Merhaba büyük Celtics taraftarı ve sevgili basketbol severler. Nasılsınız? İnşallah iyisinizdir bana gelecek olursak ülkemizde bulunan öldürücü hastalıklara rağmen iyiyim ancak okul-dershane-ÖSS büyük üçlüsünün bütün sene boyunca bana uygulamış olduğu kötü tarife sonucu zamanın farkında olmadan geçti benim için. Hazır ÖSS’de bitmişken bir yazı üretme ihtiyacım doğdu zaten şubat ayından bu yana cesaret edip bir şeyler yazamadım. Çünkü hayatımdaki bütün durumlar karma karışık bir halde. Hayatımdaki karmaşık durumlar içerisinde bu senenin bütün pozitifliğini ve negatifliğini üzerinde taşıyan kardeşlik ve hayal kırıklığı yüklü bir Celtics yazısı yazdım, var olabilecek anlatım bozuklukları için sizlerden af diliyorum ve kısa kesip başlıyorum.

Yazımızın orijini bu sezon Celtics’in KG’nin olmadığı maçlarda gösterdiği performanstır fakat bu paragrafta sezon öncesini, sezon içerisindeki hamlelerimizi ve playoff performansımızı değerlendireceğim. Evet, takımımız 2008/2009 sezonunu 62 galibiyet 20 mağlubiyetlik derecesiyle konferans ikincisi lig üçüncüsü olarak tamamladı. Yazdığım sayısal verilere baktığımızda takımın normal sezonda iyi bir görüntü yarattığını söyleyebiliriz fakat Celtics için önemli olan zar zor kazanılan maçlardaki sorunları yazıp, var olan sorunları çözmek için üretilecek önerilerdir bence. Bu yüzden 82 maçtan tamamını ve özetlerini izleyebildiklerimden çıkarttığım notlarla Celtics’in problemlerini hep beraber bulacağız.
Evet, 08/09 sezonuna kadromuzu büyük ölçüde koruyarak girdik. Danny Ainge ve Doc Rivers 07/08 sezonunda şampiyon olan kadronun korunmasının elde edilen başarının en büyük sağlayıcısı olduğu görüşünde ve takımda yaşanacak problemlere göre sezon içerisinde belli transfer hamleleri gerçekleştirme hususlarında ortak bir noktada birleştiler. Bence bu hususlarda ortaklar noktalar bularak Celtics adına izlenebilecek en önemli yolu izlediler ölü sezonda, ayrıca ölü sezonda takım sadece drafttan seçilen oyuncular kadroya dâhil etti. Yönetimin yaptığı bu iki hamle iyi sayılması gerekir çünkü daha önce de dile getirmiş olduğum gibi temeli sağlam olan kadro korundu. İyi hamlelerin yapıldığı ölü sezonun ardından normal sezon başladı. 08/09 sezonun bizim için çok iyi başladığını söyleyebiliriz. Ölü sezonun iyi geçmesi sezonun ilk dört ayının da (Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak) güzel geçmesine zemin hazırladı. Bahsettiğim dört ayda toplam 48 maça çıktık. 48 maçlık süre sonunda 39 galibiyet 9 mağlubiyet aldık. Dört aylık dönem içerisinde Celtics sahada şampiyona yakışır bir eda ile basketbolunu sergiliyordu. Hücumda KG-PP-RA üçlüsünün sayı yükünü çekip takımı sırtladığını ve savunmada KG’nin takıma katmış olduğu artılar ile rakip takımların hücum esnasında match-up(eşleşme) problemlerine sürükleyip takımımızın kimliği olan savunma oyununu mükemmel oynayarak ne kadar kaliteli bir takım olduğumuzu gösterdik. Ayrıca savunmaya dayalı hücum sistemiyle hareket ettiğimiz için kolay kolay pick’n’roll yapılmasına ve penetre üzerinden sayılar üretilmesine fırsat tanımadık. Olabildiğince pas yaparak oynayıp, topu hücumda paylaştık ve en önemlisi hücum ederken acele hareket etmedik. Set hücumlarında Ray Allen ve Paul Pierce’ı kullanarak sayı yükünün çekilmesine yardımcı olduk. Kısacası rakipleri epey zorlayarak yine şampiyonluğun en büyük adaylarından birisi olduğumuzu gözler önüne serdik ancak 6 Şubat 2009 günü LA Lakers ile yaptığımız maç bizim için olumsuz bir kırılma noktası oldu. Çünkü dört aydır mükemmel oyunlar ortaya koyan Boston Celtics’in ilk defa bu kadar çok zorlandığına şahit oldum ancak LA Lakers maçında zorlanmamıza rağmen iyi oynarken son dakikalarda takım halinde saçmalamamız bizim için maçı orada bitirdi, LA Lakers zaaflarımızı çok iyi değerlendirdi ve evimizde çok açı bir mağlubiyet çorbası tattırdılar. Bu maç bizi çok yordu ve bu maçın akabinde zorluk seviyesi had safhada olan 6 maç oynayacaktık. LA Lakers maçının ardından New York Knicks ile MSG’ de maça çıktık. NY Knicks bizle yapılacak olan maçtan önce MSG’ de Kobe ve LeBron’dan büyük darbeler yedi. Aynı tipte bir darbe de Paul Pierce’tan bekleniyordu. Maç başladı ve oyun bayağı bir süre eşit gitti, maçın kopma anı Spike Lee’nin Paul Pierce’a topu 3. Çeyrekte sahanın yanından oyuna sokarken söylediği sözlerdi. Spike Lee’nin Pierce’a ne söylediğini bilmiyorum fakat Paul Pierce’a ne söylediyse o andan sonra PP maçın kontrolünü eline aldı ve maçı kazanmamızı sağladı ama bizim takımdan beklentimiz bir anda coşmaları değil sahip oldukları coşkuyu maçın geneline yayıp sezon içerisinde başarılı olmalarıdır. Neyse bu ayrı bir konu… Şubat ayında Utah Jazz maçının ardından Garnett’i göremedik yaşadığı sakatlık sonucu. O yokken takımda bir ateşleyici oyuncu sıkıntısı yaşandığına şahit oldum, sayı atmasa bile rakip takımada attırmamak için elinden geleni yapıyor ve o olmayınca da savunmasal anlamda çok sıkıntı yaşıyorduk. Onsuz oynadığımız maçlarda hiç etkinlik göstermiyorduk. Garnett’siz maçların zor geçtiğini gören GM Danny Ainge bir üçlü takas gerçekleştirerek Patrick O’Bryant’ ı Toronto’ya yollayıp Sacramento’dan uzun rotasyonunu genişletip KG’ye backup olması için 10 yıldır NBA’ de forma giyen Mikki Moore’u kadroya dâhil etti. Ayrıca PG mevkiinde alternatifi genişletmek amacıyla yüzüksüz yıldız Stephon Marbury transfer edildi. Ölü sezondaki doğru hamlelerin sezon içerisinde de böylece devam ettiğini gördük ancak bunların sahaya pek yansımadığını söyleyebiliriz. Çünkü KG olmayınca alıştığımız Celtics oyununu göremedik Şubat’tan sonra ancak ne yaptık ettik yine 60 galibiyeti bulduk. İkinci sıradan playofflara girmeyi başardık.
Evet, şimdi Celtics’in maçlarda yaşadığı problemler:1. KG’nin yokluğunda savunma ve hücumda yaşanan sıkıntılar
2. Benchin sayı yüküne ortak olacak kadar yetersiz olmaması
3. KG sakatlandıktan sonra onun yerine oynayacak oyuncuların bir istikrar sağlayamaması(ancak Leon Powe ve Glen Davis oyunlarını geliştirerek gelecek sene için önemli alternatifler olduklarını gösterdiler.)
4. Bazı maçlarda Paul Pierce ve Ray Allen’ın yeterince katkı yapamaması
5. Rajon Rondo’nun bireysel olarak iyi savunma yaptığını gördük fakat yine ceza şutlarını bile sonuçlandıramadı bu yüzden hücumda bir nebze yetersiz oldu
BOS - CHIBu eşleşmenin olmasını istemiyordum çünkü Chicago Bulls takas döneminin son bulmasına az bir süre kala yaptığı takaslarla çok iyi bir hava yakaladı ve oynadığı basketbol rakip takımı devamlı şekilde ısıran, her topu kapmaya çalışan bir sistem. Oyuncular da sisteme mükemmel bir şekilde uyum gösterdiler ve KG’nin olmamasından faydalanacak olmaları yüzünden bu eşleşmenin olması konusunda isteksizdim ve korkuluydum. Genelde istemediğim şeyler hep başıma gelir ve bu sefer de korktuğum başıma geldi. Bulls ile eşleştik. Chicago’nun bizi zora sokacağına adım gibi emindim oyuncular çok yorulacaklardı hele ki karşıdaki takım inançlıysa ve sezon içerisinde risk alıp sizde KG yokken sizi yendiyse stresiniz de yorgunluğunuz kadar fazla olacak. İlk maçta bir sürpriz bekliyordum ve öyle de oldu Derrick Rose ve Ben Gordon’ın müthiş performansını durduramayınca 105’e 103 yenilmekten kurtulamadık. Esas sıkıntımız neydi tabii ki savunmaya dayalı problemlerdi. Neydi bu problemler? Öncelikle Kevin Garnett’in olmaması hasebiyle PF mevkiinde oynayacak olan oyuncunun yaşadığı match-up(eşleşme) sıkıntısı oluştu ve bunun sonucunda Chicago hücumlarında pick’n’roll denemeleri fazlalaştı. Peki, savunmaya dayalı problemleri engelleyecek kişinin alternatifi neden kadro yapılandırılması yapıldığında yoktu. Bir bakıyoruz Glen Davis PF oynuyor bir bakıyor Moore bir bakıyoruz bilmem kim! Chicago’dan KG olmadan da çok iyi bir takımız. İlk maçta meziyetlerimizi tam olarak sahaya yansıtamayınca böyle bir sonuç çıktı. İkinci maçta ise artık şampiyon sazı eline aldı ve çalmaya başladı. Ayrıca bu maçta elindeki silahları iyi kullandığını söyleyebiliriz Doc Rivers’ın. Paul Pierce, Rajon Rondo ve Ray Allen takımı sırtladıkları zaman oyuncularında kendine güveni geliyor, oynamaya başlıyorlar. Bence Doc Rivers’ın bu girişimi takımı toparlamak ve biz şampiyonuz unuttunuz mu sorusunu oyunculara sorup seride durumu lehimize çevirmek için çok faydalı oldu. 118-115’lik skorla Chicago’ya seriyi kolay kolay bırakmayacağımızı gösterdik. İlk iki maçın değerlendirmesi serinin değerlendirmesi gibidir bence. Çünkü Bulls kazandığı maçlarda yaşadığımız sorunlarla kazandığımız maçlardaki etkenlerin hepsi aynı. Derrick Rose’un oynayarak oynatmasına izin verdiğimizde yeniliyoruz, Paul Pierce’ın etrafında oynayıp iyi savunma yaptığımızda maçları kazanıyoruz. Nihayetinde çok itiş kakışlı bir serinin sonucunda fiziksel olarak yorgun ama psikolojik olarak sağlam bir şekilde Orlando Magic ile eşleştik.
BOS - ORLBu seride Orlando Magic ile eşleşmek beni hiçbir çekinceye sürüklemedi. Çünkü artık Doc Rivers elindeki adamlarla ne yapabileceğini görmüştü ve karşısındaki takımı da iyi kötü tanıyordu. Kadro planlamasını da ona göre şekillendirip soyunma odasında yapacağı birkaç ateşli konuşmayla günü kurtarmanın planlarını güdüyordu. Bizim yakada böyle durumlar vardı, Florida tarafında ise geçen senenin öcünü almak isteyen tecrübesini artırmış ve taktik dehası bir koçu olan 3 gün dinlenmiş bir Orlando vardı. 3 gün dinlenmenin onlara bir avantaj veya bize bir dezavantaj sağladığı fikri çok yanlış. En nihayetinde bu seri bir hesabın kapatılacağı veya bir sezon daha açık kalıp kalmayacağını belirleyecekti ve önemli olanın maçın olduğu gün gösterilen performansın ne düzeyde olacağıdır kanaatimce. Seri öncesinde yine 4-3’lük bir seri sonucu tur atlayacağımızı düşünmekteydim çünkü ne olursa olsun kadro rotasyonumuz daha geniş Magic’ten ve saha avantajımız var. İlk maçta Ray Allen’ın 9 sayıda kalması ve Magic’te 4 oyuncunun çift hanelere çıkması benchten gelen Pietrus’un 17 sayıyla yaptığı büyük katkı sonucunda ilk maçı 95-90 kaybettik. İkinci maç bence playoffta bench katkısının ne kadar önemli bir unsur olduğunu gözler önüne seriyor. Çünkü ilk maçta Pietrus’un 17 sayısıyla kazanan Magic’i benchten gelen Eddie House’un 31 sayısı devirdi. Bu yüzden her oyuncunun bireysel olarak yapacağı katkı ne kadar üst düzeyde olursa bir takım o kadar başarılı olur. Stan Van Gundy bu seride temel olarak bench katkısını üst düzeyde tutup başarıyı sağlamaya çalıştı. Doc Rivers ise genel olarak maksimum verimi ilk beş oyuncularından almaya çalıştığı için bu seri bizim için kayıplarla sonuçlandı bence. Üçüncü maça geldiğimizde ilk iki maçta ürettiğimiz bench tezinin çürüdüğünü bu sefer Orlando Magic ilk beşinin müthiş bir inançla bizi tepelediğini görüyoruz. Demek ki kadro rotasyonu geniş dediğimiz Celtics at gözlüğüyle oymuyor ve potansiyelini değerlendiremiyor. Oyuncular KG’nin eksikliğini çok çekiyorlar. Bu durumun bir diğer nedeni ise Doc Rivers’ın alternatifsiz bir kadro oluşturduğu. Tamam, KG yok ama Glen Davis, Leon Powe ve Mikki Moore var elinizde bu oyuncuları her ihtimale karşı hazırlamanız gerekiyor. KG’nin yerini alamazlar ama ellerinden gelen gayreti gösterebilirler. Dördüncü maçta takımımızın benchten falan geçtiğini artık varını yoğunu sahaya koyan bir biçimde ilk beşin katkılarıyla oynanan sıkıntılı basketbol ile maçı kazandığımızı gördük. Bence tur atlayabilmemiz için artık taktik kurmaya gerek yok inanan kazanacaktı bu seriyi. Beşinci maçla birlikte Orlando üstünde hâkimiyetimizi kurduk. Art arda gelen iki galibiyet oyuncuların kendilerine olan güvenlerini arttırdı ancak bir takımda güvenin artması demek rakibi küçümsemeye varabilir bu yüzden altıncı maçı alıp finallere çıkmak zorlaştı bizim için. Nitekim altıncı maçın gelmesiyle birlikte Orlando Magic tekerrüre imza atmamızı istemiyordu ve altıncı maçı kazanarak güvenin inançla birleşiminden oluşan kokteyllerini yudumlayarak maça çıkıp güç gösterisi yaptılar diyebiliriz. 7.maçta tam anlamıyla Hido’nun omuzlarında yükselen Magic’in bizi mükemmel bir şekilde playofftan silmelerine sahne oldu. Kendi oyunlarını oynayıp, şampiyon olacaklarına inanarak karşımıza gelmişlerdi büyük bir itiş kakışlı seride son sözü temsilcimiz Hidayet Türkoğlu Türk Spor Tarihinin en önemli bireysel performanslarından birini sergileyerek Magic’i finale taşıdı. Bizi yenip ardından Cavs’i duman eden Magic finalde tecrübeli LA Lakers’a mağlup olmaktan kurtulamadı. Seneye belki tekrar finale çıkıp başarabilirler ama önce seneye daha kuvvetli olacak takımımızı süpürmeleri gerekiyor. Magic’in başarısını takdir edip Hido’ya Türkiye’yi onurlandırdığı için çok teşekkür ediyorum.

Sezon ve playoff değerlendirmesinin yazının konusundan uzaklaştırdığının farkındayım ama bu konulara değinmek istiyordum. Neyse yazının esas konusuyla devam edelim. Yazımın çıkış noktası bu sezon KG’siz oynamayla terbiye edilen Celtics’in yeniden var olma savaşıdır. Peki, nedir bu yeniden var olma savaşı? Bildiğiniz üzere 17 şampiyonluğumuz var. 16. Şampiyonluk ile 17.şampiyonluk arasında koca bir uçurum var. İşte bu koca uçurumdan çıkmak için yaptığımız bütün hamleler artı 17.şampiyonluk ve sonrası bir devin eski yeri alma yani yeniden var olmaya çalışmasıdır. Yeniden var olma savaşı Celtics’in dirilmek NBA’ i domine etmek için yaptığı çalışmalardır. Bence Celtics koca uçurum olarak bahsettiğimiz sezonlardan en doğru hamlelerin şampiyonluk sezonunda imza attı zaten bunun tersini söylemek için de biraz sıkıntılı(akıldan) olmak lazım. GM’miz ve koçumuz 2007/2008 sezonunda takımın bütün sıkıntılarını giderdiler ve yıllardır geride olduğumuz savaşta öne geçmeyi başardık. 07/08’da gösterdiğimizi müthiş performans ile yıllar öncesi gücümüzü toparladık ve şampiyon olarak yaptığımız savaşı kazandık. Ancak KG’nin sakatlanması Boston Celtics içerisinde çeşitli isyanların iç savaşların başlangıcının habercisiydi. Tamam, dışarıyı bitirdin ama iç siyasetinin koruyabilmen için iç kuvvetlerin seni koruyabilecek ölçüde yeterli olması gerekiyor. KG sakatlığı da verdiğim bu örnek gibi. Onun yerindeki adamlara sen her ihtimale karşı hazır ol demelisin. Dünya hali bu ne olacağı belli olmaz. Yoksa yeniden kazandığımız onurumuzun hali nice olur? Takım yapılanması yapılırken her ihtimal hesap edilmeli ve ona göre rotasyonlar ve hücum opsiyonları geliştirilmeli diye düşünüyorum.
Sözün özü kaliteli bir takımımız var ve her takımda olduğu gibi birkaç sorun yaşadık önemli olan bunlardan ders çıkarmak, yeniden var olabilme mücadelesini sonuna kadar götürebilmektir.
Birkaç not aktaralım Kevin Garnett’in sakatlığı tam olarak geçti ve takım kapına katılacak. GM Danny Ainge Rondo ve R. Allen’ı takas edebilir. Eğer böyle bir takas gerçekleşirse neler olur onları sonra bir yazıyla değerlendireceğim!
Hoşça kalın…
Ali ÜNLÜ