An itibariyle NBA’de sezonun 2.5 aylık bölümü sona ermiş durumda. Geçtiğimiz sezonlara oranla, kimi takımların, diğer takımlardan çok çok iyi durumda olması ve çok rahat galibiyetler almaları, kimi takımların da felaket durumda olmaları, rekabeti şimdilik biraz aşağılara çekmiş durumda. Ancak yine de, sürpriz çıkış yapan takımlar, oyuncular, muazzam bireysel performanslar bizleri memnun etmeye yetiyor. Allstar arasından sonra, playoff yarışının da kızışmasıyla, sezon başına oranla, çok daha zevkli bir lig izleyeceğimiz muhakkak. Ancak şimdi gelin, 30 takımın şu anki durumlarına bir göz atalım: Önce Doğu;
CLEVELAND CAVALIERS (30-6): Mo Williams takıma dahil olduğunda, kimse, bu denli iyi katkı vereceğini bekliyor muydu acaba? Williams, LeBron tayfasının bir numaralı ismi durumunda. Takıma umut edilenden çok daha fazlasını veriyor. James geçtiğimiz sezonlarda olduğu gibi 1’e 5 maç kazanmaya çalışmıyor. Takım, daha bir takım pozisyonuna gelmiş durumda. James MVP ödülüne göz dikmiş, o yolda emin adımlarla ilerliyor. Takım hangi dakika, neye ihtiyaç duyuyorsa, onu veriyor. An itibariyle iç sahada oynadıkları 19 maçın hepsinden galip ayrıldılar ve geçen hafta son şampiyon Boston’ı da müthiş bir oyunla yenerek, tüm Nba’e, sezon başında oynadıkları kolay maçlarla değil, bileklerinin hakkıyla bu noktaya geldiklerini ve daha da ileriye gidebileceklerini gösterdiler.
ORLANDO MAGIC (31-8): Hidayet geçen sezonki performansının biraz uzağında kalmış olsa da, muhteşem üçlü iyi işler yapmaya devam ediyor. Howard bildiğimiz gibi. Ribaund ve blok krallığında Nba 1. Ancak bu takımın bu sezon daha da iyi olmasının nedeni, geçtiğimiz sezonlarda sıkça eleştirilen takımın oyun kurucusu Jameer Nelson. Takıma ihtiyacı olanı nihayet vermeye başladı ve geçtiğimiz ay içinde haftanın oyuncusu da seçildi. İlk 5’te sorun yok ancak bench hala kötü durumda. Çaylak Courtney Lee ise, takıma beklenenden çok daha iyi katkı yapıyor.
BOSTON CELTICS (31-9): Son şampiyon sezona müthiş bir başlangıç yapmıştı. Üst üste 19 maç kazanmışlardı. Ancak bu seri noel gecesi Lakers deplasmanında son buldu. Bu mağlubiyetin alındığı maçı da kapsayan batı turnesinden üst üste yenilgiler alarak dönen Boston, eve dönüş maçında sahasında Houston’a da mağlup olmaktan kurtulamadı. Sezona oynadıkları ilk 29 maçın 27’sini kazanarak başlayan ve bu alanda takım rekoru kıran Boston, biraz dinlenme moduna geçti diyebiliriz. Sezon ilerledikçe daha iyi olacaklardır. Değinmeden geçmeyelim. Rajon Rondo, oyununu geliştirmeyi sürdürüyor ve bu takım adına oldukça sevindirici. Triple-double’larına hazır olalım.
DETROIT PISTONS (22-14): Iverson takasından sonra, bir bocalama dönemi geçirdiler ancak yavaş yavaş toparlanıyorlar. Rodney Stuckey’nin oyununu bir seviye yukarıya taşıması ve Hamilton’ın sakatlığından dolayı oynamadığı maçlarda takımını taşıması, koç Michael Curry’i ilk 5 konusunda kararsızlığa itmiş durumda. Hamilton sakatlıktan döndüğünde Iverson’ın benche gidebileceği gelen haberler arasında. Koçun işi gerçekten zor. Billups takasıyla Denver yolunu tutan Antonio McDyess takıma geri döndü ve takımın Rasheed dışında tecrübesiz uzun rotasyonunda, ona çok ihtiyacı var.
ATLANTA HAWKS (22-15): Geçtiğimiz sezon hiçbir şey yapamazlar denilen seride Boston karşısında 7. maçı görmeleri, sezon başında kendileriyle ilgili beklentileri yükseltmişti. Sezona üst üste 6 galibiyet alarak başlayınca, bu ilgi daha da arttı. Daha sonra oynadıkları maçlarda galibiyet-mağlubiyet oranları, tahmin edilen seviyeye yaklaşmaya başlasa da, şu anda, evlerinde oynadıkları maçlarda elde ettikleri 15-4’lük oranlarıyla, doğuda 5. sıradalar ve doğunun geride kalan takımlarını düşününce sezonu bu konumda da bitirecek gibi gözüküyorlar. Mike Bibby ve Joe Johnson ligin elit guard ikililerinden; Josh Smith ve Al Horford’ın savaşçı özelliği; Marvin Williams’ın da şutör özelliğini geliştirmesi, takımı daha da iyi yapıyor.
MIAMI HEAT (20-17): 1 ve 5 numaraları olmadan bu konumda bulunabilmelerinin tek nedeni Dwyane Wade. Tek bir Miami maçı izleyin, ne anlatmak istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Şu an itibariyle 29.1s; 5.1r; 7.1a ortalamalarıyla oynuyor ve sayı krallığında Nba 1.’si. Nasıl olmasın ki; takımda onun dışında sayı üretecek doğru düzgün adam yok. Marion desen, Suns günlerinden eser yok. Çaylak Beasley Nba’e oldukça hazır geliyor deniliyordu ama o da şimdilik fos çıkmış durumda. Az da olsa sevindirici olay çaylak guard Mario Chalmers’ın performansı. Şu an sorulabilecek tek soru: Wade bu takımı nereye kadar taşıyabilecek?
NEW JERSEY (19-19): Sezon başında takımdan hiçbir olumlu beklenti yoktu diyebiliriz. Lottery için mücadele ederler, diyenler bile vardı. Ancak Nets, şu ana kadar olan bölümde, büyük bir sürprize imza atı. Devin Harris’in ismi, en çok gelişme kaydeden oyuncu ödülü için geçen isimler arasında en üstlerde yer alıyor. Geçen ay eski takımı Dallas’ı, evlerinde mağlup ettikleri maçta Mark Cuban’ı 41 sayı ve 13 asistle selamladı. Vince Carter ise, hakkındaki takas dedikodularına rağmen, takıma müthiş katkı yapıyor ve Harris ile birlikte takımı taşıyor. Haa bir de çaylak Brook Lopez var. Nasıl unutulur? Nets, pota altına çok faydalı bir isim monte etmiş durumda. Şu anki istatistikleri 10.7 sayı; 8.2 ribaund; 2.0 blok. İlerki sezonlarda çok daha iyi olacak.
MILWAUKEE BUCKS (19-21): Michael Redd’in sakatlıktan dolayı oynayamadığı maçlarda, hücumda epey zorlandılar. Takımın en skorer ismi takıma dönünce, az da olsa rahatladılar ancak hala iyi bir takım değiller. Doğuda kendilerinden çok daha kötü takımlar olmasından dolayı bu sıradalar. Richard Jefferson elinden geleni yapmaya çalışıyor, Redd ve Jefferson ikilisi iyi duruyor ama oyun kurucu sorunu takımı oldukça etkiliyor. Luke Ridnour’un istikrarsızlığı, Sessions’ın sezon başındaki oyununu sürdürememesi önemli etkenler. Bu sezonu da, geçtiğimiz sezonlarda olduğu gibi, doğuyu,ne draftta iyi bir sıra kapabilecek sırada bitirecekler ne de playoff’a girebilecek bir sırada. Gerçi girseler ne yapacaklar, o da ayrı konu.
PHILADELPHIA SIXERS (17-20): Geçen sezon, ellerindeki kısıtlı kadroyla playoff yapmış ve Detroit serisinde rakibi epeyce zorlamışlardı.Bunun üzerine, off seasonda takıma Elton Brand’i de katınca, beklentiler iyice artmıştı. Ancak an itibariyle beklentiler altında ezilmiş durumdalar. Sezona oldukça kötü başladılar. Pota altında iyi bir ikili olacağı düşünülen Dalembert-Brand ikilisi, bekleneni veremedi. Iguodala’nın da, geçtiğimiz sezonu aratmasıyla, Ocak ayına kadar, hiç de iyi durumda değildiler. Hatta kötü gidişin faturası koç Maurice Cheeks’e kesilmişti bile. Aralık ayı sonunda Brand’in omzundan sakatlanmasının, takımı daha da kötü etkileyeceği düşünülürken, Iguodala’nın performansını arttırması ve Miller’ın takımı iyi oynatması, takımın üst üste galibiyetler almasını sağladı. Thaddeus Young ve Louis Williams, takıma çok iyi katkı veriyorlar. İlk 5’leri gayet iyi olmasına rağmen, takıma bench katkısı yapacak oyuncu sayısının çok az olması, en büyük handikapları.
CHICAGO BULLS (16-22): Bu takımdan ne ev olur, ne de kasaba. Draftta büyük bir şans eseri kazanılan ilk sıra ve seçilen Derrick Rose olmasa, bu sezon bu takım için hiç iyi bir şey söyleyemeyecekmişiz demek ki. Çaylak oyun kurucu 16.9 sayı; 6.3 asist ortalamalarıyla mücadele ediyor ve yılın çaylağı ödülünün en büyük adayı. Takımın geri kalanında ise tam bir kaos hakim. Hinrich sakattı yeni döndü. Gordon takımdan ayrılacaktı, çaresizlikten 1 senelik kontratla oynuyor. Luol Deng nerelerde, bulabilene aşk olsun. Larry Hughes dakikalarından, takımdaki konumundan mutsuz. Uzunlar tam bir felaket zaten. Bloktan başka bir şey bilmeyen Tyrus Thomas, hücumda sıfır Noah, istikrarsız Gooden. İyi ki varsın Rose, iyi ki.
TORONTO RAPTORS (16-23): Sezon başında pota altına Jermaine O’Neal takviyesiyle, Toronto’nun bir anda doğunun en iddialı takımlarından biri konumuna geldiği söylendi. Bosh ve O’Neal ikilisi kağıt üzerinde harika duruyorlardı gerçekten. Ancak her şey kağıt üstünde kaldı. O’Neal birkaç maç dışında bekleneni veremedi. Bosh’un insanüstü performanslar sergilediği maçlarda rakibi geçebildiler. Beklentiler çok yüksek olup başarıda gelmeyince, daha önce bu takımda yılın koçu seçilmiş Sam Mitchell’in görevine son verildi. Nba tarihinin ilk Kanadalı koçu olan Jay Triano takımın başına getirildi. Koç değişti, artık söz oyuncularda. Bir parantez de, Jose Calderon için açmak lazım. İspanyol guardın performansı takım adına ender sevindirici olaylardan. Takımı çok iyi yönetiyor. Şu anda asist krallığında Paul ve Deron Williams’ın arkasından 3. Sırada. Calderon’un bir başka özelliği de sezon başından beri kullandığı 76 serbest atışın hepsinde isabet kaydetmesi. Bu alanda rekor 97/97 serbest atışla Michael Williams’a ait.
NEW YORK (14-22): Gerçekleştirilen takaslar sonucu bütün planlar 2010 yazı için yapılmış durumda. Ne yapıp edip LeBron, Wade ya da Bosh üçlüsünden birini bu takıma getirmeye çalışıyorlar. Bundan dolayı kadrodaki iyi sayılabilecek parçaları verip, yerlerinde yaşları epey geçmiş, ellerinde biten kontratları bulunan oyuncular aldılar. Buna rağmen bu takım, koç Mike D’Antoni sayesinde izleyiciye keyif veren, 3’lük atışlarla süslü bir basketbol oynuyor. Bu sezon ve önümüzdeki sezon onlar için hiç mi hiç önemli değil. Bu süre boyunca keyif veren basketbollarıyla kazanabildikleri kadar maç kazanmaya çalışacaklar. Sonrası 2010….
CHARLOTTE BOBCATS (15-24): Son birkaç sezondur Atlanta ile birlikte doğunun paspas takımlarından olan Bobcats, Atlanta gibi bir atılım yapamayarak, yerinde saymaya devam etti ve ediyor. Bu takımın en önemli sorunu, takıma liderlik edecek bir oyuncu bulamamaları oldu. Gerald Wallace hiçbir zaman böyle bir oyuncu olmadı. Geçen sezon da Jason Richardson ile bunu denediler ancak o parça da uymayınca, Richardson Suns’a, Bell ve Diaw karşısında takas edildi. Gelen oyuncuların da bu tipte bir oyuncu olmadıkları çok açık. Sezonun sevindirici olayı çaylak oyun kurucu D.J. Augustin’in performansı oldu. Augustin an itibariyle takımına 12.1 sayı; 4.1 asist ortalamalarıyla katkı veriyor.
INDIANA PACERS (13-25): Skorer oyuncuları Mike Dunleavy’nin sakatlığı onları olumsuz etkiledi. Dunleavy sezon başından beri sakattı ve takıma katılalı 4 maç oldu. Onun dönüşü takımı en azından hücum yönünden rahatlatacaktır. Ancak ya işin savunma tarafı? Bu takımın en büyük sorunu savunması. Şu an itibariyle 5 maçlık bir batı turunu bitirdiler ve bu 5 maçta ortalama 110 sayının üstünde yediler. Hücumla bir yere varılmayacağını birinin Jim O’Brien’a iletmesi lazım. Takımın assolisti sonradan geliyor: Danny Granger. Sezon başında sözleşmesini uzatmasının verdiği rahatlık ve güvenle allstar mertebesinde oyun oynuyor. Dikkatinden kaçanlara duyurulur: Granger 26.5 sayı ortalamasıyla Nba sayı krallığında 4. sırada.
WASHINGTON WIZARDS (7-30): Aslında söyleyecek hiçbir şey yok. Üç başlı canavarın en önemli parçası Gilbert Arenas sezon başından beri sakat olması ve ne zaman döneceğinin de bilinmemesi, bu durumda olmalarının en önemli nedeni. Bunun üzerine bir de takımın en değerli uzunu Brandon Haywood da sakat, değmeyin Wizards’ın keyfine(!). Butler ve Jamison iyi niyetleriyle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama o da bir yere kadar etkili oluyor yani maç kazanmaya yetmiyor. Olan, bu olaylarda bana göre hiç suçu olmadan kovulan koç Eddie Jordan’a oldu. Ne bahtsız adammışsın kardeşim sen yaaa. Bir gün yüzü göremeden gittin şu takımdan.
Gelelim batıya;
LOS ANGELES LAKERS (31-6): Lakers, sezon başında ‘batının 1.’si kim olur’ tartışmalarında açık ara favori olarak görülüyordu. Lakers’ın özellikle Gasol geldikten sonraki performansına bakıldığında ve geçen sezon finali kaybettikten sonra bu sezon başarı için daha aç olacak olması göz önüne alındığında, bunun tersini söylemek doğal olarak pek de doğru olmazdı. Ancak sezonun bu ana kadar olan bölümünde, batıdaki diğer rakiplerinden bu denli fazla galibiyet farkıyla önde olacağını kimse tahmin edemezdi herhalde. Batıda Lakers’ı liderlik için sıkıştıracak rakipler, performans olarak geride kalınca, Lakers en yakın rakibine 6.5 galibiyet fark atmış durumda ve bu gidişat devam ederse rahatlıkla batıyı lider bitirecekler. Kobe en sonunda geçen sezon MVP ödülüne ulaştı ve iyi oyununu bu sezonda devam ettiriyor. Topu elinde çok fazla istemeyip, takımını oynattığı zaman takımına daha faydalı olduğunu düşündüğüm Bryant, birkaç maç dışında bunu yaptı. Lakers’ın kaybettiği maçlar da, Kobe’nin topu tekeline aldığı maçlardı. Bunun dışında Lakers için söyleyeceğim bir başka sorun; maç içerisinde bir anda şartel indirmeleri ve oyunu bırakıvermeleri. Bu yüzdendir ki, bir çok maçta 15-20 sayı öne geçmelerine rağmen, son topta kazandılar maçı. Hele 15 sayıdan kaybettikleri Indiana maçı var ki, bu durumu tam olarak açıklıyor. Sezon ilerledikçe ve işler daha da ciddileştikçe bu sorunu da üzerlerinden atacaklardır. Gasol takıma daha da uyum sağlamış vaziyette ve Phil Jackson’ın pasa dayalı hücumlarında, müthiş pas yeteneğini elinden geldiği kadar konuşturuyor. Takıma benchten getirdiği enerjiyle ayrı bir hava katan, takımı coşturan bir ismi de geçmeyelim: Trevor Ariza.
SAN ANTONIO SPURS (24-12): Sezona Ginobili’den yoksun başlayan, birkaç maç sonra da Tony Parker’ı sakatlığa kurban veren Spurs, üst üste mağlubiyetler alarak girmişti sezona. Tim Duncan ve sürpriz katkı yapan Roger Mason sayesinde bu devreyi en az kayıpla atlatan Spurs, sakatların iyileşmesi ve Parker ve Ginobili’nin takıma geri dönmesiyle kendine geldi. Takımın süper üçlüsünün tamamlanmasıyla ard arda maçlar kazandılar ve batıda 2. sıraya kadar çıktılar. Ancak bu böyle devam edecek mi, büyük bir soru işareti. Geçtiğimiz sezonkilerin aksine, bu sezon, takımın rol oyuncuları takıma gerekli enerjiyi, katkıyı veremiyorlar. Spurs’un geçtiğimiz yılarda gelen şampiyonluklarda rol oyuncularının ne kadar önemli olduğunu göz önüne alırsak, bu sezon işleri gerçekten çok zor. Her ne kadar tek haneli bir yılda olsak da, takımdaki üç as oyuncu dışındaki oyuncular, gerekli katkıyı veremezlerse şampiyonluk çok çok uzak.
DENVER NUGGETS (26-13): Bir oyuncu bir takımı bu kadar mı değiştirebilir? Chauncey Billups bunu başardı. Takastan sonra gözle görülür bir yükselişe geçen Denver, Billups’ın arka alan savunmasına getirdiği katkı, Nene’nin sert uzun profiliyle rakiplere verdiği göz dağı, Martin’in savaşçı yapısı, J.R. Smith ve Dahntay Jones’un atletik özellikleriyle savunmaya yaptıkları katkı sayesinde batıda 3. sıraya kadar yükselmiş durumda. Bu oyuncuların yanında Carmelo da hücumu sürükleyince, ortaya başarılı bir takım çıkıyor. Bu arada Carmelo’nun aralık ayında oynanan Minnesota maçında, bir çeyrekte 33 sayı attığını ve bunun Nba tarihinde George Gervin’e ait rekoru egale ettiğini belirtelim.
NEW ORLEANS (22-12): Geçen sezon Spurs’e elendiklerinde, bunun en büyük nedeni olarak tecrübesizlikleri gösterilmişti. ‘Önümüzdeki sezon daha da öteye gidecekler’ dendi. Sezona batıda Lakers’ı zorlayacak en önemli takım olarak girdiler ancak şu ana kadar bekleneni verebilmiş değiller. Paul aynı bildiğimiz Paul ancak geri kalan parçalar, istenen seviyede değil . Özellikle David West geçen sezonki performansının çok gerisinde. Hücumda sayılarıyla takımı sürükleyen oyuncunun, istenen seviyede olmaması takımı kötü etkiledi. Posey Boston’dan sonra bu takımında da benchten gelip önemli katkılar yapıyor. Bu takımda da bir oyuncu bir Nba rekoruna imza attı. Tahmin edeceğiniz üzere Chris Paul. Paul 108 maç üst üste, oynadığı maçlarda en az 1 top çalarak Nba tarihinde en çok ard arda top çalan isim oldu. Daha önceki rekor 106 top çalma ile Alvin Robertson’a aitti.
PHOENİX SUNS (22-13): Takımın başına savunmayı seven bir koçu getirdiler ancak oyuncular savunma yapmayı sevmeyen oyuncular olunca, Phoenix’te durum aynı. Savunma kötü ancak hücum adına bu sezon sevindirici bir olay var: Shaq’ın eski verimli günlerindeki gibi oynaması ve maç başına 17.7 sayı; 9.0 ribaund ortalamalarıyla mücadele etmesi. Shaq! Özletmiştin kendini bizlere… Takas yaşanan bir başka takım da Suns oldu. Bobcats’ten alınan Jason Richardson, şu ana kadar Nash’in alleyopp paslarını iyi değerlendiriyor ama şampiyonluk için yeterli bir parça mı, muamma.
PORTLAND TRAIL BLAZERS (23-14): Henüz çok genç olan takım, Roy önderliğinde müthiş işlere imza atıyor. Geçen sezon allstar olması biraz tartışılsa da Roy bu sezon, şu ana kadar gösterdiği performansla, o tartışmalara nokta koymuş durumda. Greg Oden, geçen sezonu kaçırdıktan sonra, bu sezonun başında da 1 aylık bir sakatlık dönemi geçirdi. Henüz kendine gelemediği takıma verdiği katkıdan açıkça belli. Onun hakkında acımasız eleştiriler de yapılmıyor değil. Kwame Brown benzeri bir durum yaşanacak diyenler bile var. Ben bu eleştiriler için çok erken olduğu düşüncesindeyim. Diğer takıma geçmeden Rudy Fernandez’e de değinelim. Biz bu oyuncuyu az çok tanıyorduk ama Amerika onu yeni keşfetti. Takıma enerjisiyle, savaşçı ruhuyla çok şeyler katıyor, katacak.
UTAH JAZZ (23-15): Boozer’ın sakatlığında Paul Millsap muhteşem işler yapıyor. Boozer, yaptığı açıklamalarda, sezon sonu opsiyonunu kullanıp serbest kalacağını söylemişti. Utah bence, elinde Paul Millsap gibi bir maden varken, Boozer’ın takas değeri de bulunurken, takas etmeli ve takıma bir şutör almalı. Eğer böyle bir şey yaparlarsa onlar adına daha iyi şeyler düşünebiliriz. Mehmet Okur ise son maçlarda müthiş formda. 12 Ocak’ta oynanan Indiana maçında 43 sayı atarak kariyer rekoru kırması da bunun açık bir kanıtı.
HOUSTON ROCKETS (24-16): Sakatlıklar bu takımın yakasını bir türlü bırakmayacak herhalde. Biri iyileşiyor, biri gidiyor. T-Mac geliyor, Artest gidiyor. Kaç sezondur ne çektiyse sakatlıklardan çekti bu takım. Playofflarda hep sakat oyuncularının çokluğu yüzünden boynu bükük ayrıldı sahadan. Bu sezon da aynı hikaye devam ediyor. Daha geçen gün gelen haber de T-Mac’in 15 gün daha takımdan ayrı olacağı açıklandı. Kısır döngü içinde hayatta kalma çabaları. Bu takım için tek söylenecek cümle bu herhalde.
DALLAS MAVERİCKS (22-16): Olmadı, olmadı, olmadı. Kidd bu takıma uymadı gitti. Sistem kabul etmedi Kidd’i. Geçen sezon ‘tren kaçıyor, bir an önce şampiyon olmak sevdasına’ Kidd ile Harris’i takas eden Mark Cuban, şimdi neler düşünüyor acaba? Hele hele Harris, Nets’te harikalar yaratırken. Takımda bir Nowitzki, bir de Terry bir şeyler yapmaya çalışıyor. Josh Howard sezon başından beri sakatlıklarla uğraşıp duruyor. Dampier aldığı 10 milyon dolarlık kontratı yorgan yapmış üzerine seriyor. Batıda üst düzey 9 takım var ve bunlardan bir tanesi ister istemez playoff yarışında dışarıda kalacak. Bu takımın da kim olacağı sorusunun bana göre cevabı Dallas Mavericks.
MINNESOTA TIMBERWOLVES (11-26): Batı keskin bir çizgiyle ikiye ayrılıyor. İkinci grubun tepesinde ise şu anda Minnesota var. Ocak ayında çok iyi bir grafik yakaladılar ancak bu takım da sezon içinde koç değiştiren takımlardan. Koçu kovup takımın başına geçen Kevin Mchale’in,iki seneki önceki draftta Randy Foye ile Brandon Roy’u takas etmek, bu seneki draftta ise Kevin Love ile O.J. Mayo’yu takas etmek gibi zeka gerektiren işlere (!) imza attıktan sonra takımın bir de başına geçmesi taraftarları umursamadığının bir kanıtı. Al Jefferson gözlerden uzak müthiş performanslarını sürdürüyor. Şu takım biraz daha iyi bir yerde olsa allstar olacak ama işte.
MEMPHIS GRIZZLIES (11-27): Şu an itibariyle ilk beşinin 3 oyuncusu çaylak olan, oldukça genç bir takım var karşımızda. Sezonun herkes için sürprizi O.J. Mayo 20 sayının üstünde ortalamasıyla katkı yapıyor takımına. Bir üstte bahsetmiştim. Kevin McHale hüzünlü gözlerle bakıyor bu taraflara. Rudy Gay henüz 2. Senesinde olmasına rağmen, bu takımın tecrübelilerinden. O.J. Mayo ile birlikte takımın skor yükünü çekiyorlar. Rudy Fernandez gibi, Amerikalılar tarafından daha yeni keşfedilen bir başka isim de bu takımda: Marc Gasol. Abisinin bıraktığı yerden devam etme konusunda oldukça başarılı.
GOLDEN STATE WARRIORS (11-28): Batının berbat takımlarından birisi daha. Bu oyun yapısıyla, bu kadroyla, hiçbir baltaya sap olamayacakları çok açık. Sezonun yükselen ismi Biedrins ve arada bir de Crawford’un 50’li sayılar atması dışında, göze çarpan bir şey yok. Haaa bazen de kafalarına esip, tek çeyrek performansıyla Boston’ı falan yenebiliyorlar.
SACRAMENTO KINGS (9-30): Takımın yıldızı Kevin Martin uzun süredir sakattı ve sahalara yeni döndü. Ama asıl sorun dönmesiyle, dönmemesinin arasında bir fark olmaması. Takım o varken 20 sayı fark yemiyor da, 10 sayı yiyor. Olan bu. 2000’lerin başındaki o takımın ismine yakışan krallar ordusunu hatırlıyorum da, bu takım bu ismi hak etmiyor bile. Bir maçını izlerseniz, oyuncuların yüzlerine dikkat edin. Kazanıp kazanmamaları önemli değil. Hepsi bitse de gitsek havasında. Eee böyle olunca da lottery için oynarsın, başka bir işin olmaz.
LOS ANGELES CLIPPERS (8-29) : Belki de sezonun en büyük hayal kırıklığı. Sezon başında Camby ve Baron Davis transferleriyle, adından söz ettiren, herkesi büyük beklenti içine sokan takım, şu anda yerlerde sürünüyor. Gerçi bu durumlarında bir süredir sakat olan 3 önemli oyuncusu Baron Davis, Chris Kaman ve Zach Randolph’un olmamasını gösterebiliriz ancak tüm başarısızlığı da sakatlığa bağlamak doğru değil. Çünkü bu takım Randolph ve Davis sahadayken de maç kaybetmeye devam ediyordu. Sezonun en sevindirici olayı Baron Davis’in yokluğunda ilk beş çıkan ve 12.3 sayı; 2.1 asist ortalamaları tutturan çaylak Eric Gordon’ın performansı.
OKLAHOMA CITY THUNDER (6-33): Her ne kadar maç kaybetseler de, hatta bazı maçları son topta rakibe verseler de, gelecek Thunder açısından oldukça parlak. Üç tane müthiş yetenekli ve gepegenç oyuncu var ellerinde: Kevin Durant, Jeff Green ve çaylak oyun kurucu Russell Westbrook. Şu sıralar takas peşinde koşuyorlar. Gelecek 10 yılın takımını kurmaya çalışıyorlar. Şu anda Nba’in en kötü galibiyet-mağlubiyet yüzdesine sahip takımı olabilrler ama birçok takımdan çok daha umutlu bir şekilde geleceğe bakabiliyorlar.
GÜLTEKİN TEZCAN
------------------------------
İlgili Diğer Haberler