2014 NBA All Star Smaç Yarışması'nda yarışacak isimler açıklandı. Son şampiyon Terence Ross'un başı çektiği çok iddialı bir kadronun yanı sıra geleneksel smaç yarışmasından çok farklı, yeni bir formatı da göreceğiz.

14 Şubat gecesi oynanacak 2014 NBA All Star Maçı'nın koçlar tarafından seçilen yedekleri açıklandı.

2014 NBA All-Star maçının ilk beşleri açıklandı.

Her yıl düzenli olarak Forbes tarafından açıklanan NBA'nin en değerli takımları sıralamasında bu yıl da zirve değişmedi.

Dallas Mavericks'in Alman yıldızı Dirk Nowitzki, kariyerinin devamı konusunda açıklamalarda bulundu.

Denver Nuggets'ın İtalyan oyuncusu Danilo Gallinari'nin dizindeki sakatlığı nedeniyle sezonu kapadığı açıklandı.

Boston Celtics, Miami Heat ve Golden State Warriors, 4 oyuncuyu kapsayan üçlü bir takasta anlaştı.

Yıldızı Derrick Rose'un tekrar sezonu kapatmasıyla birlikte hedef küçülten ve bir süredir kadroyu boşaltarak geleceğe yatırım yapmayı tartışan Chicago Bulls, takımın en önemli isimlerinden Luol Deng'i Cleveland Cavaliers'a gönderdi.

EUROBASKET 2009: ŞAMPİYONANIN ARDINDAN

NbaTr.Com - Salı, 22 Eylül 2009
Sitemiz Editörü ve Köşe Yazarı Gültekin Tezcan, 'EUROBASKET 2009: ŞAMPİYONANIN ARDINDAN' başlıklı yazısında Eurobasket 2009'u enine boyuna değerlendiriyor. A Milli Takımımızın ve Eurobasket 2009'un analizi niteliğindeki köşe yazısı için;

EUROBASKET 2009: ŞAMPİYONANIN ARDINDAN

     İyisiyle kötüsüyle bir şampiyonayı daha geride bıraktık. Turnuva başlamadan önce,  sitemizde açtığımız ankette de belirttiğimiz üzere birçok takım, önemli yıldızlarından eksik olarak gelmişlerdi buraya. Açıkçası Nowitzkisiz bir Almanya’yı ya da Diamantidissiz bir Yunanistan’ı izleyecek olmanın verdiği düş kırıklığıyla başladı turnuva benim için. Yıldızları olmadan başlayan organizasyonun üzerimizdeki kötü etkisi, milli takımımızın 2001’den beri ulaşamadığı çeyrek final başarısıyla biraz olsun ortadan kalkar gibi oldu ancak takımımızın ufak hatalarla, 1-2 sayıyla maçlar kaybederek, özellikle yıllardır üzerimizden atamadığımız serbest atış sokamama sorunuyla maçları kendi ellerimizle hediye etmemizle, şampiyon bile olarak dönebileceğimiz turnuvadan 8. olarak ayrılmak bizleri çok ama çok üzdü. Bizim için iyi başlayan turnuva, hatta beklediğimizden oldukça iyi başlayan turnuva, hiç de iyi olmayan bir sonla noktalandı. Önce Slovenya’ya, maça yanlış beşle başlayıp 19 sayı geriye düştükten sonra, rakibi zar zor yakalayarak Engin’in son saniye şutunun kaçmasıyla yenilip; çeyrek finalde de hakemlerin kafasına çok iyi giren ve oyunun pis taraflarını gayet iyi bilen Yunanistan ile eşleşmemiz (herkes Hırvatistan bize ters geliyor, onun yerine eksik Yunanistan daha iyi olur derken, benim aklıma hep geçmiş tecrübeler ve Yunanlar’ın nasıl bir lobisi olduğu fikri geliyordu. Korktuğum da başıma geldi zaten) bu sonu hazırladı diyebiliriz. Tabiki Yunanistan maçını sadece lobi olaylarına ve hakemlere mal etmek, hele iki takım arasındaki ribaunt farkını görünce, çok yanlış olur. Ancak tüm bunları geçtim, insanın asıl canını yakan olay; gruplarda yendiğimiz iki takımın finalde karşılaşması oldu. Final maçını izlerken, içlerinden ‘’bizim onlardan neyimiz eksik’’ cümlesini kuran birçok kişi olduğu kanısındayım.

     Koç  Tanjevic senelerdir bu takımı 2010’a hazırladığını  söyleyip duruyor. Dünya Şampiyonası öncesi son prova da yapıldı. Takım olarak müthiş savunma yapıyoruz. Hücumda istediklerimizi yapamadığımızda bile, savunmamızla ayak diriyoruz rakiplere. 2. turda kazandığımız Sırbistan maçını hatırlayın. Uzatmada 5 dakikada sadece 5 sayı atabilmiştik ancak tek bir sayı bile yememiştik. Bizim savunma karakterimiz oturmuş durumda. Herkes, savunma olmadan bir başarı gelmeyeceğinin farkında. Buraya kadar tamam.  Asıl sorun, hücum organizasyonlarımız. Maça Kerem Tunçeri’nin içinde olduğu beşle başladığımızda ilk çeyrek, gerek onun diğer oyuncularla oynadığı ikili oyunlar, gerek savunmanın dengesini bozarak attığı ve attırdığı üçlüklerle, her maç adımıza dengeli ve verimli hücumlarla başlıyor ancak rotasyon başlayıp, Kerem’in oyundan çıkması, kısaların değişmesi, maçın ilerleyen dakikalarında üzerimize binen yorgunluk (bu, turnuva ilerledikçe daha da göze çarpmaya başladı) ve de en önemlisi uzunları beslemeyi unutmamız, hücumda tıkanıp kalmamıza, zorlama atışlara yönelmemize neden oluyor. Bu da üst üste iki hücumda çizilen uygun bir setle sayı bulamamamıza yol açıyor. Sonra dua ediyoruz ‘’bari hücum ribaundunu alalım’’ diye. Turnuva geneline de baktığımızda, tıkanıp kaldığımız hücumların çoğunda Ersan ya da Ömer’in hücum ribauntlarıyla sayılar bulmuştuk. Tamam şu fikri ben de savunuyorum: ‘’Hücumla maç kazanılır savunmayla şampiyonluk’’. Ancak hücumda sayı bulamayınca, savunmanın sertliğinin yavaş yavaş düştüğü de herkesin malumudur.

     Takımımızın  özellikle uzun rotasyonu çok genç. 2010 öncesi, bu şampiyona ders niteliğinde bir turnuva oldu bana göre. Takım gelecek sene için, işin savunma tarafında iyi izlenimler verdi ancak, oynadığımız maçlarda bazen öyle anlar oldu ki, hücumlarımız Allah’a emanetti resmen. Bu turnuvaya bilinmezliklerle başlamış, 5 maç üst üste kazanıp hayal kırıklığıyla yerimize oturmuştuk. Benim gözümde aynı bilinmezlik 2010 öncesi yine var. Şu bir gerçek ki, biz bu turnuvada gerçekten iyi mücadele ettik, savaştık, en azından sahada ruhu olan oyuncular vardı. Şimdi bunları yazınca, hemen şu gerçek çıkıyor karşıma: Bizim milli takımımız iyi oynadığı, iyi mücadele ettiği bir turnuvadan sonraki sene gerçekleştirilen şampiyonada başarısız olup geri dönüyor. 2001’deki 2.’likten sonraki 2002 Dünya Şampiyonası’ndaki hayal kırıklığını; 2006 Dünya Şampiyonası’ndaki 6.’lıktan sonra, 2007 Avrupa Şampiyonası’nda nasıl döküldüğümüzü hatırlayın. İçime bir korku doğmuyor değil. Ancak bu korkunun da seyirciyle birlikte yok olacağı kanısındayım.

     2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nı İspanya’nın şampiyonluğuyla noktaladık. Çok da kalitenin olmadığı bir turnuva izlediğimizi düşünsem de; maçların yakın skorlarla geçmesi, mücadelenin üst düzey olması, sertliğin konuşturulması şampiyonadan istediğimiz tadı almamızı sağladı diyebiliriz. Özellikle milli takımımızın maçları (Polonya ve Bulgaristan maçları hariç) son toplara kadar çekişme ve ne olacağını merakla bekleme içerisinde geçti. Ancak yine de bana göre, turnuvanın en iyi maçı, buna final de dahil, yarı finaldeki Sırbistan-Slovenya maçıydı. Genç ve sert iki takımın maçında, Sırbistan bir ara çift haneli skorlarla geriye düşmüş olsa da, bu turnuvada yıldızı daha da parlayan oyun kurucuları Milos Teodosic’le önce maçı uzatmaya taşıdı ve uzatmalarda da finale uzandı. Herkes İspanya’nın finale çıkmasını zaten bekliyordu. Ancak bu kadar yıldızın olmadığı bir ortamda, finale çıkacak 2. takımın kim olacağı konusunda, milli takımımız da dahil olmak üzere Sırbistan, Slovenya, Yunanistan, Fransa, Litvanya, Hırvatistan gibi birçok takımın ismi geçiyordu ve o takım Sırbistan oldu.

     Sırbistan’ın bu turnuvaya katılan kadrosunun çoğunluğunu oluşturan isimler, son 4-5 senedir Avrupa gençler, ümitler şampiyonalarında hep şampiyon oldular. Ve ne kadar yetenekli gençlerden oluştuklarını da, asıl arenada bizlere net bir şekilde gösterdiler. Gençlerin arasında en sivrilen isim ise, az önce de ismi geçtiği üzere, yeni Olympiakoslu Milos Teodosic oldu. Teodosic turnuvayı 14.1 sayı, 2.6 ribaund ve 5.2 asist ortalamalarıyla tamamlayarak takımının başarısında en önemli payın sahibi oldu.

     Şampiyonada Rusya’ya da ayrı bir parantez açmak istiyorum. Son şampiyon buraya 3 önemli eksikle, onları 2007’de şampiyonluğa taşıyan 3 kritik isimden eksik geldi. Kirilenko, J.R. Holden ve Khryapa. Bu oyuncular olmadan çok da şans verilmeyen Ruslar, bizlere bir şampiyonun yüreğini asla küçümsemememiz gerektiğini bir kere daha hatırlattılar. 2. tura sıfır galibiyetle gelip; Ponkrashov, McCarty ve Mozgov gibi isimleriyle, 2. turda 3 maçını da kazanarak çeyrek finale kaldılar ancak çeyrek finalde turnuvanın flaş takımı Sırbistan’a ve onların sertliğine dayanamayarak, turnuvayı oynadıkları klasman maçları sonunda 7. Tamamladılar. Rusya’nın başarısında, yukarıda saydığım isimler arasında en önemlisi 2.15’lik dev Timofey Mozgov oldu. Şampiyonanın ilk iki maçında 5 faulle oyun dışında kalan Mozgov, ilerleyen maçlarda, bu sorunu ortadan kaldırarak pota altında müthiş bir güç oldu ve 11.0 sayı, 4.6 ribaund ortalamalarıyla takımımın çeyrek final oynamasında büyük katkı sağladı. Rusya şampiyonada zevk alarak izlediğim takımlardandı. Onları Dünya Şampiyonası’nda göremeyecek olmak gerçekten üzücü. Tabi, bizim 2006’da yaptığımız gibi bir ‘’wild card’’ olayı falan yakalayamazlarsa.

     Rus Mozgov gibi pota altında devleşen ve takımının elde ettiği 4.’lükle turnuvanın en iyi beşine seçilen Sloven Erazem Lorbek’ten söz etmeden olmaz herhalde. 16.4 sayı, 7.4 ribaund ve 2.3 asist ortalamalarıyla takımını sırtladı, Slovenya’nın makine gibi işleyen düzeninin en kritik oyuncusuydu. Eğer yarı finaldeki Sırbistan maçında bitime 4 dakika kala, o saçma sapan faulü yapıp oyun dışı kalmasaydı finalde %80 ihtimalle Slovenya’yı izleyecektik. Lorbek, maçı terk ettiğinde, tüm savunma üzerine yoğunlaşmasına rağmen, 25 sayı, 10 ribaund ile pota altında rakibi perişan etmişti.

     Şampiyonada dikkatlerden kaçmayan bir de Litvanya takımı var tabiki. Olumsuz anlamda. Tamam Siskauskas da çok önemli bir oyuncu ancak adam akıllı bir oyun kurucunun olmaması bir takımı bu kadar mı kötü etkiler? Jacikevicius’un bu takım için değeri bir kere daha belli oldu. Onun yerine oynayan 3 adam; Mazutis, Delininkaitis ve Kalnietis birleşseler bile, bir Jacikevicius edemezler gözümde ve de edemediler zaten. Jacikevicius’la tıkır tıkır işleyen takım, bu elemanlarla tepetaklak oldu ve turnuvada sadece Bulgaristan’ı yenebildiler. O maçta da galibiyetleri son 5 dakikada geldi. Zar zor yani. Onlar adına unutmak isteyecekleri bir turnuva oldu. Taraftarları ise her zamanki gibi 1 numaraydı.

     Son olarak dikkatimi çeken bir oyuncuya da değinmek istiyorum. O da Alman Heiko Schaffartzik. İzlediğim her Almanya maçında beni hayrete düşürdü bu 1.85’lik adam. %55 üçlük isabetiyle oynadı ve Almanya adına turnuvanın en iyisiydi. Bundan sonra daha yakından takip edeceğim bir oyuncu olacak kendisi. Hem müthiş bir şutör olması, hem de yaptığı güzel asistlerle turnuvadan zevk almamı sağlayan en önemli elemanlardan birisiydi. Nowitzkisiz Almanya’yı bana seyrettirerek gayet de önemli bir iş yapmıştır.

     Kendimce Eurobasket 2009’da dikkatimi çeken oyuncuları ya da takımları yazmaya çalıştım. İspanya’ya hiç değinmemiş olmamın nedeni; onların bu şampiyonaya favori olarak girip, yaşadıkları bazı sıkıntılara rağmen, tecrübeleriyle hedef maçların hepsini kazanıp şampiyon olmalarıdır.

     Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle…….

     GÜLTEKİN TEZCAN

İlgili Diğer Haberler
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yazın
Yazı Alanını Küçült | Yazı Alanını Büyüt

busy
 


Editörden -Volkan Yeğin-

Efsanelere Saygı Köşesi

Barış Aydın

Editörden -Bekir Yusuf Alpay-

İbrahim Barış Güler

Şevket Topaloğlu

Editörden -Gültekin Tezcan-

Sosyal Medya ile Takip Edin!

Twitter Facebook Friendfeed RSS

Son Yorumlar

İddaa Basketbol Nası...
Nasıl bir farkı olacak ki bayan basketbolunun?
NBATR - İhsan Bayülk...
Çok güzel röportaj olmuş. Ben İhsan Bayülken...
7 Yıl Aradan Sonra P...
İnşallah bu sene de playoff yapaca Efes.
Howard'ın Dönüş Tari...
Howard gerçekten başa bela bir oyuncu, sürekli ...
Kevin Martin de Saka...
sitenizde iletisim adresi göremedik. Reklam verme...
NBATR - İhsan Bayülk...
Semih Erden basketbola verdi kendini. nba günleri...
İddaa Basketbol Nası...
tr bayan basketbol nasıl oynanır kuralı warmı ...
İddaa Basketbol Nası...
arkadaslar tr bayan basketbol nasıl oynanıyo bı...
Michael Jordan EFSAN...
Meryem mesajını çok geç gördüm kusuruna bak...
NBA'in En İyi Oyuncu...
bune ya michael jordan

© 2004 - 2013 | Türkiye'nin NBA ve Basketbol Portalı | nbatr.com


Sitede yer alan haber ve yazılar Kaynak gösterilmeden herhangi bir medya ortamında yayınlanamaz.!

NBA

NBA Basketbol
NBA TV NBA TV izle