Off-season 2007
3 Mayıs 2007 akşamı Los Angeles Lakers, US Airways Center’da Phoenix Suns’a 110-119 yenilip playoff 2007’ye ilk turunda, hem de 4-1 ile veda ederken Los Lakers’da kazan kaynamaya başlamıştı. Kobe basın toplantısında artık bazı şeylerin değişmesi gerektiğini üzerine basa basa söylerken ayrılığın ilk sinyallerini de veriyordu. Shaq takasından beri süregelen sorunlar 2006-2007 sezonunda da devam etmiş, Odom 2. Opsiyon olmanın gereklerini yerine getirememiş, 1 numara açık vermeye devam etmiş hatta iyice göze batar olmuş, 5 numarada ise Kwame’den beklenen verim alınamamıştı. Sezonun büyük bir bölümünde takım önemli eksiklerle oynamış, ilk 5’ten 2-3 oyuncunun oynamadığı dönemler olmuştu. Phil Jackson 16 yıllık kariyerinde ilk kez üst üste 7 mağlubiyet görmüş, bu seriyi de Lakers ancak Kobe’nin insanüstü çabasıyla 65 sayı atarak uzatmaya götürdüğü Portland maçı ile bozabilmişti.
Playofflar başlamadan önce yaptıkları basın toplantısında “önümüzdeki sene bir yıldızı kadromuza katacağız” açıklamasını yapan Phil Jackson ve GM Mitch Kupchak ikilisi playoffların bitimini beklemekte, bununla birlikte Garnett, Jermaine, Gasol gibi yıldızların da adları California semalarında daha bir yüksek sesle anılmaktaydılar. Tam bu sırada bomba patladı, Kobe; GM Kupchak ve takım arkadaşı Andrew Bynum’ı sert bir dille eleştirdi ve takasını istedi. Bir süre sonra Kobe’nin taraftara “Chicago forması alın” dediği videolar ortalıkta dolaşmaya başladı. Lakers, Chicago’dan istediğini alamıyor, bununla birlikte Kobe için ciddi teklif verebilen başka bir takım da ortaya çıkmıyordu. Sonradan röportajlarından öğrenebildiklerimize göre Garnett de bu dönemde gelmeyi düşündüğü Los Lakers’dan Kobe problemi sebebiyle uzaklaşıyordu. Bütün bu olanların dışında sene içerisinde Phil Jackson ile problemler yaşayan ve 1 numarada iyiden iyiye sırıtmaya başlayan Smush Parker’a yeni kontrat önerilmiyor, bununla birlikte kontrat sezonunda performansını yükselten Luke Walton 6 sene için 30 milyonluk sözleşmeye imzasını atıyordu. Lakers 1 numaradaki boşluğu, kızının hastalığı sebebiyle Utah’tan ayrılan eski dost, veteran guard Derek Fisher ile doldururken draftten de o sıraya kadar düşmesi beklenmeyen Javaris Crittenton’ı seçerek bu pozisyonu sağlama alıyordu.
Beklenen yıldız California’ya gelmemişti ve preseason da başlamak üzereydi. Phil Jackson, hala takası gerçekleşmeyen Kobe’yi takımda görmeyi istediğini "This is Kobe's legacy, the Lakers. This is where he's grown up and gotten married and had kids. We're still devoted to seeing that, hopefully, still be a part of what he is''(Lakers Kobe’nin getirdiği(yarattığı) durumda. Burası O’nun büyüdüğü, evlendiği ve çocuk sahibi olduğu yer. Hala buranın bir parçası olduğunu görmeyi umuyoruz ) sözleriyle belirtirken Kobe hakkındaki takas dedikoduları tüm hızlıyla devam etse de media day’e katılıyor, takımda kalması yönündeki umutları arttırıyordu. Odom hazırlık kampının tamamını kaçırırken Bynum bu sene daha etkin olmak istediği ve daha fazla süre almak için elinden geleni yapacağına dair açıklamalar yapıyordu. Lakers sezona takımda kalıp kalmayacağı belli olmayan Kobe, sakat Odom, 1,5 senelik sakatlıktan yeni çıkmış Mihm, aklı hasta kızında olup olmayacağı tartışılan Fisher, kontrat sezonunda kendi standartlarına göre iyi oynadıktan sonra playofflarda ortalıktan kaybolan Walton ile, yani belirsizlikler içerisinde başladı.
Normal Sezon – Adım Adım Zirveye
Normal sezona Houston mağlubiyetiyle başladı Lakers hem de 17. sezonda 2. kez bir ilk maç kaybederek. Beklenenden çok daha iyi bir başlangıç yaparak ilk 10 maçlık bölümü 7 galibiyet 3 mağlubiyet ile geçti Lakers. Takımda taşlar yerine oturmaya başlıyor, üç senenin ardından nihayet üçgen hücum düzgün uygulanıyordu. Takımda yardımlaşma üst düzeydi, herkes görevini biliyor ve üzerine düşeni yapmaya çalışıyordu. Bu 10 maçlık süreçte Fisher 1 numaradaki açığı kapatmış, Kobe hem savunmasıyla hem de hücumdaki etkinliğiyle her zamanki gibi ipleri eline almıştı. Bench ise Bynum başta olmak üzere fazlaca katkı vermekteydi. Bu 10 maçlık bölümde 3 tane önemli şey oldu; Lakers Detroit’in Kobe karşılığında Hamilton ve Prince etrafında oluşturduğu paketi kabul etti fakat Kobe gitmek istemedi, Kwame sakatlandı ve Bynum hayatının en önemli şansını yakaladı, Lakers 3 senenin ardından nihayet zihniyetinde değişiklik yaparak önemli bir hamle yaptı; şutör Cook ve veteran Evans karşılığında atletik savunmacı Trevor Ariza’yı Orlando’dan takas etti.
İlk 10 maçlık periyotta Lakers, Houston ile 2 kez olmak üzere New Orleans, Spurs, Phoenix, Detroit, Utah gibi güçlü rakiplerle oynamıştı. İlk 10 maçlık bölümün ardından Lakers sırasıyla Bucks, Boston ve New Jersey karşısında olmak üzere üst üste 3 mağlubiyet aldı. Aralık başında Orlando’ya yenilerek 9-8 ile 0.529 galibiyet yüzdesine ulaştı. Bu dönemde coach Phil Jackson’ın rotasyonda yaptığı ciddi hatalar dikkat çekti. Orlando’dan takas edilen Ariza ya hiç oynamıyor ya da çok kısıtlı süreler alıyor, bununla birlikte Kwame Brown sakat olmasına rağmen Andrew Bynum yarım saatten fazla oyunda tutulmuyor, ısrarla Mihm üzerinde durulup Bynum’ın sürelerinden kesiliyordu. 4 Aralık Salı gününden itibaren ise Ocak 17’ye kadar süren Lakers’ın zirve yürüyüşü başlıyordu.
4 Aralık(doğumgünüme denk gelen) günü Phil Jackson ilk kez Ariza’ya 20’li dakikalar veriyor, Lakers ise bundan sonra 17 Ocak tarihli Suns maçına kadar seriler halinde devam eden galibiyetlerine başlangıç yapıyordu. Bu dönemde Bynum’ın etkinliği artıyor, kocaoğlan pota altında tam bir canavara dönüşürken Lakers takım halinde çok iyi bir oyun sergiliyordu. Lakers’ın adım adım zirveye ilerleyip sonunda en tepeye çıktığı bu tarihler arası Lakers benchinde Farmar, Ariza, Vujacic üst düzey performans sergilediler. Lakers’ta işler 13 Ocak tarihine kadar yolunda gitti. 13 Ocak’ta ise Lakers’ta iyi giden işler bir sakatlıkla alt üst oldu; Andrew Bynum, Memphis maçında takım arkadaşı Odom’un müdahalesiyle sakatlanarak oyunu terk etmek durumunda kaldı. Hemen ardından da Ariza sakatlanarak sezonu kapattı.
Andrew Bynum sakatlandıktan sonra Lakers 2006-2007 sezonundaki durumuna döndü. Takımda kimse sorumluluk almıyor, bütün yük Kobe’nin omzuna biniyor, Lakers diğer oyuncuların çok ekstra performanslar gösteremediği ya da güçsüz takımlarla oynamadığı maçları kaybediyordu. Ocak ayının 17’si ile Şubat ayının başına kadar geçen sürede Lakers oynadığı 7 maçtan 5’ini kaybederken sadece Melo’nun sakatlandığı maçta Fisher’ın ekstra oyunuyla Denver’ı ve zayıf New York Knicks’i yenebildi. Şubat ayının 1’inde ise, Lakers taraftarının uzun zamandır, neredeyse 3,5 senedir beklediği gün geldi; Gasol, Kwame Brown ve Javaris Crittenton karşılığında Memphis’ten takas edilmişti. Bunun anlamı Lakers’ın 3,5 senenin ardından yeniden contender olması demekti.
Gasol büyük etki yaptı. Üçgenin içerideki ayağı olmak için biçilmiş kaftandı Gasol. Uzun, çabuk, zeki, saha görüşü iyi bir oyuncudan üçgen hücumun içerideki ayağını yaratmak Phil Jackson için zor değildi, olmadı da. Gasol takımın oyun sistemine kolayca uyum sağladı. Gasol hamlesi şüphesiz hücum yönünde çok önemli bir hamleydi fakat savunmada bazı sorunları da beraberinde getirdi. Lakers şubat ayında sadece 2 tane maç kaybederken 13 tane kazandı ve batıda zirveye tırmandı. Lakers zirveye kurulmuştu ki kader yine ağlarını ördü, Gasol sakatlığı sebebiyle 9 maç kaçırdı. Bu süreçte Lakers 4 maç kaybederken batıdaki çetin geçen zirve yarışında da geride kaldı.
2 Nisan, son düzlüğün başlangıcıydı. Normal sezonun son ayının ilk maçına Lakers Gasol ile çıktı. Bu arada Mbenga da takıma katılmış, uzun rotasyonunda az da olsa süre alır olmuştu. Newble ise kendisiyle sene sonuna kadar kontrat yapılmasına rağmen benchte hapisti. Lakers, Staples Center’da Portland’ı Kobe’nin 36 sayısıyla 91-104 ile geçerken zirve yarışında ben de varım diyordu. Bu dönemlerde iyileşmesi beklenen Bynum hafif antrenmanlara başlamıştı fakat takımdan hala uzaktı. Lakers, önündeki Spurs ve Hornets’ın maçlarını kaybetmelerini beklerken kendisi de sürekli kazanmak zorundaydı. 8 Nisan’da Portland’a Rose Garden’da kaybeden Lakers, 1. Sıra için umutlarını kaybetmeye başlarken Spurs ve Hornets cephelerinden gelen iyi haberlerle yarışa tutundu. Nisan ayında oynadığı 8 maçın 7’sini kazanan; Hornets ve Spurs’u yenerek güçlü Batı’da zirveye oturan Lakers normal sezonu 57-25 ile bitirdi. Playoffların ilk turunda ise normal sezonu 8. sırada bitiren Denver Nuggets ile eşleşti.
MVP
Nereden nereye… Yazın yaşanan onca olaydan sonra bu sezonun kayıp bir sezon olacağını düşünüyordu herkes. Sezon başında Staples Center’da serbest atış atmak üzere çizgiye gittiğinde Kobe Bryant, taraftarlar kendisiyle alay etmişlerdi. Aynı Kobe sezon sonu yaklaştıkça her serbest atış çizgisine gittiğinde “MVP” tezahüratlarını duydu. California’da geçirdiği bunca sezondan sonra, ayrılmak istediğini belirttiği sezonun sonunda MVP ödülünü aldı Kobe. Ne ironi ama…
Gerçekten hak etmişti. NBA’in gelmiş geçmiş en çetin Batı Konferansı’nın en tepesinde yer alan takımın en iyi oyuncusuydu. İstatistikleri göz kamaştırıcıydı; 0,459 yüzdeyle maç başına 28,3 sayı, 6,3 ribaunt, 5,4 asist, 1,84 top çalma ve 0.49 blok. Hem de tek maç kaçırmadan, şut attığı elindeki sakatlığına rağmen. Kariyerinde 2. kez 82 maçın tamamında oynadı. Bütün bunların yanında takım arkadaşlarını oyuna kattı, tam bir lider gibi oynadı.
Playoff 2008
Güçlü batıda zirveye çıktıktan sonra Lakers’da beklentiler üst düzeydeydi. Shaq takasını takip eden 3 senede ilk turdan öteye geçemeyen Lakers, bu sefer contender sıfatıyla başlıyordu playofflara. Taraftarlar sezonun son maçı olan Sacramento maçında açılan farka rağmen Staples’ı terk etmeyerek ve hatta son saniyeye kadar artarak devam eden coşkulu destekleriyle playofflara ne kadar motive olduklarını, takımlarına ne kadar inandıklarını gösterdiler.
Lakers’ın ilk turda rakibi 8. Sıradan playofflara katılmaya hak kazanan Denver Nuggets olmuştu. Denver, coach George Karl yönetiminde İverson ve Carmelo gibi iki süperstara sahip ligin en etkili hücum eden birkaç takımından biriydi. Run&gun oynayan Denver’ın Lakers’ı zorlayacağını, belki de eleyebileceğini düşünenlerin sayısı hiç de azımsanacak miktarda değildi. Lakers, eşleşmenin favorisiydi fakat bu kadar süperstarı bir arada bulunduran Denver küçümsenmeyecek kadar güçlü bir rakipti.
Seri, Staples Center’da yapılan maçla başladı. Lakers, inanılmaz etkin başladığı maçta çok iyi paslaşıp, üçgen hücumu çok iyi oynadı ilk çeyrekte. Lakers hücumlarda iyi organize olup 4-5 pas sonunda basketi bulurken, Denver bir run&gun klasiği olan getir, at ile oynadı. Denver'ın savunmasındaki boşlukları çok iyi değerlendiren Lakers, özellikle Odom'un penetreleri ile kolayca sonuca gitti. Lakers'ın ilk 7 basketinin 6'sının asist üzerinden gelmesi Lakers'taki yardımlaşmanın en önemli göstergesiydi. Oyunun Lakers’ın kontrolünde oynandığı dakikalarda Lakers kolayca sayılar buluyor, iyi de savunma yapıyordu fakat oyunun kontrolü Denver’ın eline geçtiğinde- ki ilk çeyreğin sonundan ikinci çeyreğin ortasına kadar olan bölüm bu şekilde oynandı- yani iki takım da koşmaya başladığında Denver çok daha rahat sayılar buluyor, Lakers ise Denver kadar iyi olmadığı hızlı hücumlarda üst üste hatalar yapıyordu. İkinci çeyreğin ortasına doğru 8 sayı kadar geriye düştüğü maçı Gasol’un çok ekstra oyunuyla rahatça kazanmasını bildi Lakers. Bu maç gösterdi ki, Lakers oyunun kontrolünü elinde tuttuğu ve tempoyu istediği gibi ayarladığı müddetçe Denver hiçbir şekilde etkili olamıyor. Oyun, Denver'ın en iyi yaptığı iş olan koşmaya döndüğünde ise Lakers bocalıyor. Yarı sahada savunma yapıp Denver'ı yavaşlattığı zaman Denver'ın tek dayanağı dış şutlar kalıyor.
Serinin geri kalan 3 maçı da ilkine benzerdi. Lakers, kontrolü elinde tutup pasa dayalı hücum ettiği ve üçgen hücumu başarıyla uyguladığı 3 maçı da rahatça kazanmasını bildi. Lakers’ta bu üç maçta dikkat çeken nokta, Gasol’un ilk maçtaki etkinliğinden uzakta oluşuydu. Tam aksine, Kobe ise ilk maçtaki silik görüntüsünün çok dışında, tam bir lider gibi oynuyordu. George Karl’ın başına verdiği hiçbir savunmacı Kobe’yi yavaşlatmayı başaramadı. Lakers bu seride özellikle Sasha ve Walton’dan önemli katkılar aldı.
4-0 ile Denver’ı süpüren Lakers, konferans yarı finallerinde Houston’u 4-2 ile geçen Utah ile karşılaştı. Zayıf pota altı nedeniyle süpürülmesi beklenen Houston süpürülmek bir yana dursun, Utah’tan 2 maç alarak Salt Lake City temsilcilerini yormuştu. Evinde 41-5 ile normal sezonun en başarılı takımı olan Utah içerideki maçları kazanıp bir de dışarıda maç alıp bir üst tura adını yazdıran takım olmayı hedeflerken Lakers ev sahibi avantajını kullanıp dinlenmiş olmanın da yardımıyla Utah’ı eleme hesapları yapıyordu.
Seride genel olarak göze çarpan Kobe’nin sakatlandığı maçlarda bile oynadığı oyundu. Kobe, olması gerektiği gibi, yeri geldiğinde pas vererek yeri geldiğinde şut atarak(4. Maçın uzatmalarını saymazsak) tam bir lider gibi oynadı. Gasol ise beklendiği gibi kayıplardaydı. Fiziksel oynamaktan kaçınan yıldız oyuncu Mehmet’in sert savunmasında pek başarılı olamadı. Lamar ise penetreleriyle Utah savunmasına zor anlar yaşatırken galibiyetlerde önemli rol oynayan bir diğer oyuncu oldu. Fisher, gerek Deron’u iyi tanıdığı gerekse de Utah’ın sistemini çok iyi bildiği için çok rahat toplar çaldı. Bu seride benchten gelen Vujacic iyi katkı sağlarken Farmar resmen döküldü.
Utah’ın elenmesinin en önemli sebebi Boozer’ın etkisiz kalmasıydı. Boozer kazanılan 3. Maç dışında hiçbir maçta oynaması gerektiği düzeyde oynamadı. Mehmet üst düzey mücadele sergilese de fazlasını yapamadı. Deron, ilk maç dışında etkili oldu. Kirilenko’nun aklı başka yerlerdeydi.
Utah’ı 4-2 ile geçen Lakers, konferans finalinde son şampiyon Spurs ile karşılaştı. Spurs, Hornets’ı zorlu geçen ve 7 maçta biten seride son maçta New Orleans’ta yenerek adını konferans finallerine yazdırmıştı. 3. Bitirdikleri normal sezonda kendisini çok yormayan yaşlı Spurs kadrosu playofflarda, özellikle Hornets serisinde çok yıpranmıştı. Spurs, New Orleans’tan San Antonio’ya dönemeden California’ya uçtu ve serinin ilk maçı için Staples parkelerine çıktı.
İlk maç serinin hikayesini anlatır nitelikteydi. Staples’ta seyirci ruhsuz, Lakers tutuktu. Parker ve Duncan çok etkililerdi, Spurs bildiğimiz Spurs gibi oynuyor buna karşılık Lakers playoffların başından beri görmeye alıştığımız oyununu parkelere yansıtamıyordu. Bir türlü organize olamayan Lakers farkın açılmasına engel olamadı. Kobe ilk yarı biterken 2 sayıdaydı. Spurs, iyi başladığı maçta 3. Periyodun ortalarına doğru 20 sayılık farkı yakaladı. Bu noktadan sonra Kobe devreye girdi, Lakers oyuna ortak oldu. Maçın sonunda ise skor tabelası Lakers’ın kazandığını yazıyordu.
Lakers maçın ikinci yarısından itibaren içeriyi iyi kapatıp Spurs’u dış şut atmaya yöneltti. Böylece Duncan topu aldığında yardım gidiyor, Parker da içeriye elini kolunu sallaya sallaya dalamıyordu. Dış şutörler de isabetsiz olunca Spurs mağlubiyetten kurtulamadı. Bir diğer etken de Spurs oyuncularının yorgunluğuydu. 7 maçlık Hornets serisinin ardından dinlenemeden California’ya uçan Spurs oyuncuları ilerleyen yaşlarının etkisiyle beraber iyice yorulmuşlar, maçın sonunu oynayamamışlardı.
Serinin geri kalanında aynı senaryoyu tekrar tekrar izledik. 2. maça iyice yorulmuş olarak çıkan Spurs çabuk düştü, 4. Periyodun başlarında second uniti sahaya sürdü. Farklı kazandığı maçtan sonra Lakers Texas’a büyük özgüvenle gitti. Evinde Spurs, playoffların başında sakatlanan Ginobili’nin seride ilk ve son kez iyi oynadığı maçta Lakers’ın yenerek durumu 2-1’e getirdi fakat sonraki maçta Lakers’ın galibiyetine engel olamadı. Çekişmeli geçen maçta tartışmalı bir son saniye kararıyla Lakers maçı aldı ve evine 3-1’in avantajıyla döndü. Serinin son maçına Spurs iyi başladı, Lakers ne organize olabiliyor ne de savunma yapabiliyordu. Spurs, bu maçın ortasından itibaren de yorgunluğa yenik düştü, Lakers ilk maça benzer şekilde bu maçı da aldı ve NBA tarihinin en çekişmeli geçen senesinde Batı Konferansı Şampiyonu olmayı başardı.
NBA Finals 2008
Lakers’ın finallerdeki rakibi, sene başından beri şampiyonluğun en büyük favorisi olarak gösterilen Boston Celticsti. Öncelikle Boston hakkında birkaç kelam edelim;
Boston normal sezona çok iyi bir giriş yaptı. İlk 10 maçlık bölümü 9-1 ile geride bırakan Boston, 20. maç yapıldığında 18-2 ile Doğu zirvesindeydi. Big Three iyi çalışıyor, genç Rondo ve Perkins ikilisi ise beklenilenin çok üzerinde performans sergiliyorlardı. Garnett Celtics savunmasına birkaç kademe atlatmıştı, ligin en iyi savunmasını yapıyordu Celtics. Bunun yanında Garnett MVP istatistikleriyle oynuyor, inanılmaz katkı yapıyordu. Paul Pierce takımı taşıyor, Ray Allen skorer görevini iyi yapıyor hatta son saniyelerde sahneye çıkıp maçları kurtaran adam oluyordu. Bu dönemde Celtics’in 70 sayı barajını aşıp aşamayacağı konuşuluyor, Barkley konuya “Şayet Celtics 72 galibiyet alırsa Atlanta’dan Phoenix’e speedo(slip mayo) giyer, yürürüm” diyerek farklı bir bakış açısı getiriyor, Doc Rivers ise cevap vermekte gecikmiyordu, “Biz 71 galibiyet alırız, bu Barkley’i slip mayoyla görmemeye değer, şayet giyseydi çok çirkin olurdu”.
Boston senenin başından sonuna kadar hem doğunun tepesinde kalmayı başardı. Aralık ayında tek maç kaybettiler, All-star arasına 41-9 ile giren Celtics’te Garnett all-star hafta sonunda yakaladığı PJ Brown’ı kolundan tutup Boston’a getiriyor, ardından Sam Cassell de Boston yolunu tutunca sene başından beri Boston’un en çok eleştiri alan yeri olan Boston benchi de epey güçleniyordu. Boston normal sezonu 66-16 ile bitirdi.
Playofflara en büyük favori olarak başlayan Boston, ilk turda sert kayaya çarptı; 8. sıradan gelen Atlanta Hawks, Boston’a evinde maç vermemesine rağmen dışarıda tek maç kazanamayarak 7 maç sonunda evinin yolunu tutarken Boston Wizards’ı eleyen Cavs ile konferans finallerinde karşı karşıya geldi. Aynı senaryonun tekrarlandığı eşleşmede saha avantajını kullanan Boston, son maçı LeBron-Paul Pierce düellosu şeklinde geçen seride Cavaliers’ı 4-3 ile evine yolladı. Bu noktada Boston’a ciddi eleştiriler gelmeye başladı. Doc Rivers, normal sezonda süre verip verim aldığı Powe’a playofflarda neredeyse hiç süre vermemişti. Ray Allen gerçekten çok kötü oynuyordu, Rondo tedirgindi, Perkins verimli olamıyordu. Boston Paul Pierce’ın sırtında ilerliyor görünümündeydi. Detroit serisinde ise işler değişti. Playofflarda evinde ilk mağlubiyetini alan Boston, hemen sonraki maçta deplasmanda ilk galibiyetini aldı. Rasheed’in çok etkisiz kaldığı maçta Detroit’i 4-2 ile geçen Boston, NBA finallerine adını yazdırırken Ray Allen’ın hayata dönmesi ile de ayrıca rahatladı.
Seriye geri dönecek olursak; NBA Finals 2008, savunma ile hücumun çarpışmasına sahne olacaktı. Lakers, hücum edebildiği sürece ayakta kalan bir takımken Boston savunmasıyla finallere geldi. Finallerde en kritik nokta Lakers’ın hücumunun Boston’ın savunmasına üstün gelip gelemeyeceği, başka bir deyişle Boston savunmasının Lakers hücumunu durdurup durduramayacağıydı.
Boston finale gelinceye kadar 20 maç yapmıştı, Lakers ise rakibinden 5 maç daha az, 4’ü Denver, 6’sı Utah, 5’i Spurs’e karşı olmak üzere 15 maç yapmıştı. Boston’ın kadrosu Lakers’a göre çok daha yaşlı, benchi de bir o kadar dardı. Bu açıdan bakıldığında, Lakers seride önemli fizik kondisyon avantajına sahipti. Boston’ın ise kadronun oyun gücüne ek olarak Lakers’a karşı avantajı tecrübe ve mental dayanıklılıktı.
Boston’ın pota altındaki ikilisi Garnett ve Perkins, Gasol ve Odom’a göre çok daha kalın oyunculardı. Fiziksel oyundan kaçınan Gasol ve 4 numara için undersized olan Odom ikilisinin etkinlikleri serinin Lakers adına kilit noktalarıydı. Bunun yanında Lakers’ın Ray Allen ve özellikle de Paul Pierce’ı yavaşlatması serinin Lakers’a dönmesi için önemliydi. Boston açısından bakıldığında ise Kobe’yi yavaşlatmak savunmanın kilit noktasıydı zira Garnett ve Perkins, Lakers’ın uzunlarına içeride fizikleriyle üstünlük sağladıklarında, Lakers’ın hücumda kullanabileceği tek opsiyon benchten ekstra katkı gelmediği sürece Kobe kalıyordu.
Seri Boston, TD Banknorth Garden’da yapılan maçla başladı. Lakers’ta Kobe istediği başlangıcı yapamadı. Kobe’nin içeriyi zorlamak yerine şut atmayı denemesi sonucu Lakers hücumlardan boş dönerken Boston Garnett ile ard arda içeriden basketler buldu. İlk moladan sonra toparlanıp içeriyi zorlamaya başlayan Lakers, ilk çeyreği Boston’ın 2 sayı gerisinde; 23-21 ile kapattı. İlk çeyrekte Pierce sadece 2 sayı atabilirken çeyreğin bitmesine 2 dakika kala yerine oyuna dahil olan Posey de art arda 2 faul aldı. Kobe ilk çeyrekte 2/8 isabet ile 4 sayıda kaldı.
İkinci çeyrekte Sam Cassel sahneye çıktı. Tecrübeli guard art arda sayılar bularak Boston’ın sene başından beri en büyük problemi olarak gösterilen zayıf benchini Garnett ve Ray Allen dinlenirken ayakta tutuyordu. Cassel 6. sayısını atıp Boston’ı Lakers karşısında 5 sayı öne geçirdiğinde Pierce’ın sadece 2 sayısı vardı. Garnett oyuna dönüp kaldığı yerden devam ederek ilk yarıyı 16 sayıyla kapatırken Gasol’un 12, Kobe’nin ise sadece 8 sayısı vardı. İlk yarıyı Lakers 51-46 önde kapatırken Radmanovic’in ikinci çeyreğin bitimine 3 saniye kala sokamadığı bomboş üçlük maçın önemli kırılma noktalarından biri oluyordu. Şayet o üçlük girse, Lakers soyunma odasına maçın en büyük farkıyla, büyük moralle gidecekti. İlk yarının sonunda ibrenin Lakers’tan yana dönmesini sağlayan önemli faktörlerden biri de Fisher’ın sahne almasıydı. Fish ilk çeyreği 13 sayıyla bitirirken Lakers’ın en skorer oyuncusu oluyordu.
İkinci yarıya Pierce hızlı başladı. Maçın 2. kırılma noktasında sahneye çıkan Pierce, ilk yarının bitimine saniyeler kala rahat pozisyonda üçlüğü gönderemeyen Radmanovic’e ders verircesine hem üçlüğü attı, hem de Radman’a faulü yaptırdı. Faulü sayıya çeviren Pierce’ın 4 sayılık bu oyunuyla Boston öne geçti. Lakers Pierce’a Kobe ile cevap vermeye çalışırken Garnett de etkili olmaya başladı. Bu sırada serinin kaderini etkileyen olaylardan biri oldu, Pierce sakatlandı. Acılar içerisinde sahayı terk eden Pierce’ın ardından Lakers’ın farkı arttırması beklenirken bu sefer de Ray Allen görevi devralarak Boston’ın skor yükünü çekmeye başladı. Çeyreğin sonuna yaklaşılırken Boston Garden bir anda ayağa kalktı, soyunma odasından koşarak dönen Paul Pierce, TD Banknorth Garden’da seyircisini selamlarken bozulan moralleri bir anda düzeltiyor, seyirciyi arkasına alıyordu. Seyircisini ayağa kaldıran Pierce, çeyreğin bitimine birkaç dakika kala arka arkaya iki üçlük yollayarak takımını da ayağa kaldırıp Boston’ı öne geçirirken, son çeyreğe Boston 73-77’lik skor ile 4 sayı önde giriyordu.
Momentumu Boston’a kaptırmasına rağmen Lakers mental olarak düşmedi ve mücadeleye devam etti. 4. çeyreğin hemen başında, Garnett kendi yarı alanına giden topu inanılmaz bir şekilde çevirmeyi başararak hem geri pası önleyip momentumu koruyor, hem de seyirciyi bu çabasıyla bir kez daha ateşliyordu. Bununla da kalmayan Boston, Garnett’in çevirdiği bu topu potaya sokup farkı arttırıyor, böylece maçın bir diğer kırılma noktasında biraz şans biraz yetenek ve en çok da mücadelesiyle Lakers’a üstün geliyordu. Hemen ardından Posey ilk yarının sonunda Radman’ın yapamadığını yapıp 3’lüğü gönderiyor, Boston’ı maçtaki en büyük fark olan 8 sayı ile öne geçiriyordu. Maçın bütün kırılma noktalarında başarısız olan Lakers’ın bu noktadan sonra oyuna ortak olması mümkün değildi, olamadı da. Boston ilk maçı 88-98’lik skorla kazandı.
İlk maçın ardından Lakers’ta Kobe’nin 9/26 ile yani %34 gibi çok kötü bir yüzdeyle attığı 24 sayı öne çıkarken Garnett’in 24 sayısı Boston’da dikkat çekiyordu. Maçın kazanılmasında Garnett attığı sayılar kadar ribauntlarıyla da öne çıkıyor, 13 hücum ribaunduyla rakibinin iki uzunu Odom(6) ve Gasol(8) ikilisinin toplamı kadar ribaunduyla etkili oluyordu. Lakers, çok güvendiği benchinden bu maç için kısıtlı katkı alırken Boston benchi Lakers benchinden daha fazla katkı veriyordu. Bu maç ayrıca Boston’ın savunmasının Lakers’ın hücumuna üstünlük kurduğu maç olarak kayıtlara geçiyordu.
Boston’daki ikinci maç öncesi Pierce’ın dizi merak konusuydu. İlk maçta sakatladığı dizinin sorun yaratıp yaratmayacağı konuşulurken Pierce maça ilk 5 başladı. İlk maçı kaybeden LakersGarden’daki ikinci maça iyi başladı. Özellikle ilk maçın sonunda Garnett’in tepesinden vurduğu spektaküler smacın ardından yaptığı savunma konusunda önemli eleştiriler alan Gasol maça hırslı başladı. Maçın hemen başında Garnett’ten ilk maçta yediği smacın hesabını sorarcasına yüklenip smacı vurdu. Boston ilk maçın sonundaki kadar mücadeleci olmasa da etkiliydi. Pierce çeyreğin başında Boston’da öne çıkan oyuncuydu. Sonrasında görevi Ray Allen’a devrederken bu ikili ilk çeyrekte 6’şer sayıyla skor yükünü taşıdılar. Lakers’ın Rondo’yu rahat bırakıp şutunu riske etmesine karşılık Rondo akıllı oynayarak top dağıttı ve takımının hücumda etkili olmasında önemli katkısı oldu. İlk çeyreği Lakers 22-20’lik skor ve 2 sayı üstünlükle noktaladı.
İkinci çeyreğin kahramanı Leon Powe’dı. 8 sayı bulduğu ikinci çeyrekte Garnett oyuna girene kadar Celtics’in değil skora tutunmasını, fark atmasını sağlayan oyuncu oldu. İkinci çeyreğin hemen başında 10-0’lık seri yakaladı Boston Celtics. Bu bölümde Walton’ın başını çektiği Lakers oyuncularının yaptığı top kayıpları farkın açılmasında önemli rol oynadı. Lakers Kobe oyuna dönene kadar sayı bulamadı. Nihayet Kobe Lakers’ın 2. Çeyrekteki ilk sayısını attığında kendi hanesine de 5. sayısını yazdırıyordu maçtaki. Pierce’ın çeyreğin sonundaki etkili oyunuyla Boston 42-54 önde kapatırken ilk yarıyı, Pierce de 16 sayısıyla dikkat çekiyordu. Kobe ise ilk yarıyı herhangi bir oyuncu için normal sayılabilecek fakat Kobe’nin standartlarının çok altında bir rakam olan 9 şutta bulduğu 4 isabet ve 9 sayı ile kapattı.
İkinci yarıya iyi başlayan yine Boston oldu. Boston, Ray Allen ve Pierce’ın sayılarıyla farkı 16 sayıya kadar çıkartırken 49-65’lik skoru yakaladı. Bu noktadan sonra Kobe silkinip alışıldık kimliğine büründü ve inisiyatif alarak etkili olmaya başladı. Kobe’nin uyanması ile birlikte Gasol’un da skora katkı yapmaya başlamasıyla Lakers çeyreğin sonuna doğru farkı 9 sayıya kadar indirdi. Momentumun Lakers’ın eline geçtiğini gören Doc Rivers’ın molayı alarak oyuncularını sakinleştirmesinin ardından Boston savunmada kemerleri sıkıp Lakers hücumuna zor anlar yaşatmaya başladı. Bu bölümde sahnede yine yeniden Paul Pierce vardı. Art arda iki turnikeyle Lakers’ın hızını kesen Pierce’a destek de ilk yarının bir diğer yıldızı Powe’dan geldi. Garnett’in yerine oyuna dahil olan Leon Powe, çeyrek sonunda ard arda bulduğu basketlerle farkın 22 sayı açılmasında önemli rol oynadı.
Spurs ile oynadığı Batı Finali serisinin ilk maçında 20 sayıdan geri dönen Lakers bir benzerini de Boston karşısında gerçekleştirmek istiyordu fakat bu sefer rakip çok daha dişli ve hırslı Boston idi. Farmar-Turiaf ikilisi hücumda etkili olsalar da savunmada Powe’a çare bulamıyordu Lakers. Öyle ki, Doc Rivers her zaman yaptığının aksine bu sefer Garnett’i Powe yerine değil, Brown yerine oyuna dahil ediyordu. Boston’da skor yükünü Garnett-Powe ikilisi yüklenirken Kobe sahne alıyor, Lakers’ın oyuna tutunmasını sağlıyordu. Bu bölümde Lakers Fisher, Radman ve Vujacic ile art arda üçlükler bulurken Radmanovic sene boyunca oynadığı oyunun aksine çok iyi işler yapıyor, içeriden de sayılar bularak alevlenmiş Kobe’nin en büyük yardımcısı oluyordu. 22 sayılık fark maçın son 38 saniyesine girildiğinde 2 sayıya inmişti. Pierce momentumun Lakers’ın elinde olduğu bu durumda yeniden sahne aldı, kendisine yapılan faulü 2 atışını da sokarak cezalandırdı. Bununla da kalmayarak son hücumda Vujacic’in köşeden gönderdiği üçlüğü bloklayarak Lakers’a giden maçı çekip aldı. Maç, 102-106’lık skor ve Boston’ın üstünlüğüyle bitti.
Maçın Lakers adına önemli noktalarından biri Kobe’nin 13’ünü son çeyrekte bulduğu 30 sayısı, bir diğeri de iyi başladığı maçta Gasol’un karşı potaya bıraktığı 17 sayısıydı. Odom ise sadece 10 sayılık katkı verebilmişti. Boston’da ise Pierce 28 sayısıyla öne çıkarken Powe 21 sayısıyla maçın x-factorü oluyordu. Rondo, şutunu riske eden Lakers sistemini şutuyla değil, pasıyla cezalandırıyordu.
Seri nihayet California’ya taşındığında Lakers’ın tarihle hesaplaşması başlıyordu. Lakers hiçbir finalde 2-0’dan geri dönememişti, Boston ise 2 maç öne geçtiği hiçbir seriyi kaybetmedi. Bununla birlikte Lakers çıktığı son 7 final maçının 2’si Boston’a, 4’ü ise Detroit’e 2004 finallerinde olmak üzere toplamda 6’sını kaybetmişti. Bu 6 maçın 5’ini ise üst üste kaybetmişti, kısacası Lakers son 5 final maçında parkelerden hiç sevinerek ayrılamamıştı.
Lakers, özellikle Kobe maça iyi başladı. İlk 2 maçta, özellikle ilk yarılarda oynadığı oyundan eser yoktu. İlk 4 dakika geride kalırken Lakers 2-9’luk skor ile öndeydi. Big Three çok etkisizdi, bununla birlikte kimse skor üretemiyordu. İşlerin kötü gittiği anlarda Posey, 2. faulünü alan Ray Allen’ın yerine oyuna dahil oldu ve hem savunma hem de hücumda önemli işler yapmaya başladı. Rondo-Posey ikilisi Celtics’in ilk çeyrekte geriye düşmesine engel olurken Lakers potasına 11 sayı gönderdiler, bu sayı, Kobe’nin ilk çeyrek itibariyle attığı sayıyla aynıydı. Çeyrek 20-20’lik skorla bitti.
İkinci çeyreğe Kobe dolayısıyla da Lakers yine iyi başladı. Lakers oyuncuları çok iyi paslaşıyor, üçgen hücumu Boston’ın second unitine karşı çok iyi sergiliyorlardı. 2. çeyreğin hemen başında üst üste 5-6 seri pas sonrası Vujacic’i bomboş buldukları ve Vujacic’in de 3’lüğü gönderdiği pozisyon görülmeye değerdi. Sasha’nın Kobe’ye yardımcı olduğu ve 12 sayı attığı ikinci çeyreği Lakers, Boston karşısında 37-43 ile önde bitirdi. İlk yarıda Boston’da Ray Allen 12 sayı atarken Garnett ve Pierce 2’şer sayıda kalmışlardı, buna karşılık Kobe tek başına 19 sayıya ulaşmıştı. Garnett’in 1/9 ile oynadığı hatta tek basketi Ray Allen’ın pasında rahat bir alley oop ile bulduğu yarıda Lakers sadece 6 sayı fark atabilmişti Celtics’e.
Üçüncü çeyrek iki takım adına da yavaş başladı. Boston’da top kayıpları ve kaçan şutlar, Lakers’ta ise Odom’un yaptığı top kaybı ve yediği blok ilk 2 dakikada sayı olmasını engelledi. Kobe Lakers’ta inisiyatif alan tek oyuncuydu, şut tercihlerinde hata yapsa da sayı bulabilen de yine bir tek Kobe idi. Ariza’nın 5. Dakikada bulduğu sayıya kadar Lakers’ta sadece Kobe 4 sayı atabilmişti Boston potasına. Boston ise 7. dakika geride kalırken Garnett’in attığı basketle 20-19’luk skordan beri ilk defa öne geçiyordu. 15-3’lük seri ile Lakers’ı yakalayan Boston, Garnett’in ardından Ray Allen’ın attığı baskete farkı 4’e çıkartarak 54-50’lik skorla öne geçti. Molanın ardından Lakers toparlansa da çeyreği Boston 62-60’lık skor ile önde kapattı.
Son çeyrekte Sasha-Kobe ikilisi Lakers adına etkili oldular. 2 numarada Sasha Vujacic, 3 numarada ise Kobe ile oynayan Lakers bu dönemde Boston’ın zayıf olarak nitelendirilen benchine karşı bu iki oyuncunun arka arkaya bulduğu üçlüklerle öne geçip farkı açtı. Pierce’ın yıllardır Los Angeles’ta ortaya koyduğu performansların aksine çok etkisiz olduğu maçı Lakers 81-87’lik skorla kazanırken Kobe 36 sayılık performansıyla serinin hala ortada olduğunu gösteriyordu tarihi yanıltırcasına. Odom ise sadece 4 sayı atabilmişti Boston potasına.
Lakers Staples Center’da kazandığı bu maçla 5 maçlık final maçlarındaki mağlubiyet serisini noktalıyordu fakat bir diğer tarihi gerçeği yıkması için yapması gereken daha çok iş vardı. 2-0’dan hiç seriyi kazanamayan Lakers, 2 maç önden hiç seri kaybetmeyen Boston’a karşı 2-1 gerideydi ve önünde mutlak suretle alması gereken 2 iç saha maçı daha vardı.
Bu maçların ilkine-ki bu serinin 4. maçıydı- Staples Center’da iyi başladı Lakers. Odom geçen maçta attığı 4 sayıyı unutturmak ister gibi oynuyor, Boston potasına gidiyor, penetre üzerinden sayı buluyordu. Lakers maça 11-4’lük seriyle başladı. Big Three ilk maçın başında olduğu gibi, bu maçta da etkili olamıyordu. Boston’ın 4 sayısından sadece 2 tanesi Ray Allen’dan gelmiş, diğer ikisini ise Rondo atmıştı. Çeyreğin ortasında 10-0’lık seri yakalayarak Lakers farkı 14 sayıya kadar çıkartıyor, çeyreği de 13’ünü Odom’un attığı 35 sayı ile noktalıyordu. Çeyrek sonundaki 14-35’lik skor ise NBA Final tarihindeki en büyük fark olarak tarihe geçiyordu.
Lakers ikinci çeyreğin başında farkı 21 sayıya çıkarttı. Kobe henüz 3 sayı atmıştı fakat Lakers hücumu makine gibi işliyordu. İkinci çeyrekte Boston’da Ray Allen uyandı ve takımını da uyandırdı. 12-0’lık seri ile farkı azaltan Boston, skoru çeyreğin bitimine 3 dakika kala 33-45’e getirdi. İnisiyatif alan Fisher farkın kapanmasını art arda bulduğu sayılarla önledi ve ilk yarı Lakers’ın 18 sayılık üstünlüğüyle bitti; 40-58.
Celtics 3. çeyreğe iyi başladı. Çeyreğin hemen başında yakalanan 8-2’lik seri ile farkı azaltsa da Boston, Lakers farkın kapanmasına engel oldu. İlk yarıyı 3 sayıyla tamamlayan Kobe bu çeyrekte de etkili değildi. Çeyreğin hemen başında bulduğu 4 sayı dışında sayı bulamadı Kobe. Bu da Lakers hücumunun düşmesine neden oldu. Boston iyi savunma yapıyor, yaptığı iyi savunmayla hücumunu da ayağa kaldırıyordu. Çeyreğin ortasından itibaren Boston, Lakers potasını Pierce, Ray Allen, House hatta Posey ile bularak farkı kapattı. Lakers’ın savunması rezaletti, hatta içeride savunma yok gibiydi. Boston bu bölümde 21-3’lük seri yakalayarak Lakers’a yetişti ve 18 sayı geride başladığı çeyreği Lakers’tan sadece 2 sayı geride, 70-72’lik skorla noktaladı.
Boston 4. çeyreğe basketle başlayarak eşitliği sağladı fakat Lakers ayakta kalarak karşılık vermeyi başardı. Kobe nihayet sahneye çıkmaya karar vermişti fakat fark çoktan kapanmıştı. İki takım da sayı bulmakta zorlanıyordu, Lakers’ta bir tek Kobe vardı topu elinde isteyen. Buna karşılık Boston’da bütün oyuncular sorumluluk alıyor, herkes skora katkıda bulunuyordu. Bu bölümde Paul Pierce sakatlanmasına rağmen oyunda kaldı. Posey Kobe’nin savunmasında etkili oluyor, bununla birlikte hücumda da iyi iş çıkartıyordu. Posey’nin gönderdiği 3’lüğün hemen ardından House 10. sayısını buldu. House’un bu basketiyle Celtics oyunda ilk defa öne geçtiğinde saatler maçın bitimine 4 dakika 8 saniye kaldığını işaret ediyordu. Gasol’un top kaybını Kobe’nin savunmasından sıyrılıp turnikeyle bitiren Ray Allen cezalandırıyor, Lakers’ı 24 sayı öne geçtiği maçta 3 sayı geriye itiyordu. Boston bu kadarla da yetinmedi, momentumu eline geçiren Celtics Garnett’in basketiyle farkı 5 sayıya çıkartırken Phil Jackson çareyi mola almakta buluyordu. Lakers’ta hücumda bir tek Kobe inisiyatif almaya çalışıyordu. Gasol Boston’ın sert pota altında ezilmiş, Odom her zamanki gibi sorumluluk alması gereken yerde yok olmuş, Fisher ise güvenini kaybetmişti. Kobe’nin son çırpınışına Posey köşeden 3’lükle cevap verip Boston’ı 1 dakika 13 saniye kala 5 sayı öne geçirirken Lakers taraftarının büyük bir bölümü televizyonlarını kapatıyordu. Staples Center’da maçı izleyen Lakers taraftarlarının böyle bir şansı yoktu, onlar Ray Allen’ın Vujacic’in yanından elini kolunu sallaya sallaya geçip boş turnikeyi bırakmasını da izlemek zorunda kaldılar. Maç bittiğinde skor 97-91’i gösteriyordu.
O Posey’nin basketiyle birlikte kapanan sadece Lakers taraftarının televizyonu değil, aynı zamanda Lakers’ın 29. final sezonuydu. 59 yıllık NBA tarihinde oynadığı 29 finalinin sadece 14 tanesini kazanabilen Lakers, bir finalden daha boynu bükük ayrılıyordu bu maçın ardından. Celtics durumu 3-1’e getirmişti ve tarihi bir kez daha haklı çıkartmıştı. Celtics bu maçın ardından, hem de Lakers 24 sayıdan maçı vermenin psikolojisiyle oynarken 3 maç üst üste kaybetmezdi. Kaybetmediler de.
Lakers’ın artık yapması gereken bu güzel sezonu seyircileri karşısına çıktığı son maçta bir Boston galibiyetiyle bitirmek ve seyircilerini son bir kez selamlamaktı. 5. maça Lakers yine önceki maçlara başladığı gibi, hızlı başladı. Kobe 4. maçın ilk 3 çeyreğinin acısını çıkartırcasına oynuyordu. Lakers 2-10 ile başladı maça, 5-18 ile devam etti. Çeyrek bittiğinde skorboardda 22-39 yazıyordu. 39 sayının 15’i Kobe’den gelmişti.
2. çeyrekte Paul Pierce Boston’ı ayağa kaldırmaya çalışan adamdı. Hiç dinlenmeyen Pierce arka arkaya içeriyi zorlayarak bulduğu basketlerle farkı kapattı. Hücum ve savunmada inanılmaz mücadele etti, ilk yarının tamamında sahadaydı. Pierce 21 sayıyla bitirdiği ilk yarıda hiç dinlenmezken Kobe hızlı başladığı maçın ikinci yarısında basket bulamadı. İlk yarı Lakers’ın üstünlüğüyle 52-55 bitti.
Sam Cassel sakat Rondo’nun yerine 1 numarada oynadı oyunun büyük bölümünde. 3. çeyrekte ise Rondo oyundaydı. Pierce takımını taşıyan oyuncuydu. Üçüncü çeyrek devam ederken 26 sayıya ulaşmıştı bile. Lakers son üç dakikadaki iyi savunmasıyla Boston’a sayı şansı tanımayarak iyi oynadığı 3. çeyreği bu sezon taraftarının karşısındaki son maçında 70-79 ile geride bıraktı.
4. çeyreğe iyi başlayan Lakers ilk 3 dakikada Farmar ile sayılar bulurken cevap veren oyuncu Boston’da Paul Pierce idi. Vujacic arka arkaya üç sayı şanslarını kullanamazken Sam Cassel sahneye çıkarak 7 sayı bıraktı Lakers potasına. Cassel ile birlikte Posey de atmaya başlayınca Boston 16-2’lik seri yakalayarak 90-90’a getirdi skoru. Son iki dakikada, fark 2 sayı iken Boston öne geçme şansını kullanamadı, kaptırılan top Kobe tarafından smaçlandı. İşi Staples’ta bitirmek isteyen Boston bu baskete rağmen maçı bırakmadı, 14 saniye kala House farkı köşeden gönderdiği üçlükle 3 sayıya indirdi. Fisher 2 serbest atışı da sayıya çevirip bir de üstüne maçın bitimine 7 saniye kala Posey’nin topunu çalınca seri bir kez daha, bu sefer bitmek üzere Boston’a taşındı. Lakers sezonun Staples’taki son maçında 98-103’lük galibiyetle seyircisini son bir kez selamladı.
Seride 6. maça Lakers yine hızlı başladı. Kobe ilk çeyrekte 14 sayı attı, sorumluluk alıp kendisi taşımaya çalıştı takımı fakat takımdaki diğer oyuncular %30 ile atınca bu çaba yetmedi. Garnett iyi oynadı ilk çeyrekte. Ray Allen’ın gözüne Odom’un parmağı girdi ilk çeyrekte. Ray Allen salonu terk edip soyunma odasına gitti tedavi için.
2. çeyreğe Boston işi bitirmek için çıktı. Posey köşeden 3’ü gönderdi, hemen ardından aynı köşeden House da üçlüğü gönderdi. Ray Allen bu arada alkışlar arasında sahaya döndü. Posey iyiden iyiye coştuğu maçta üçlükleri ard arda gönderdi. Lakers’ın son birkaç yıldır huyudur, şayet her şey bitmişse takım oyundan tamamen kopar. 3-1 öne geçip kaybettiğimiz Suns serisinde de, geçen sene 4-1 kaybettiğimiz Suns serisinde de son maçlarda bu filmi izlemiştik. Aynı şekilde bu maçta da Lakers 2. çeyrekten dağıldı. Lakers tarafından 11 top kaybı yapılan ilk yarıyı Celtics 23 sayı farkla önde kapattı. Oyuncular o kadar oyundan kopmuşlardı ki, Kobe bile 4/5 başladığı maçın ikinci çeyreğinde 0/6 attı.
3. çeyrekte de farklı şeyler olmadı. Film aynı, izleyiciler aynı, başroller farklıydı. Bu sefer üçlükleri gönderen, başroldeki Ray Allen iken izleyiciler; salondaki seyirciler, televizyon başındaki milyonlar ile birlikte Lakers’lı oyuncular ve en çok da Phil Jackson’dı. Üçüncü çeyreğin sonunda fark 29 sayıya çıktı.
4. çeyrekte Boston oyuncularının şampiyonluk sevinçlerinden başka ilginç pek bir şey yoktu. Tabi bir de Ray Allen’ın üçlükleri. Ray Allen 7 üçlükle NBA Finalleri rekorunu egale ederken 92-131’lik skorla Boston, NBA tarihinde kırılması zor bir rekorun altına imzayı atıyor, final tarihlerindeki en büyük farkla Lakers’ı geride bırakıyordu.
Outro
Karmakarışık başladığı sezonda en tepeye kadar çıktı Lakers, sene başında kimsenin hayal edemeyeceği işler başararak. Sadece en tepeye çıkmadı, kadrosuna bir yıldız katarken bir de yıldız kazandı. Bunun yanında kazanmayı öğrendi bu genç kadro. En yüksek seviyede en çetin şartlarda mücadele etti ve mental olaral olgunlaştı oyuncular.
Lakers’ın bu sene için en büyük kazancı Andrew Bynum oldu. Pota altında sadece ribaunt alan ya da blok koyan kalıplı bir uzuna değil aynı zamanda rakip pota altında terör estirebilen bir double double canavarına dönüştü Bynum. Kobe kariyerinde başaramadığı şeylerden birini daha başardı, MVP oldu. Sırada sadece şampiyonluk var. Shaq’sız kazanılacak bir şampiyonluk…
Sezonun hikayesi ise aslında Posey’nin o köşeden gönderdiği üçlükle birlikte kapanan televizyonla bitti, taraftarın aklında yaz boyunca tekrar tekrar yankılanacak bir tek soru bırakarak; “ya o 4. maçı kazansaydık”…
Fatih AKAT
lakers benchine çöp demek büyük haksızlık olur kanımca. odomu da yedekte düşünür ve ilk beşin bynum gasol kobe ariza fisher dan oluştuğunu düşünürsek vujacic, shannon brown, farmar, walton, powell gibi isimler cleveland benchinden çok daha iyidir..
bana göre cleveland ilk beşi bile yetersizdir ve zayıf noktaları lakerstan fazladır. finalde garnettsiz 1 boston veya clevelandla karşılaşan bir lakers televizyonu rahat rahat izleyebilecek olan seyirciler demektir.
cleveland sağlam 1 savunmayla etkisiz hale gelebilecek genç, çabuk moral bozukluğu yaşayabilecek 1 takım. gerçekçi olunduğunda lakers kadrosuna garbage (çöp) demek tam anlamıyla lakerstan korkmaktır :)
ama kimseler merak etmesin bu yıl mutlu sona LAL ulaşacak