaşmada Jason Kidd o sezonki 7.triple-double’ının altına imzasını
atmıştı. Ayrıca bu, takımın 41. galibiyetiydi dolayısıyla %50’lik sezon içi
galibiyet yüzdesini garantilemişlerdi. Geriye kalan 17 maç içinde hala 50
galibiyete ulaşma şansları vardı. Nets ve Kidd vites arttırdı. Sonraki 11 maçın
8 inden galip ayrılıyordu. Wizards karşısında alınacak bir galibiyet “yarım
dalya” demekti. Nets, Wizards’ı 13 sayıyla geçti, Kidd 21 sayı, 12 asist ile
yıldızlaşmış seyircilerin “MVP” bağırışları arasında soyunma odasının yolunu
tutmuştu. Başkan Rod Thorn “O ekstra bir şey yapmıyor. Normal hali bu.. zaten
O’nu bu kadar inanılmaz kılan bu detay” diyordu. NBA Jason ilk senesinde
takımına bir önceki sezona göre 23 galibiyetlik fazladan bir katkı yaparken
izlemişti. Ama şimdi dipteki bir takımı zirveye taşımasını izlemek de biraz
fazlaydı.
“O ekstra bir şey yapmıyor. Normal hali bu. Zaten O’nu bu kadar inanılmaz kılan
bu detay”
Nets Başkanı Rod Thorn
2002 NBA PLAYOFFLARI
Sezon bitip de playofflar başladığında Nets taraftarları normal sezon MVP’sinin
açıklanmasını dört gözle bekliyorlardı. Lakers’ın küçük çocuğu Shaq sezon başı
favoriydi ama Duncan ve Kidd sezon içi performanslarıyla onu gölgede
bırakmışlardı. Yarışmanın ikisi arasında geçeceğine kesin gözüyle bakılıyordu.
Fakat her ne kadar kabullenmek istemese de Jason’ın kafasında MVP den daha başka
sorunlar vardı: Playoff ilk turu.. Suns’taki başarısızlıkların tekrarı
olmamalıydı fakat rakip de genç ve dinamik adeta patlamaya hazır bomba Pacers’tı.
X faktör Reggie’yi de unutmamak lazımdı tabii..
Bir çok otoriteye göre Playofflar Nets için kabus gibi geçecekti çünkü oyun
felsefesi devamlı koşmak olan bir takımın playofflarda başarıyı yakalaması için
ya bir mucize ya da çok kolay bir rakip gerekliydi. İlk maç Pacers’ın
üstünlüğüyle sonuçlandı: 89-83. Saha avantajı kaybedilmişti. Herkes Jason’ı
suçluyordu. Sebep, son dakikalarda pas vermeyi düşünmek yerine çok şut
kullanmasıydı. Aslında Kidd’in yaptığı akıllıcaydı. El yakan topları o
kullanıyordu, takım arkadaşları daha basit konulara odaklanabiliyorlardı.
Sonuçta ikinci maç 16 sayılık bir Nets üstünlüğüyle sona eriyordu. Pacers koçu
Isiah Thomas, eski bir guarddı ve oyunun kimyasını kavrayabiliyordu. Taktik
olarak Jason’ın şut atmasını pas vermesine yeğliyordu. Ama Kidd 85-84 Nets
lehine biten maçta ürettiği 25 sayıyla onları bir kez daha düşünmeye davet
ediyordu. 4. maç ise Reggie Miller’ın kaybetmeyi kabullenmiyorum şovu
şeklindeydi. Nets maçın henüz başında öne geçmiş, devre arasına doğru Pacers
farkı kapamıştı. İkinci yarıda aynı senaryo: Nets açtıkça Pacers geri gelmeyi
başarıyordu ve son sözü Miller söyleyecekti. 9 metreden attığı üçlükle maçı
uzatmaya götürmeyi başardı. Fakat uzatmalarda her Pacers basketine Kidd verecek
bir cevap buldu. Maç ikinci uzatmaya gitti. Ama Nets maçı 120-109 koparmasını
bildi.
Sonra rakip Charlotte idi. Güçlü pota altıyla New Jersey’e sorun çıkarabilecek
takımların başında geliyorlardı. Fakat Jamal Mashburn’un rahatsızlanması sonucu
üstüne fazladan yük binen Baron Davis’in oyuna yeterli katkıyı yapmaması sonucu
Nets seriden galip ayrılmayı bildi. Continental Airrlines Arena’daki ilk iki
maçta farklı isimler ön plana çıktı. Kidd bu seride durgundu fakat ilk maçta
Haris, benchten gelerek çok iyi katkı yaptı ve onun açığını kapadı. İkinci maçta
ise adeta Van Horn şov vardı. Nets’te keyifleri bozan tek haber Tim Duncan’ın
MVP seçilmiş olmasıydı. Koç Scott bu karara sitem ediyor “Bence çok saçma.
Jason’ın takıma katkısı, geldiğimiz nokta... Anlayamıyorum” diyordu. 3. maçta
Kidd, David Wesley ile çarpışıyor ve oyunu ilk devre terk etmek zorunda
kalıyordu. Kidd’in kaşına 15 dikiş atılıyordu. Nets maçı 115-97 vermişti. 4
maçın önemi iyice artmıştı. Bu maçta Kidd sadece sahaya geri dönmekle kalmıyor
ayrıca son periyotta attığı 13 sayıyla Nets’i de 89-79’luk galibiyete taşıyordu.
Konferans finallerinde rakip Boston Celtics’di. Otoritelere göre New Jersey
derin kadrosuyla bu seriden galibiyetle ayrılacaktı fakat Pierce&Walker Co.’yu
durdurmaları şarttı. Scott oyuncularına insanların Nets hakkında görüşlerini
değiştirmenin tek yolunu kazanmaya devam etmek olduğunu ve bu seride kazanmak
için K-Mart’in ribaundlarda daha etkili olması gerektiğini anlatıyordu. Nets
evindeki ilk maçı 104-97 alırken Kidd kariyerinin ikinci playoff triple-double’ını
18 sayı, 13 ribaund, 11 asist ile yapıyordu. Fakat ikinci maç Martin’in Pierce
durdurmaktaki insan üstü çabası ve Kidd’in bir başka triple’double’ına karşılık
93-86 Celtics üstünlüğüyle bitiyordu. 3. maçta Nets, Boston’a saha avantajını
tekrar kazanmak için gidiyordu. Maça fırtına gibi girdiler ve playoff tarihinde
yakalanmış en büyük farkı yakaladılar: 26 sayı. Ama sonra ne olduysa Nets durdu
Pierce coştu ve Celtics geriden gelip 94-90 kazandı. Son periyot sayı bulamayan
Kidd arkadaşlarını yarı yolda bırakmıştı ve eleştirileri üstüne almaktan
çekinmiyordu. Ama aslında Celtics taraftarının Kidd’in karısı Joumana ve oğlu TJ
lafla sataşmaları Kidd’in kafasındaki en büyük sorundu. Kendisine yapılan
tezahüratlara kulakları tıkalıydı ama ailesi için endişe ediyordu. 4.maç adeta
3.maçın bir kopyası gibi başladı. Nets erkenden öne geçti. Celtics devre arasına
doğru farkı 6’ya indirdi. 3.periyot Kidd ve arkadaşları biraz duruldu. Ama
4.periyodun geçen maça benzememesi için Jason dizginleri eline aldı. Takım
arkadaşları da savunmadaki gayretleri ile ona destek oldu ve son düdük
çaldığında skorbord 94-92 Nets üstünlüğünü gösteriyordu. Celtics beşinci maçta
da ancak son çeyreğe kadar dayandı fakat son çeyrekte gardları düştü ve
96-88’lik skorla yaz tatili hazırlıklarına başladılar. Nets tarihinde ilk kez
NBA finallerine çıkıyordu ve Kidd son maçtaki 15 sayı, 13 ribaund, 13 asistiyle
35 yıldan beri bir playoff serisinde 3 triple-double yapan ilk oyuncu ünvanıyla
NBA tarihine geçiyordu. Ayrıca bütün seri boyunca asist, ribaund ve sayı
ortalamalarının da çift haneli sayılara ulaştığını hatırlatalım (17.5 sayı, 11.2
ribaund, 10.2 asist).
2002 NBA FİNALİ
Ve finaller... Nets doğuda şampiyonluğunu ilan ettiğinde Kings-Lakers serisi
oynanmaktaydı. Taraftarlar hangisini istedikleri konusunda kararsızdı. Jason ise
Lakers’ın gelmesini yeğlemekteydi. Çünkü geçen senenin şampiyonunu tahttan
indirerek hanedanlığı sonlandırmak gibi bir isteği vardı. Ama Lakers kadro
olarak Nets’ten bir kaç gömlek üstündü. Shaq, bilmiyorum anlatmaya gerek var mı?
Yanında da her geçen gün “Jordan seviyesine” yaklaşan Kobe Bryant. Sahada bu
ikisini durdurduğunuzda ise kenarda Phil Jackson’ı alt etmeniz gerekmeydi. Byron
Scott’ın kafasındaki plan Kobe ve Shaq‘i kitlemek değildi. Onun tek istediği
Fisher, Fox ve Horry gibi adamların daha çok insiyatif almalarıydı. Ama bunun
için Kobe ve Shaq’in kaçırması gerekliydi! Bir başka yolda Nets’e göre nispeten
daha ağır oyunculardan kurulu Lakers’ı sezon içindeki taktikle; koşarak
yenmekti. Bunun için gene Kidd’e çok iş düşüyordu. Sonunda seri başladı fakat
Nets cephesinde işler istenildiği gibi gitmiyordu. Henüz ilk maçta erken
sayılabilecek bir zamanda fark 23 sayı olmuş ve Nets oyuncuları panik olmuştu
bile. Yavaş yavaş fark 12 ye indi fakat Lakers tecrübesiyle maçtan galip
ayrılmasını bildi. Aynı senaryo diğer maçlar içinde geçerliydi ve New Jersey
finalde Lakers’a 4-0 ile süpürülerek herkesin kafasında yeni soru işaretleri
türetti. “Yoksa o kadar iyi değiller miydi?”
NEW JERSEY’İN BEYNİ
2002-03 sezonuna New Jersey başrollerinde Van Horn-Dikembo Mutombo’nun olduğu
bir takas yaparak girdi. Çoğunluğun düşüncesi takastan zararlı çıkanın New
Jersey olacağıydı. Zaten 23.maçta Mutombo sakatlandıktan sonra çoğunluğun görüşü
herkesin görüşü oldu. İlk beşte pivot mevkiine önceki sene finallerde Shaq’e
karşı yaptığı azimli savunmayla adından söz ettiren Jason Collins monte edildi.
Hatta ilk başlarda Deke’yi aratmadı. 23 maçta Deke 7.6 sayı 7.1 ribaund
istatistikleriyle oynuyordu, Collins ise ilk beş çıktığı ilk beş maçta 8.0 sayı,
7.0 ribaund gibi istatistikler hatta zaman zaman double-double’lar üretiyordu.
Giden Van Horn’un yerine beş çıkan Jefferson gerek seyirciyi ateşleyen smaçları
gerekse savunmadaki gayretiyle takımın Van Horn’u aramayacağını kanıtlar
gibiydi. Martin ise finallerdeki gayretli oyunuyla birlikte adeta bir seviye
atlamış süper starlara yakışan bir olgunlukla sadece işine konsantre olmuştu.
Kidd’de takımdaki değişimden nasibini almıştı. Eskiden sadece 4. periyotta
ihtiyaç duyulan skorer özelliği şimdi maçın gidişatına göre 2.-3. periyotlarda
da kendini gösteriyordu. Bu istatistiklerine de yansımıştı. İlk 22 maç sonunda
21.0 sayı 8.6 asist, 6.4 ribaund ortalamaları tutturdu ve 14 maçta takımın en
skoreriydi. Evet Van Horn’un gidişi takımdaki iç çekişmeleri ortadan kaldırmış
olsa bile (finallerdeki Martin-Van Horn tartışması) hücumda da önemli bir silahı
yok etmişti. Bazen kahramanlar olayları yaratır bazen de olaylar kendi
kahramanlarını. İşte bu sezon Nets’in daha çok sayı bulması gerekti ve bunu
yapacak oyuncu olarak Kidd öne çıktı. İlk başta bocalasalar da daha sonra işler
rayına oturdu. Bunu Mutombo sakatken alınan art arda 12 galibiyetten
anlayabiliriz. Bu seri esnasında Kittles’ın da sakatlandığını ve Harris’in onun
yerine 5 çıktığını da hatırlatalım. Önceki sene benchte oturan RJ, Collins ve
Harris bir anda kendilerini ilk beşte bulmalarına rağmen yerlerini
yadırgamadılar ve ellerinden gelen en iyi oyunu oynadılar. RJ çocukluk kahramanı
MJ’ye karşı kariyerinin en yüksek sayısına ulaştı. Haris, Kittles’ın yokluğunda
beş çıktığı 15 maçta 16.5’lik bir ortalama yakaladı. Ve Collins pota altında
rakip pivotlara karşı en iyi mücadelesini verdi. NJ All-Star haftasına
girilirken Atlantic Division da birinciydi ve en yakın rakibiyle arasında 6
galibiyet fark vardı. Fakat aynı bir önceki sezon olduğu gibi All-Stardan sonra
takım duruldu, Kidd’in yüzdesi dibe vurdu ve ardı ardına gelen yenilgilere çare
bulunamadı. Yenilgilerin çoğu deplasman maçlarında olduğundan East Rutherford’a
dönüldüğünde işlerin yoluna gireceği umuluyordu. Zira öyle de oldu. Evdeki
galibiyetle moral bulan takım Atlantic’in zirvesinden ayrılmadı ve playoff ilk
turunda Milwakuee Bucks’la eşleşti. Kidd 9 Nisan’daki Atlanta maçında 23 sayı,
11 ribaund ve 12 asist ile bu sezonki 4. kariyerindeki 50.triple-double’ını
yaptı (regular sezon).
Bucks All-Star haftasından sonra yaptığı takasla back court’u Cassell-Payton
ikilisine teslim etmişti. Bu belki de ligin en güçlü guard duosuydu ve Jason’ın
işi gerçekten çok zordu. Bu ikiliye bir de benchten Kukoc ve Redd eklenince
işler sarpa sardı fakat bu noktada NJ cephesinde Martin devreye girdi ve
Bucks’ın yumuşak karnı olan pota altını cehenneme çevirerek seriyi 4-2 ile NJ’ye
getirdi. Kidd bu seride 18.8 sayı, 9.2 asist, 6.8 ribaund ile oynadı.
Sonraki rakip ligin genç ve ateşli takımı Pacers’ı eleyen Paul Pierce’lı
Celtics’ti. Geçen sene konferans finallerinde Kidd ve ailesine yönelik
sataşmalar devam ediyordu fakat Kidd hiç etkilenmiyor cevabı sahada veriyordu.
Celtics 4-0 ile süpürülürken Kidd 19 sayı, 9 asist, 9 ribaund ortalamalarıyla
kalitesini bir kez daha kanıtlıyordu. Bu seride son maç koptuktan sonra herkes
maçın bitiş düdüğünü beklerken 2 saniye kala attığı üçlük ise bazı çevreler
tarafından eleştirildi.
Konferans finallerinde bu defa rakip savunması ile sonuca giden Pistons’tu.
Mehmet Okur’un hediye ilk maçtan sonra diğer maçlarda rakibin olmayan hücum
silahlarını iyi kitleyen Nets, Detroit‘in bir türlü çözüm bulamadığı fast break
sayılarıyla sonuca gitti. Bu seride de gene bir K-Mart fırtınası esiyordu.
Playofflarda 21.0 sayı, 9.8 ribaund ortalamalarıyla oynayan Martin bu serinin de
Nets’e gelmesinde yardımcı oldu. Kidd, Boston serisinde yerlerde sürünen şut
yüzdesini bu seride %43e çıkarmış ve 23.8 sayı, 10.0 ribaund, 6.3 asist
ortalamalarıyla alışıla gelmişin dışında bir guard portresi çizmişti
GENE AYNI KABUS
Böylece finallerde doğu yakasını temsil etmeye hak kazanan New Jersey, batıdan
gelecek rakibiyle ilk maçını yapmadan 10 günlük bir dinlenme fırsatı buldu.
Detroit maçında Ben Wallace’ın ayağına basıp bileğini inciten Kidd, antrenman
sırasında ters bir hareket yapınca sakatlığı tekrar nüksetti. Fakat doktorlar
finalin ilk maçına kadar bunu atlatacağını söylüyordu. Ve büyük gün geldi. 4
Haziran günü SBC Center’ı 18.797 kişi doldurmuştu. Bir tarafta sezonun en iyi
galibiyet derecesine, en iyi koçuna ve MVP’sine sahip San Antonio Spurs diğer
tarafta ise Milwakuee serisinin 3. maçından beri yenilmeyerek 10-0 ile NBA
playofflarının en uzun galibiyet serisini yakalamış Nets. Fakat bu maçta Spurs
rakibini çok iyi etüd etmiş onların en iyi silahlarını, yani fast breaklerini
nasıl durduracağını çözmüştü. Bu sebepten NJ hücumda zorlanıyor oyun sete
dönüştüğünde çaresiz kalıyordu. Kidd 10 sayı, 10 asist, 8 ribaundluk bir
performans çizse de Bowen ve Parker’ın savunmasında 4/17 gibi bir yüzdeyle
oynuyor ve kendi potasını onlara karşı savunamıyordu. Savunulamayan bir başka
kişi Duncan idi. MVP, 32 sayı, 20 ribaund, 7 blok ve 6 asist ile adeta NJ’yi tek
başına çökertiyordu. Maçtan sonra Byron Scott, Mutombo opsiyonunu kullanmadığı
için eleştirilere hedef oluyordu. Çoğu kişi ilk maçtan sonra Spurs’un
süpüreceğini, Nets’in gene doğu yakasının güçsüz takımı olarak anılacağını
düşünüyordu. Kidd ise yenilginin kendisinin olan sorumluluğunu üstüne alıyor,
şutlarının girmediğini ama onu bu ligdeki en iyi guard yapanın şutları
olmadığını söylüyordu. Nets bu olumsuz düşünceler ve eleştirilerle ikinci maç
için yeniden SBC Center’daydı. İlk maçta %37 ile oynayan Nets bu maçta %42 ile
şut atıyordu ve birçok kişiye göre maçın kazanılmasındaki en büyük etken buydu.
Fakat gözden kaçan bir rakam vardı. O da Spurs’un maç boyu yaptığı 21 top kaybı.
Kidd ve arkadaşları SA’yı kendi evlerinde 21 top kaybına zorlamış bunun getirisi
olarak da maç içersinde onlardan 15 fazla top kullanmışlardı. Sonuçta Kidd
“beğenilmeyen” şutlarını bu maçta sokarak 30 sayı buluyor bunun yanına 7 ribaund
ve 3 asist ekliyordu. Spurs cephesinde ise ilk maçın yıldızı TD 19 sayı 12
ribaund ile oynuyor fakat kaçırdığı 7 faul atışı takımının yenilgisine
maloluyordu. Stephen Jackson ise 16 sayıyla oynamasına karşın yaptığı 7 top
kaybı ve son saniyede kaçırdığı 3lük ile adeta NJ için çalışıyordu. Maçtan sonra
Byron Scott deplasmandaki 2 maçtan birini kazanmanın onların ilk hedefleri
olduğunu ve bunu başardıklarını söylüyordu. İlk maçta da aynı şekilde mücadele
ettiklerini fakat kolay şutların kaçmasının yenilgi de etkili olduğunu da
ekliyordu. 3. maç East Rutherford’da, Continental Airlines Arena’daydı. İkinci
maçta skor yönünden etkisiz kalan K-Mart (16 sayı) bu maçta hücumda insiyatif
alıyor ve 23 sayısının yanına 11 de ribaund yazdırıyordu. NJ için sevindirici
bir gelişme olarak serinin suskun ismi Kittles 21 sayı ile görevini yerine
getiriyordu. Kidd gene çok kötü atıyor, 19 şutundan sadece 6’sında isabet
buluyordu ama 11 asisti ile arkadaşlarına pozisyonlar yaratıyordu. Spurs
cephesinde ise iki basamaklı sayılara sadece Parker ve Duncan ulaşıyordu. Tony
26, Tim 21 sayı, 16 ribaund, 7 asist ve 3 blok ile oynuyordu. Maçta NJ, San
Antonio nun %42’lik şut yüzdesine %35 ile karşılık veremeyince yenilgi
kaçınılmaz oluyordu. Yapılan 18 top kaybı ve kaçan 51 şut izleyicilere göre
mücadelenin bir getirisi değildi. Ve birçok seyirci seriden zevk almadığını, bu
kadar kötü şut atan bir takımın finale kadar nasıl geldiğini soruyordu. Sonuçta
maç 84-79 Spurs lehine bitiyordu ve seri de 2-1’lik Spurs üstünlüğü oluyordu. 4.
maç gene NJ’deydi. Artık Spurs’un bu maça asılıp seriyi diğer maçta bitireceğine
kuşkuyla yaklaşan çok az insan vardı. Fakat NJ maçı daha çok istiyordu ve
girmeyen şutları için bir çözüm bulmuşlardı: atamıyorsan attırma! Spurs maç
boyunca yüzde 29 ile atıyor, Parker 1/12 ile yıldızlaşıyordu(!). NJ’de Martin 20
sayı, 13 ribaund, Kidd 5/18 şut yüzdesine rağmen son saniyelerdeki kritik
faulleri sokması ve 8 ribaund, 9 asistlik performansıyla maçı NJ’ye getirenler
oluyordu. Ama serinin bir başka vasat ismi Jefferson’ın da 18 sayı, 10
ribaundluk katkısını unutamayız tabii. Spurs da ise direnen gene Duncan‘dı fakat
çabaları yetmiyordu: 23 sayı, 17 ribaund, 7 blok ile oynaması maçı 77-76 NJ
üstünlüğüyle bitmesini engelleyemiyordu.
5. maç NJ’deki son maçtı. Tutuk başlayan bir ilk periyodun ardından neredeyse
bütün maç skor çok açılmadı fakat devamlı bir Spurs üstünlüğü vardı. Ne zaman NJ
yaklaşacak olsa Spurs koçu Popovich mola alıyor sonrasında TD ve arkadaşları ard
arda sayılar buluyor ve farkı tekrar açıyorlardı. NJ’de 29 sayı ile oynayan
Kidd’e, RJ 19 sayıyla eşlik ediyor fakat ilk beşten başka 10+ lık performans
gelmeyince iş bench katkısına kalıyordu. Ama gelin görün ki bütün seri aldığı
kısa sürede elinden gelenin en iyisin yapan Aaron Williams’ın 10 sayısı dışında
bechte de katkı yoktu. Martin’in maçtan önce rahatsızlanması performansını
etkiliyordu 4 sayı da kalan Kenyon, yaptığı 8 top kaybıyla adeta takımın içerden
çökertiyordu. Ayrıca Duncan’ı yavaşlatamaması da cabasıydı. Tim ise 29 sayı, 17
ribaund ile artık alıştığımız dominant oyunlarına bir yenisini daha ekliyordu.
Bir önceki maç 0/9 atarak takımının yenilgisinde önemli pay sahibi olan Malik
Rose bu maçta 14 sayı buluyor Manu Ginobili de 12 sayıyla ona eşlik ediyordu.
Bench savaşından da 37-16 galip ayrılan Spurs maçı da 93-83 kazanıyordu.
6. maçta seri Teksas’a taşınmıştı. SBC Center tarihi günlerinden birini
yaşıyordu. Seyirciler Amiral David Robinson’ın son maçı olacağına inandıkları bu
maçı kaçırmamak için yerlerini almışlardı. Fakat maçın başlama düdüğüyle beraber
NJ herkesi şaşırttı. Maçın üç periyodunu önde götüren NJ, son periyoda 63-57
önde giriyordu. Fakat 4. periyotta başlayan Spurs fırtınasına engel
olamıyorlardı. 19-0’lık bir seri yakalayan Spurs, Kidd ve arkadaşlarını adeta
yıkıyordu. 4. periyoda kadar %43 ile oynayan NJ, son periyot sadece 14 sayıda
kalıyor ve 31 sayıyı potasında görüyordu. Maç sonunda NJ’nin saha içi isabet
oranı % 35 ti. Takımın finale çıkmasında büyük emeği olan Bucks ve Pistons
serilerinin kahramanı Kenyon Martin bu maçta 23 şutundan sadece 3 de isabet
buluyor ve yenilginin baş sorumlusu oluyordu. Ribaundlarda 55-35 ezilen, bench
skorlarında 31-17 geride kalan NJ için yenilgi ne kadar moral bozucuysa son
senesini yaşayan Robinson ve 19 senelik kariyeri boyunca tek şampiyonluğunu bu
sene gören Kevin Willis için o kadar mutluluk vericiydi. Finalin kahramanı 2
blokla NBA tarihine adını altın harflerle yazdırmayı kaçıran ama gene de 21
sayı, 20 ribaund, 10 asist ve 8 blokluk performansıyla Finallerin MVP’si ödülünü
sonunda kadar hak eden Duncan’dı. Nets de ise Kidd gemisini kurtaran kaptan
olmayı bu sene de başaramıyor umutlarını gözyaşları içersinde gelecek seneye
bırakıyordu.
WHAT THE KIDD DID
Evet, New Jersey gibi diplerde dolaşan ve NBA’de hiçbir başarısı olmayan bir
takıma gelip çehresini değiştiren ve şampiyonluk yarışına sokan Jason Kidd, ne
yazık ki 2.NBA Finali deneyiminden de boynu bükük ayrıldı. Fakat iki sene evvele
göre Nets kadrosuna sadece Kidd ve Jefferson’ın eklendiği düşünülürse şu anda
şampiyonluğu kaçıran Nets’in, pota altını domine edecek bir uzun ile çok yakın
bir zamanda tekrar NBA Finalinde ve bu sefer ellerinde şampiyonluk kupası ile
görebileceğimizi düşünmek çok da hayal değil. Basketbol oyununa hız ve zekası
ile renk katan Kidd’i ve takımı Nets’i izlemeye devam edin, göreceksiniz çok çok
yakında NBA’deki Batı hegomanyasını kıracak takım onlar olacak. Tabi Jason
Kidd’in bu sezon bitecek anlaşmasını yenileyebilirlerse!.
| Yorum yazın |
Site yönetimi olarak aldığımız karar sebebiyle, artık Yorum gönderebilmek için Üye olmanız gereklidir. Sistemimize Kayıt olarak son gelişmelerimizden ve bültenlerimizden faydalanabileceksiniz...
Sisteme Kayıt olmak için tıklayın Eğer kayıtlıysanız Üye Girişi yapmak için tıklayın. Şifrenizi unuttuysanız tıklayın |