2014 NBA All Star Smaç Yarışması'nda yarışacak isimler açıklandı. Son şampiyon Terence Ross'un başı çektiği çok iddialı bir kadronun yanı sıra geleneksel smaç yarışmasından çok farklı, yeni bir formatı da göreceğiz.

14 Şubat gecesi oynanacak 2014 NBA All Star Maçı'nın koçlar tarafından seçilen yedekleri açıklandı.

2014 NBA All-Star maçının ilk beşleri açıklandı.

Her yıl düzenli olarak Forbes tarafından açıklanan NBA'nin en değerli takımları sıralamasında bu yıl da zirve değişmedi.

Dallas Mavericks'in Alman yıldızı Dirk Nowitzki, kariyerinin devamı konusunda açıklamalarda bulundu.

Denver Nuggets'ın İtalyan oyuncusu Danilo Gallinari'nin dizindeki sakatlığı nedeniyle sezonu kapadığı açıklandı.

Boston Celtics, Miami Heat ve Golden State Warriors, 4 oyuncuyu kapsayan üçlü bir takasta anlaştı.

Yıldızı Derrick Rose'un tekrar sezonu kapatmasıyla birlikte hedef küçülten ve bir süredir kadroyu boşaltarak geleceğe yatırım yapmayı tartışan Chicago Bulls, takımın en önemli isimlerinden Luol Deng'i Cleveland Cavaliers'a gönderdi.

Güneşin Doğdu Yer: DOĞU YAKASI

NbaTr.Com - Cuma, 18 Nisan 2008

Doğunun Yakasına mı Aslıldılar?

 

Evet,

Sayın okurlar ve basketbol severler; size, ‘’NBATR’’ çatısı altında üçüncü makalemi sunarken, görevimi yapmış olmanın hazzı içinde saygılarımı iletirim…

 

Gelelim bu seferki konuya…

Başlıktan da anlaşılabileceği gibi bu sefer konumuz, Doğu Yakası.

Evet, başlı başına yakanın; temsilcileri, geçmişi, ihtişamı, rezaleti, geleceği, şimdiki hali, ne idi, ne oldu gibi başlıklarla Doğu Yakasının neden Çakı gibi bir Delikanlı iken böyle, etliye sütlüye bulaşmayan bir sünepe kimliği edindiğinin cevabını arayacağız.

 

Ve yine, benim genel tarzım olan; geçmiş ile geleceği birleştirerek yaşayan bir yazı yaratma çabası içinde olduğum yeni yazımıza artık başlayalım…

 

Temsilcileri=

NBA liginin geçmişinde birçok küçük lig, bölge ve yaka bulunduğu için, Tüm Doğu takımlarını ve geçmişlerini anlatmak boşa zaman kaybı olacağını düşündüm… Ve

Bu sebeple, bu yakanın her dönem gözbebeği olmuş ya da zaman zaman büyük patlamalar gerçekleştirmiş ekiplerinden bahsedeceğim.

Önce, zaman zaman bu yakanın parıldayan taşları olmayı başarmış olan

ekipler.

 

Milwaukee Bucks

Takım, kurulduktan üç yıl sonra şampiyon olmayı başaran bir takım!

Bu istatistiklerde bu listede olma sebebi diyebiliriz;

NBA Şampiyonluğu= 1- 1971

Konferans şampiyonluğu= 2- 1971, 1974

Grup Liderlikleri= 13- 1971, 1972, 1973, 1974, 1976, 1980, 1981.1982.1983, 1984, 1985, 1986, 2001

Tarihi Beş= C- K. Jabbar, PF - T.Cummings, Sf-R.Allen, Sg-S.Moncrief, PG-O.Robertson

 

 

 

71 yazında ilk ve tek şampiyonluğunu tadan bu takımın kadrosunda genç pivot, UCLA’in onuru eski adıyla Lewis Alcindor, yeni adıyla Kareem Abdul Jabbar ve 60’lı yılların en özgün, en çok yönlü süper yıldızı Oscar Robertson vardı.

        Fakat daha sonraları, bu soğuk yapılı, Müslüman devi California takımı Los Angeles Lakers’a kaptırıp, Oscar’ da kendini emekli edince Bucks belli bir süreç içerisinde bocalama yaşadılar.

 

Daha sonraları 80’lerin başlarına doğru takım koçluğuna Don Nelson, oyuncu kadrosuna da Sidney Moncrief, Terry Cumings, L.Ellis gibi isimler katılınca Milwaukee 80’lerde Boston, Philadelphia, Detroit ekiplerinin ardından doğunun dinamosu olmayı başarmıştı. Fakat şampiyonluk gelmemişti.

90’lı yıllarda da iyi oyunculara aralıklarla sahip oldularsa da, 80’lerdeki dinamizmi ve sağlamlığı yakalayamadılar.

 

2000’lere gelindiğinde ise Milwaukee Bucks için tekrar umut doğdu.

        Sam Cassel, Ray Allen, Glenn Robinson üçlüsünün sürüklediği, yanlarında da Joe Smith, Ervin Johnson, Tim Thomas gibi oyuncularla, 2001de Doğu Konferans Finaline kadar yükselseler de, Iverson’ın MVP olduğu sezon fırtına gibi esen, Sixers karşısında dayanamadılar.

 

Şimdilerde ellerindeki iyi malzemeyi kullanamama konusunda Bulls ve Knicks ekipleri ile yarışıyorlar…

 

Sonradan Açılan gardları Mo Williams ve Michael Redd istikrarlı ve istekli oyuncular olsa da takımın geri kalanı ya sakat ya da artık bu takıma inançlarını kaybetmiş haldeler.

 

Fakat bu kulüp Doğu yakasının en güçlü zamanlarını yaşadığı 80 lerin ortası ile 90 ların sonları arasında yerini almayı başarmıştır.

 

Tarihinden Gelip Geçen Önemli Oyuncular; Oscar Robertson, Kareem Abdul Jabbar, Sidney Moncrief, Terry Cummings, Terrel Brandon, Vin Baker, Sam Cassel, Glenn Robinson, Gary payton, Ray Allen, Tim Thomas, L.Ellis... (Unutulanlar için özür dileriz.)

 

 

Atlanta Hawks

St. Louis, Milwaukee falan der kene günümüz Atlanta Hawks ekibi oluştu, kemikleşti bu ligde.

Ligin ilk gerçek ‘’Power Forvet’’ i Bob Petit’e sahip olan bu takım, 50’lili yılların sonu ile 60’lıların sonu arasında Boston ve Philadelphia ekiplerinin alamadığı tek şampiyonluğu almış ekiptir.

        Fakat asla tarihte ne Petit ne de onun Hawks’ı (ST. Louis) hak ettiği saygıyı bulamamıştır.

 

70’lere doğru gelindiğinde ise, uzun konçlu çorapları, savrulan saçları ve zamanın kameralarının takip edemediği büyülü elleri ile Pete Maravich isimli basketbol üstadına sahip olsalar da gerçek anlamda bir başarı gelmedi.

 

Ancak 80’lerin ortalarından, 90’ların başlarına kadar Doğunun kök söktüren ekiplerinden biri olmayı başarmışlardır.

80’lerde, estetik ve patlayıcılığı bir arada bulunduran çok yönlü forvetleri Dominique Wilkins önderliğinde güçlü bir ekip oluşturdular.

O yıllar içerisinde hep Celtics, Pistons, Bucks ekipleri ile cebelleştiler.

 

Özellikle 88 yılı Doğu Play-Off larında Wilkins ve Bird in kapışması NBA tarihinin en unutulmaz yıldız savaşlarından biri olmuştur.

 

90 yılların başında ise Chicago, Cleveland, Pistons ile beraber 90’lı yılların en iyi takımları olması gözüyle bakılan takımlar arasında yerini alıyordu…

 

        Fakat gerek Michael Jordan isimli zatın diğer ekipleri tamamen devre dışı bırakması, gerek Hawks ın bir türlü arka arkaya 2–3 yıl oyuncu değiştirmeden duramaması sebebiyle başarı tam anlamıyla istenilen seviyede değildi.

Sonuçta yapılanma aşamasına giren Hawks onca atılacak boş safra varken D.Wilkins i 95 sezonu ortasında Clippers a Danny Manning karşılığı takas ediliyordu…

 

Hawks ekibi 2 yıl bocalasa da, camianın eski yüzü ve yıllardır Cavaliers ekibini başarı ile çalıştıran koç Lenny Wilkens in atağı ile ve takımın sonradan şu kadro ile güz yüzüne çıkmasıyla tekrardan 2001 yılına kadar farklı kombinasyonlarla sürecek olan güzel bir ekibin temeli atılıyordu.

 

Dönem oyuncuları; Mookie Blaylock, Dikembe Motumbo, Steve Smith, Alan Henderson, Christian Laettner, hersey Hawkins, E.Recanser gibi isimlerle dönemin en düzenli basketbollarından birini oynayan bir ekip oluşturuyorlardı…

Sonraları ise önce Mookie sonra Smith daha sonra da Mutombo’nun ayrılışı ile Hawks uzun soluklu bir lotarya takımı olmaktan ileriye gidemedi.

 

Günümüz şahinleri ise logosunu, amblemini, renklerini, formalarını, sistemini değiştirmiş, genç dinamik, savaşçı, istekli ve en önemlisi inançlı bir kadro kıvamına geldiler ve geleceğe umutla sırıtıyorlar.

 

Tarihinden Gelip geçen önemli oyuncular: Bob Petit, Lou Hudson, Dominique Wilkins, Darryl Dawkins, Moses Malone, Spud Webb, Glenn ‘’Doc’’ Rivers, Stacey Augmon, Kevin Willis, Mookie Blaylock, Dikembe Mutombo, Steve Smith, Shareef Abdur Rahim, Jason Terry, … (Unutulanlar için özür dileriz.)

Tarihi beşi= C-Dikembe Motumbo, Pf-Bob Petit, Sf- Dominique Wilkins, SG- Lou Hudson, PG-Mookie Blaylock

 

 

Washington Wizards

Bu takımda es geçilmemeliydi elbette;

NBA Şampiyonluğu= 1- 1978

Konferans Şampiyonluğu= 4- 1971, 1975, 1978, 1979

Grup Liderliği= 7- 1969, 1971, 1972, 1973, 1974, 1975, 1979

  Elbette ki doğunun önemli isimlerinden biri de başkent takımı Washington ekibi.

 

Bu takım 1978 de Wes Unseld ve Evlin Hayes ikilisi ile ortalığı karıştırarak şampiyonluk kazandı…

60’ların sonları ile 80’lerin başı arası Doğunun en iyi ekiplerinden biri idiler.

Fakat 80’ler de Celtics, Hawks, Bucks, Pistons, Sixers hatta sonraları Knicks, Bulls, Cavaliers gibi zorlu doğu ekiplerinin gölgesinde kaldılar.

 

 80 lerin sonu, 90 ların başında NBA in en uzunu Manute Bol ile en kısası Tyronne Bogues ı barındırması hatta ilk beşte oynatması herkes tarafından sempati ile beğeni toplasa da başarı gelmedi.

 

Sonraki yapılanma içerisinde Bullets ekibi Hornacek, Tracy Murray, Rex Chapman gibi dış şutörler ve Tom Gugliotta gibi isimlerle iç skorerlerle bir şeyler yapmaya çabalasada olmadı…

 

Sonraları ise ‘’Bomb Squad’’ adlı üçlünün sürüklerdiği bir Washington Wizards ekibi oldu… Artık Bullets değil Wizards dılar.

 

‘’Bomb Squad’’ ekibi, Rod Strickland, Juwan Howard ve Chris Webber üçlüsünden oluşuyordu ve yanlarında da Tracy Murray, George Muresan, Calbert Chaney gibi isimleri barındırıyordu.

 

Fakat bu ekip de o dönemlerde Michael Jordan’ın tekrar dönüşü ve onun geçmiş rakiplerinin de buna karşı yaptığı hazırlıklarla güçlenmesi ile beraber iki tane İlk tur yapıp orada da elenmekten başka bir halt edemedi…

 

Dönemin; Orlando, Chicago, Indiana, New York, Cleveland, Atlanta, Miami gibi ekiplerinin ardından bakakaldılar.

 

2000’lere gelindiğinde Webber Sacramento’ya gönderilmiş ve kendisi orada şampiyonluk yarışına girmişken, bizimkiler Brandon Haywood, Kwame Brown gibi parlak gözüken ama hiçbir halta yaramayan adamlarla lotaryaya devam dediler…

 

 

Ta ki Michael Jordan’ın kanının kaynayıp yönetici koltuğundan kalkıp tekrar forma terletmeye başlamasına kadar. Çünkü MJ’in gelişi o takıma bir hava ve amaç vermişti. Michael Jordan burada oynadığı iki sezonda All Star oldu ve yaşlı dizlerinin izin verdiğince bizlere harikalarını izlettirdi. Fakat 2 sezonda da yetersiz kadrodan ve yaşlılığından dolayı Play-Off u 1-2 maç ile kaçırdılar. Ama en azından Majestelerinin gelişi ve gidişi arasında Washington ekonomik olarak kârdaydı.

 

Sonraları Arenas, Hughes, Jamison üçlüsü ile Doğunun en güzel hücum basketbollarından birini oynadılar ve 2 sezon play-off yaparak ödüllerini aldılar. Sonraları Hughes un sakatlanması ve ardına başka takıam gitmesi ile Takım biraz bocaladı. Ama Hughes dan daha iyisi geldi.Caron Butler takımın savunma, ribaunt gibi eksiklerinin tamamlamaya çabalarken birden bire baktılar ki takımın her derdine çare oldu. Ve iki kere All-Star oldu. Birinde bulunamadı.

 

Şimdilerde ise Arenas büyük sakatlık sonrası dönüyor. Onsuz gayet uyumlu ve güzel bir basketbol oynayan amison ve Butler kariyer sezonu yaptılar. Eddie Jordan da elindekileri iyi kullanabilme yeteneğini sergiledi.

Arenasın dönüşü ile buruk bir sevinç içindeler. Arenası göndersek de mi yapılansak göndermesek de mi yapılansak diye düşünüyorlar. Haydi hayırlısı…

 

Tarihinden gelip geçen önemli oyuncular= Walt Bellamy, Earl Monroe, Evlin Hayes, Mitch Kupchack, Wes Unseld, Bernard King, Manute Bol, Tyronne Bogues, Tom Gugliotta, Rex Chapman, Rod Strickland, Tracy murray, Calbert Chaney, Chris Webber, Juwan Howard, Mitch Richmond, Michael Jordan, Jerry Stackhouse, Larry Hughes, vs … (Unutulanlar için özür dileriz.)

Tarihi Beşi= C-Wes Unseld, PF-W.Bellamy, SF-Elvin Hayes, SG-E.Monroe, PG-R.Strickland

 

Miami Heat

Bu takım bize daha yakın bir geçmişten gülümsüyor. Fakat kısa zamanda büyük adımlarla yükseldiler ve düştüler, yine de burada yerlerini aldılar.

NBA Şampiyonluğu= 1- 2006

Konferans Şampiyonluğu= 1- 2006

Grup Liderliği= 7- 1997, 1998, 1999, 2000, 2005, 2006, 2007

 

Yakın tarihimizin güçlü ekiplerinden Miami tam da doğunun zayıflık çektiği yerler de farklı isimlerle karşımıza çıkıp bize su serpmiş, renkli kadrolar ve oyuncular barındırmış, Florida’nın ateşine sahip bir takımdır.

İlk yıldızları Ron Seikaly adlı 4–5 numara karışımı uzunları olmakla beraber ilk spektaküler yıldızları ve skoreri Glen Rice olmuştur.

 

90’lı yılların başında daha yeni oluşma çabasında oldukları için bir iddiaları olmadı. Tam da 92 Play-Offlarına girmişken bu sefer dönemin en dominant takımı olan Michael Jordan’lı Bulls a karşı 3–0 ezildiler ve Michael Jordan o seride 40+ sayı 11+ribaunt 7+ asist 3+top çalma 1+ blok gibi olağan üstü istatistikler ve oyunlar sergilemişti. Elbette ki bu Heat için hiç iyi bir anı olarak hatırlanmayacaktı.

 

90’ ortalarının geçip de son dönemecine, son 5 yıllık döneme girildiği sıralar, şans Miami Heat’e gülüverdi. New York’a verebileceğini verdiğini düşünen Pat Riley adlı NBA’in ve dönemin sayılı teknik adamlarından biri Miami Heat ile anlaştı.

        Onun gelişi ile ortalık canlandı ardı ardına hamleler yapıldı. Öncelikle Riley, NYK’ deki gibi ortayı kapatan oyunun iki yanında da atılgan olan, savunma yapabilen bir uzunla oynamya alışkındı Lakers’ da Kareem, NYK’ de Ewing gibi.

Bu istikrarın sağlanması için 92 Draftından gelme Charlotte Hornets ‘in başarılı pivotu Alonzo Mourning takıma kazandırılıyordu. Sonra da kuracağı dinamik takımın temposunu elinde tutabilecek, Şutları ile pota altı rahatını sağlayacak, pasları ve driplingleri ile de rakibin işini zorlaştıracak bir gard lazımdı ona. Lakers’ da Magic, NYK’ de Jackson örneklerinde olduğu gibi. Bu pozisyonun istikrarı içinde dönemin en iyi beş gardından biri olan Golden State’in saçma kararlarla gözden çıkarttığı kıvrak, esnek gard Tim Hardaway takıma kazandırıldı.

Sonra yan elemanlar; savunmada ve topsuz oyunda yetenekli bir 4 numara NYK’ de Oakley’ e oynattığı rol yani, bu rol içinde hali hazırda PJ Brown takımda idi. Çok yönlü takımın açıklarını kapatabilecek, defans yapabilecek atletik bir forvet görevini ise Mavericks den kopardığı Jamal Mashburn ile kapatıyordu. Yan rollerde zaman içerisinde değişmeli olarak; Dan Majerle, Voshon Lenard, Terry Edwards, Otis Thorpe, Isaac Austin gibi isimler yer alıyordu.

 

Ve 90’ların son diliminin en güçlü beş ekibinden biri böyle kuruluyordu.

Özellikle Riley’nin eski takımı ve başarılara koşturduğu takımı New York Knicks ile olan karşılaşmalar tam bir savaş alanını andırıyordu.

 

        Ancak bu takımında önünde ki en büyük engel, O dönemki tüm büyülerin önünde ki büyük engel olan Jordan’lı Bulls hanedanlığı idi.

 

Fakat Miami istikrarını sürdürdü. Hardaway+Mourning kombinasyonunun yanına Riley ne koysa işini görüyordu.

Ancak bu iskeletin büyük parçası olan ZO böbrek yetmezliği çektiği için sahaları terk eyleyince, artı olarak da Hardaway in sakatlığı ve yaşlılığı düşünülünce 2000’lerin başında tamda güçlü New York ve Chicago ekiplerinden kurtulmuşken, bu sefer zorunlu olarak istikrarlarını kaybediyorlardı.

 

Sonraları Hardaway Dallas’a, Mashburn New Orleans’ a, daha sonraları Alonzo’da önce Nets sonra Toronto gibi takımların yolunu tutuyordu.

 

Ancak tam ZO nun da gittiği sene olacak 03-04 sezonunda harika bir olay oluyor ve tarihin en bereketli draftlarından birinde 5. sıradan draft hakkına sahip oluyorlar. Buradan da önceden belirledikleri alıştıkları Hardaway ile benzerlikler gösteren deli fişek gard Dwayne Wade i alıyorlar. Bu arada Takımın bir sezon önce seçtiği Caron Butler, takıma kazandırılan çok yönlü forvet Lamar Odom, Mashburn giderken Hornets’ den takıma kazandırılan Eddie Jones gibi isimlerde hali hazırda kadroda bulunuyordu. Aynı sezon ortalardan Play-Off trenine binen takım ilk turda dönemin Doğu için güçlü ekiplerinden New Orleans Hornets ile eşleşiyorlardı. Karşı takım Dönemin ve günümüzün en iyi gardlarından biri olan Baron Davis önderliğinde; Jamal Mashburn, David Wesley, PJ. Brown, Jamal Magloire gibi isimlerle ivme yakalamıştı. Ancak ilk turda ki Wade Vs Davis kapışması nefesleri kesse de sonuçta galip Wade’ in ekibi yani konu başlığımız olan Miami Heat takımı oluyordu.

Yarı Finallerde ise dönemin doğu adına en güçlü 3 takımından biri olan Indiana Pacers ekibi ile eşleşiyorlardı. Onlara karşıda 2 galibiyet alarak gururları ile eleniyorlar ve taraflı tarafsız herkesin alkışını topluyorlardı. Bu arada Wade’in o seride Jermaine’nin üstünden potaya patlayışı hala akıllarda…

 

Daha sonraları Miami’ nin bu sefer yönetim koltuğunda oturan Riley takımda ki potansiyeli görüyor ve daha büyük kumarlara açılıyor. Tam o sıralarda da Los Angeles cephesinde iki büyük egodan biri ayrılmak üzere idi ya Shaq ya da Kobe. Peki kim gitti; Shaq!

        Bunu fırsat bile Riley hemen kafasında Bir plan yaptı ve dönemin en iyi pivotu Shaq’ı; Butler, Odom, para, Draft hakkı ve yan elemanlar karşılığında almış oldular.

2004–2005 sezonu Alonzo ve Tim organizasyonu dağıldığından beri ağırlığını kaybeden takımın tekrar o eski saygısını almayı sağlamıştı.

Wade ve O’Neal beraber All-Star oldular aynı Hardaway-ZO gibi…

O sezon 59-23 lük dereceleri ile Doğuyu kasıp kavuruyor ayrıca da. 61-21 lik 97 yılından bu zamana kadar en iyi işi beceriyorlardı… Ayrıca takıma tekrar dönme niyeti olan ZO nun haberi ile 2005 sezonu harika geçiyor ta ki Doğu Finallerine kadar…

Tüm rakiplerini tek tek Shaq ın bel ve baldır deformasyonuna rağmen geçen ekip, Finalde geçen senenin şampiyonu olan Detroit Pistons’ a karşı Wade in de sakat olması ile eleniyorlardı. Ancak herkes biliyordu ki kadro sağlam olsa Detroit in işi bu kadar kolay olmayacaktı.

 

Bundan bir ders çıkaran Riley ve koç Stan Gundy; takımın kritik sakatlıklarında onlara destek olabilecek elemanlar kazandırdı takıma. Bunlar şöyle idi; Antoine Walker, Gary Payton, Udonis Haslem, James Posey, Alonzo Mourning, Jason Williams gibi çok etkili isimlerden oluşuyordu.

Ancak bu kadar derin ve ego ortamının yayıldığı takım tam istediği istikrarı ve disiplini yakalayamıyordu. O kadar masraf ve zahmetten sonra bu projenin de mahvolacağını düşünen eski koç Pat Riley tekrar takım başına geçiyor ve aslında pek de etik olmayan bir şekilde Stan Van Gundy e yolu gösteriyordu.

 

        Pat’de tam bu kargaşada lazım olan adamdı açıkçası, gerekeni yaptı. Tüm oyunculara görevini verdi, takıma bir amaç yükledi. Kaba tabirleri gazı verdi diyelim. Sallantıda ve gene Shaq’ın sakatlıkları ile geçen sezon Wade’in yan rollerin inanılmaz play-off oyunları ile Finalde favori Dallas’ın karşısına çıktılar. Ancak gerek Avery Johnson ve oyuncularının telaş halleri, gerek Riley’nin  tecrübesi ve Wade’in durdurulamaz oyunu ile tarihinde ilk kez final gören bu iki takımdan ilk şampiyonluğunu gören Miami Heat alıyordu ve son yıllarda ki Batı ağırlığına Pistons dan sonra dur demiş oluyorlardı.

 

Dwyane Wade en değerli oyuncu ödülünü, Mourning ve Payton’da ilk yüzüklerini alıyordu.

 

Sonraki sezonda takım dağıldı. Shaq gittikçe üretemez bir hale geldi. Play-Off ilk turunda genç Chicago karşısında hezimete uğradılar.

 

2007-2008 sezonu yani günümüz Miami Heat’i ise şu anda ligin dibinde 20 galibiyeti bile aşamadılar. Shaq’ı gönderip karşılığında Shawn Marion gibi bir değeri aldılar.Ama onunda off-season da gideceği düşünülüyor. Ricky Davis takıma kazandırılsa da takım için artık çok geç.

An itibari ile lotarya da sağlam bir edinmek ve gelecek sezona sağlam başlamak için Marion ve Wade sezonu kapatmış oldular.

Açıkçası Doğu’nun parıldayanı iken bir den bire sönüp geçen ekibi oldular.

 

Tarihinden Gelip geçen Önemli oyuncular= Ron Seikaly, Glen Rice, Sherman Douglas, Steve Smith, Tim Hardaway, Alonzo Mourning, Jamal Mashburn, Dan Majerle, Brian Grant, Eddie Jones, Lamar Odom, Caron Butler, Shaquillie O’Neal, Antoine Walker, Gary payton, vs, …(Unutulanlar için özür dileriz.)

 

Tarihi beşi= C- S. O’Neal, PF- A.Mourning, SF- J.Mashburn, SG-D.Wade, PG- T.Hardaway.

 

 

Evet, şimdilik zamanında Doğuya güç vermiş ekipleri geçiyoruz. Aranızda Cavaliers ve Magic ekipleri ne oldu ikisi de birer final oynadılar diyorsunuz. Ancak Cavaliers 93–97 arası ve 99–05 arası zamanlarda hiçbir varlık gösteremedi. Magic’ de zamanının en iyilerindendi. 92–97 arası çok iyi gittiler ancak. 98–07 arası dişe dokunur hiçbir varlık gösteremediler. Yani buradaki isimler arasına girecek kadar daha olmadıklarını düşündüm. Ayrıca 2000lerin ortalarında Batıya kafa tutan yegâne Doğu takımı olan New Jersey Netside unutmadım ancak sadece 4–5 yıllık parıldamalar buradakilerin yanında olmaya yetmez. Umarım anlatabilmişimdir.

 

   YAKANIN İNCİLERİ   

Yakanın Mihenk Taşlarında Sıra;

 

Evet, ben kendi kafamda şehir, popülarite, camia olgusu, başarı, yetiştirdikleri, yaşattıkları, kazandıkları, kazandırdıkları olarak Doğu’nun en önemli 6 ekibini belirledim. Sırayla başlayalım.

 

Indiana Pacers

 

Orada 1 şampiyonluğu olan ve tonlarca başarı sahibi Washington, Milwaukee, Miami ekiplerini es geçip Indiana’yı buraya koyduğum için şaşırmış veyahut beni ne anlar ki zaten bu oğlan diye azarlamış olabilirsiniz. Ancak; Indiana takımı 90‘ ların başından tutunda 2005 yılına kadar herkesin imreneceği bir istikrara sahip olmuştur.

 

Reggie Miller adlı inanılmaz hırslı ve inanılmaz isabetli, mesafe tanımayan, deli dolu şutörün Indiana’ya gelmesi ile bu takım değişti. ABA’ deki keyifli günlerini, Miller gelene kadar NBA’ de bulamayan bu ekip yakın geçmişimizin en saygın ekiplerinden biri oldu.

 

New York ve Chicago gibi doğunun diğer büyük ekipleri ile girdiği mücadeleler nefesleri kesti.

 

90’lar sona erip Chicago, NYK, Detroit gibi ekipler büyüsünü kaybederken o 2000 yılında finale çıktı ancak aşırı güçlü Lakers karşısında mazur görün ki yaşlı kadrosu ile elendi. 2000 lerde yollarına devam ettiler. Israrlı bir play-Off ve üst sıra takımıydılar.

Öyle ki ligin ve doğunun en çok galibiyet alan ekipleri oldular yeri geldi.

Reggie Miller harika bitirişini yine çekişmeli bir Play-Off serisinde yaptı.

        Ancak gerek The Palace’daki kavga gerek, aşırıya kaçan sakatlıklar gerek, ipe sapa gelmez yıldız oyuncular İndiana’yı yedi bitirdi. Fakat en kötü malzeme ile bile iş yapan Rick Carlise’da elden çıkınca, bu sefer zor oldu İndiana için, ancak tükenmiş değiller.
        Çok yönlü güçlü bir forvet olan Danny Granger’ a, ligde uzun süre dalga konusu olan sonradan kendini bulmuş bir Dunleavy’e, çalışkan gençlere ve atletlere sahipler. Indiana oturttuğu basketbol felsefesi ile gerek eski Üniversite gerekse NBA başarılarını tekrarlayacaktır. Buna inanıyorum…

Konferans Şampiyonluğu=1- 2000

Grup Liderliği= 4- 1995, 1999, 2000, 2004

Tarihinden Gelip Geçen Önemli Oyuncular= Roger Brown, Mel Daniels, Reggie Miller, Chuck Person, Derrick McKey, Detlef Schrempf, Chris Mullin, Mark Jackson, Dale Davis, Rick Smits, Jalen Rose, Al Harrington, Ron Artest, Kenny Anderson, Darrel Armstrong vs, … (Unutulanlar için özür dileriz.)

  Tarihi Beşi= C- R.Smits, PF- J. Oneal, SF- C.Mullin, SG- R.Miller, PG- M.Jackson

 

 

Philadelphia Sixers

İşte gerçek, azılı ve iddialı bir Doğu temsilcisi; Philadelphia Sixers!

NBA Şampiyonluğu= 3- 1955, 1967, 1983

Konferans Şampiyonluğu= 5- 76_77, 79_80, 81_82, 82_83, 89_90, 00_01

Grup Liderliği= 11- 49_50, 51_52, 54_55, 65_66, 66_67, 67_68, 76_77, 77_78, 82_83, 89_90, 00_01.

 

 

Bu takım için fazla söze gerek yok her dönemin en fenomen oyuncularını bünyesinde barındırmış, şaşalı ve gösterişli bir Doğu temsilcisi olmuştur yıllarca…

 

50’li ve 60’lı yıllarda Boston, Lakers formdan düşer gibi oldu mu tek alternatif Sixers (Warriors) ekibi oluyordu zaten.

Kadrosunda dönemin en azılı oyuncusu hücum, savunma, ribaunt, blok, asist anlayacağınız her alanda bir makine haline gelmiş ‘’Büyük Ayı’’ Wilt Chamberlain vardı…

Elbette, Hal Greer, Billy Cuninngham gibi isimlerde unutulmamalı.

Özellikle Cunnigham Wilt’li takımda yer aldığı ve onun gidişi sonrası takımı ayakta tuttuğu gibi, Dr.J’li ekibin başında da koç olarak bulundu ve 83 Şampiyonluğunun da mimarı idi. Açıkçası takımın parke sonrası, beyin gücü de olmuştu Billy The Kangaroo Kid.

 

Elbette takımın bir Phoneix kuşu gibi 60’lar sonrası küllerinden doğup tekrar kendine gelmesinde ki büyük sebep; ABA liginin NBA ligi bünyesine katılması ve Julius Erving adlı uçan, zarafet sembolü, afro saçlı, afro American sembol, karizmatik yıldızları idi.

 

        Dr.J’in ekibi ligin en dominant üç uzunundan biri olan Moses Malone, en genç fakat en güçlü ve patlayıcı 4 numara Darryl ‘’Thunder Chocolate’’ Dawkins, hızlı, dripling ve ‘’crossover’’ ların öncüsü, heyecanlı gard Maurice Cheeks, jeneriklik baseline smaçları ile Joe ‘’jellybean’’ Bryant gibi isimlerle doğunun en parlak yıldızı idi.

 

        Sonraları bazı oyuncuların gitmesi, Dr.J in ve takımın yaşlanması ile takım düşüşe geçti. Takımın tek genç yıldızı olan Charles Barkley’ nin çabaları ile iddialarını korur gibi görünseler de, sonunda Barkley’de oynadığı 9 yıl içerisinde hiçbir teknik hareket ya da çaba göremeyince restini çekip Arizona Çöllerinin ekibi olan Phoneix Suns’ın yolunu tuttu.

        Yıllarca yüzük kovalayan Barkley’e kötü haber; Suns’la final gördü ama Kupayı gene Michael Jordan’ın almasına engel olunamamıştı. Ayrıca Barkley Phila’ ya gelmeden bir yıl önce takım 3. ve son şampiyonluğunu tatmıştı. Yani adam harbi şanssız çıktı.

 

90’lı yılları kaba tabirle ‘’ot’’ gibi geçiren bir Philadelphia vardı. Ancak 96 draftında aldıkları Allen Iverson adlı asi, olduğu gibi, rahat, ele avuca sığmaz, ukala, hırslı, korkusuz gard ile şansları tersine dönecek gibi idi.

   AI tüm NBA tarzlarından farklıydı elbette Kevin Johnson, Isıah Thomas, Michael Jordan gibi isimlerden izler taşıyordu ancak bambaşka bir tarz ve stildi o. Korkusuz oyunu, 1.83 boyu, 75 kg ağırlığı, şekilli örgülü saçları, dövmeleri, bantları, aksesuarları, takıları ile bambaşka bir fenomendi. Onun etrafına yıllar içerisinde uyumlu parçalar oturtuldu ve kendisinin de olağan üstü çabası ve oyunları ile Şölen havasında geçilen 2001 Doğu Play-Offlarından sonra finalde ligin en ağır hatta NBA geçmişinin en güçlü ekiplerinden biri olan Lakers’a çatıyorlardı. Ayrıca saha avantajları da yoktu. Ancak Play-Offlarda şarjörünün boşalmadığını ve hala atacak mermisinin olduğunu ilk maçta Lakers’ı devirerek gösterdi. Ancak güçlü Lakers artık işin ciddiyetinde idi ve arka arkaya aldığı 4 galibiyet ile ardı ardına 2. şampiyonluğunu tadıyordu. O sezon All- Star ve Lig MVP’liklerini toplayan Iverson finallerin en değerlisi olma unvanını Shaq’a kaptırıyordu.

 

        2001 yılından sonra bir türlü eski Sixers ekibi oluşmadı. AI sürekli yalnızlığından ve yetersizliklerinden dem vuruyordu. En sonunda olan oldu ve AI 2007 yılında Denver Nuggets yolunu tuttu.

 

        Sonra ne mi oldu? Günümüz Philadelphia’ sı tecrübeli A.Miller, genç yetenekler R.Carney, Thaddeus Young, pota altının güvencesi Samuel Dalembert, takımın yıldızı Andre Iguadala gibi isimler ve gelecekte katılması muhtemel isimler ile eski günlerine dönmek için çabalıyorlar, çabalayacaklar…

 

New York Knicks

NBA Şampiyonluğu= 2- 1971, 1973

Konferans şampiyonluğu= 8- 1951, 1952, 1953, 1970, 1972, 1973, 1994, 1999

Grup Liderliği= 8- 1953, 1954, 1970, 1971, 1989, 1992, 1993, 1994.

Tarihinden Gelip Geçen önemli Oyuncular= Nathaniel Clifton, Willis Reed, Walt Frazier, Earl Monroe, Bernard King, Patrick Ewing, Mark Jackson, Gerald Wilkins, John Starks, Charles Oakley, Anthony Mason, Alan Houston, Charlie Ward, Chris Childs, Greg Anthony, Latrell Sprewell, Larry Johnson, Marcus Camby, Dikembe Mutombo, A.McDyess, Penny Hardaway, Antonio Davis, Kurt Thomas, vs …. (Unutulanlar için özür dileriz.)

Tarihi Beşi= C-P. Ewing, PF- W.Reed, SF- B. King, SG- E.Monroe, PG- W.Frazier

 

New York Kincks( Knickerbockers) NBA ligi kurulduğundan beri ismini ve şehrini değiştirmeyen iki ekipten biri olmuştur.

Aslında ilk orijinal basketbol ligi klübü New York Celtics’ dir. Ve her şey işte Harlem Rens, Harlem Globetrotters, New York Celtics, Minneapolis Lakers ekiplerinin ilk fitili ateşlemesi ile olmuştu.

        Bir bakıma NBA demek New York demek idi aslında…

Çünkü zamanın Commodore otelinde (aynı zamanda en iyi 25, 35, 50 oyuncu seçimleri gibi önemli işlerin yapıldığı yer) 6 Temmuz 1946’da BAA’in kuruluşunun, bir bakıma NBA olgusunun temeli atılıyordu.

 

Daha sonra 1949–50 sezonunda BAA (Basketbol Association of America) ile NBL (National Basketball Leauge) birleşiyor ve lig 17 takım, üç grup şeklinde oluşuyordu.

 

        New York her zaman ki forsundan ve formundan bir şey kaybetmiyor, daha çok rakipli ve detaylı ligde grubunu 3. bitirerek restini çekiyordu.

 

50–51 sezonunda New York Knicks profesyonel lig basketbol takımları kapsamında bir ilke imza atıyor. Ve ilk defa siyahî oyuncu sahaya sürme ve ilk beşte yer alma gibi yenilikler sağlıyorlardı.

        Büyük şehirden her zamanki gibi büyük işler duyuluyordu hep.

1960’lar kapanıp, Boston Efsanesi sonlanıp, Wilt yaşlanıp da Lakers’a geçip de Doğu Konferansı açık verince orada New York fırsatı gözlüyordu.

 

        1970 yılında pivot Willis Reed ve gard Walt Frazier önderliğinde ki ekip, dönemin en güçlü takımı olan Los Angeles Lakers , Wilt Chamberlain, Gail Goodrich, E.Baylor, Jerry West gibi isimlere sahipti. Fakat ağır sakatlığı sebebiyle Baylor yoktu. Ancak bu bile lakers’ın gücünü hafifletmeyen bir etkendi.

 

Seri Lakers’ın akıcılığı ve Knicks’in azmi ile 7. maça kadar geldi çattı.

 

O vakte kadar Wilt’ e dünyayı dar eden Reed bir maç önce sakatlanmış ve 7. maça çıkamayacağı haberi gelmiştir. Walt Frazier da aynı şekilde West ve Goodrich ikilisi sırayla durdumayı başarmıştı seri boyunca ama, Reed’ in olası yokluğu herkesi sarsacaktı. Los Angeles ekibi artık burada bittiğinden eminlerdi. Fakat doktorların ve teknik ekibin ısrarına rağmen Reed ‘’ 20 sene sonra hatırladığımda bunu deneme şansım vardı demek istemiyorum’’ diyerek sahayı çıktı. Hava atışında topu takımına çeldi. Ayrıca takımın ilk dört sayısını da kaydetti. Bu katkıyı sağlayabildi sadece, sakatlığı izin vermedi, yürekli Willis’ e.

        Fakat bu takıma öyle bir motivasyon olmuştu ki, öyle bir gözünü açmıştı ki; buna en çok Lakers’lılar şaşıracaktı. Takım 113–99 lük galibiyete koşarken, Reed yokluğunda spot ışıklarının döndüğü adam olan Frazier beklentileri fazlası ile karşıladı. 36 sayı 19 asist 5top çalma ile gecenin en değerli oyuncusu olmayı başarıyordu. Keza finallerin en değerlisi o sezonun All Star ve Sezon MVP liklerini de toplayan ve bunu tarihte ilk kez başaran Willis Reed oluyordu.

 

        Bu başarı bu sefer daha kolay, daha az dramatik, rahat bir şekilde 73 de tekrarlanıyordu. Dave Cowens ve John Havlicek in sürüklediği Celtics için işler havlicek’in sakatlığı ile köüye doğru gitti. New york için gerisi kolay oldu anlayacağınız. Finalde de eski yüz Lakers’ı bu seer favori takım olarak eliyorlardı.

 

        Reed ve Frazier beraber NBA normal ve savunma ilk beşlerine seçildiler, bu başarılı dönemler içerisinde.

 

Sonraları Fraizer ve Monroe nun ekipten ayrılışı, Willis Reed’ in yani kaptanın da emekli oluşu ile takım özellikle 77’den sonra büyük bir bocalamaya girdi.

Ta ki 85 draftına kadar…  Çünkü tarih tekerrürden ibaret idi ve bu sefer NYK Knicks ekibi 2. büyük pivot ve kaptanına kavuşmak üzere idi.

Bu adam Georgetown mezunu Jamaıka asıllı, pota altı gorili Patrick Ewing idi. Ewing önderliğinde takım farklı koç, oyuncu ve kombinasyonlar içerisine girseler de hep başarılı ve iddialı oldular. Ligin sert, kendine has ukalalığı, gösterişli ekiplerinden biri oldular. Büyük şehrin büyük takımının hiç bu kadar reklamı ve pazarlaması olmamıştı daha önce. Ancak dediğimiz gibi bir takım ve bir oyuncu o dönem herkesin gümrüğüne dur çekti açıkça; Chicago Bulls.

        Bulls – Knicks eşleşmeleri savaş ve şölen kavramlarının birleşimi oluyordu. Ancak Bulls MJ’e sahip olduğu 5 eşleşmede de üstün olan taraftı. Sadece 1 eşleşmede Jordan’ sız yakalamışken Bulls dan hıncını alabildi Knicks. Finallere yükseldiği 94 sezonunda Hakeem Olajuwan’ın durdurulamaz, büyüleyici oyununa ne Ewing, ne Riley, ne bir başkası engel olamayınca, artı Riley ve Starks ikilisinin Finallerin en kritik anlarında ki berbat seçimleri ile yıllar sonra çıktıkları ilk finalde de eleniyorlardı. Sonra Pat Riley gönderildi, Don Nelson geldi. Yumuşak ve fantastik icatların adamı Nelson abartılı ve sert NYK medyasına ancak 60 maç katlanabildi. Sonuçta koç olarak Jeff van Gundy uygun bulundu. Onun gelişi ile NYK yeniden yapılanmaya girdi. Takıma Alan Houston, L.Sprewell, M.Camby, L.Johnson, C.Ward gibi isimler kazandırıldı.

        Fakat Majesteleri ve Chicago bu işi bırakmadıkça bu sevinci tadamayacaklarını anladılar. Ancak tam da MJ siz geçen ilk yıl olan 98-99 sezonunda iken, Ewing in sakatlıkları ve ligin kısaltılması, boykotlar falan derken NYK Knicks kendini Play-Off treninin 8. sırasında buldu. Ama tek rakipleri gördükleri Bulls un gidişi ile her şeyi yapabileceklerine inanan Ewing’siz Knicks gene olaylar ve cezalarla geçen Doğu Finalinde doğunun en iyi takımı Miami Heat’i devirdiler. Fakat finalde ikiz kuleler olan David Robinson ve Tim Duncan’ı barındıran San Antonio Spurs e elendiler.

 

        2000 yılından sonraki NYK Knicks hali ise malum, açıkçası bu ot gibi geçen 8 yılı anlatmaya niyetim yok. Ancak önlerinde onları neler bekliyor derseniz. Yeni bir Basketbol sorumlusu buldular, yeni bir koç adayları var, lotaryada yerleri de var. Umarım bu eski toprak için her şey yolunda gider…

 

 

En önemli 6 takımdan son üçü elemiş olduk… Şimdi sıra Doğunun en ağır topları olan ilk üç takımda sıra;

 

Detroit Pistons       

Bu ekibin başarıları ya da tarihi öyle 50, 60, 70’ lere dayanmıyor, bu takım 1981 yılı sonrası lige zehrini yavaşça salmış bir ekiptir. Onlar birer canavardılar, savaşçıydılar, iş bitiriciydiler, serttiler, oyunu harika oynuyorlardı, istiyorlardı ve ortam müsait oldukça da istediklerini alıyorlardı. Onlar ‘’Original Bad Boys’’ idiler.

80’ lerin ikinci yarısının yani 86 ile 91 yılları arasının en azılı ekibiydiler. Öyle ki Michael Jordan olası bir NBA Finalini bu takım yüzünden üç kez ertelemiş, Boston devrinin kapandığını bu takım sayesinde anlamış, Hawks, Cavaliers, Bucks, Sixers gibi güçlü rakipler bu takıma karşı yılmış ve batının azılı takımları Houston, Utah, Los Angeles, Denver gibi takımlarsa Detroit ile yapacakları maçları düşünmek bile istemiyorlardı…

Detroit Pistons’ın Bad Boys havasına girmesini sağlayan Chuck Dally olmuştu. O bu gücü oyuncuların eline vermişti. Tüm oyuncular belli bir zekâ, temel hareket kabiliyeti, atletizm, güç ve istek seviyesinin üzerinde idi ya da o hale geldi.

En önemli parça tüm bu kötü çocukları bir arada tutan, takımın genç, güler yüzlü ve dinamik abisi Isıah Thomas vardı.

Isıah Thomas lige gelir gelmez ligin gözdesi olmayı başardı. Sempatik tavırları, liderlik vasıfları ve harika yetenekleri olan pasörlük, delicilik, çabukluk, birebir savunmalarla dalga geçme, isabetli şutları, atletizmi, daha önce hiçbir yerde göremeyeceğiniz özgün hareketleri ile ligin favorilerinden, takımının da gözbebeği oldu.

 

Açıkça söylemek gerekirse, Pistons şanslı da bir ekip idi. Tam ‘’Bad Boys’’ oluşumu tavan yaptığı sıralar Dr.J emekli olmak üzere idi. Bird ve ekibi Celtics yaşlanmıştı. NYK Knicks daha yeni yapılanıyordu. Karşılarına arada bir inatçı ve yetenekli bir swingman olan Michael Jordan’ı barındıran Chicago Bulls çıkıveriyordu. O zamanda Pistons huzur içinde Bulls’ u eziveriyordu.

Doğunun o zamanki diğer kemik ekipleri olan Cleveland, Milwaukee, Boston, Atlanta gibi takımlarda Detroit Pistons ekibinin açılan motor sesini enselerinde, Kötü Çocukların yüzlerini rüyalarında hissedebiliyorlardı.

Pistons’ın Boston ve Bulls ile olan eşleşmeleri hala günümüz klasikleri arasındadır.

Gel gelelim kötü çocuklar 1989 ve 1990 sezonlarında ardı ardına iki kere şampiyon oldular. 1988’de de final oynarlar. Daha önce de 1955 ve 56 senelerinde Konferans şampiyonluğu yaşamışlardı. Ancak ‘’Bad Boys’’ ekibinin tiyatral yönü çok daha ağır basıyordu.

 

90’lara gelindiğinde sıra Chicago Bulls ve Michael Jordan’da idi.

Larry Bird, Magic Johnson, Isıah Thomas yaşlanmış. Dr.J ve Kareem Abdul Jabbar basketbolu bırakmıştı. Alan gençlere kaldı.

Chicago Bulls, Cleveland Cavaliers, NYK Knicks, Indiana Pacers, Miami Heat, Orlando Magic gibi yeni değerler söz konusu idi doğu yakası için. Chuck koçluğu bırakmıştı, Isıah sakatlıklarla boğuşuyordu, en yakın dostu Magic HIV virüsü yüzünden basketbolu bırakmıştı, en büyük rakibi Jordan’lı Bulls Three-Peat yapmıştı. Ve karar verdi; artık bırakma vaktidir diye.

Zaten dağılma sürecinde olan ‘’ The Original Bad Boys’’ Isıah’ın da gidişi ile hepten dağıldı. Joe Dumars, Lindsay Hunter, Rick Mahorn harici isimler artık takımda yoktu.

91–96 sezonları arasında ki yıllar Detroit için yorgunluk ve terkedilmişlik hissi içerisinde geçti.

Daha sonraları 95 Draftından şampiyon Duke üniversitesinin gururu, efendi, çok yönlü, akıllı, atletik forvet Grant Hill’ i kapıyorlardı. Bu yeniden bir şeyler deneme zamanının gelmesi demekti.

Grant Hill olgun tavırları ve oyunu ile sadece Detroit’in değil tüm ligin en gözde oyuncularından biri olmuş hatta Michael Jordan’a rakip gösterilmişti.

Ancak Detroit ekibinin Hill hariç kayda değer bir oyuncusunun olmaması 90’ ların son diliminde bulunan çok güçlü doğu ekipleri arasında önemli bir başarı elde edememesini sağladı.

Ancak milenyuma girilirken; hali hazırda L.Hunter ve G.Hill ikilisinin yanına; Jerry Stackhouse gibi nitelikli bir 2 numara ve Christian Laettner gibi tecrübeli bir 4 numaraya sahip olmuşlardı. Ve 2000 Doğu Play Off’ larında Konferans Finaline kadar yükseldi Detroit. Ancak gerek karşısında Jordan sonrası yüzüğe açlığı iyice artmış keskin şutör Reggie Miller’ ın takımı savunma ve dış şut erbabı Pacers olması ve gerekse Grant Hill’ in sakatlığı ile Detroit bu noktadan tepe aşağı bir düşüş yaşıyordu.

Bu arada 99 sezonunda basketbolu ve bir parçası olduğu Pistons takımından oyuncu olarak emekli oluyordu; Joe Dumars…

Ancak bu adamın Pistons’a vereceği daha çok şey vardı. 2000 yılında Pistons’ın başkanı ve Basketbol Operasyonalrı sorumlusu olarak karşımıza çıktı. Genç ve siyahi idi.

         Dumars sevgili dostları olan Hill ve Hunter’ı elinde tutamadı, tutmadı. Ve onun önderliğinde tekrar ikinci bir Bad Boys ruhu arandı. Daha kendini kanıtlamamış, otoriteler tarafından yadsınan, dikkate alınmayan ve kendinin inandığı tüm genç oyuncuları toplamaya başlamıştı. Orlando ile olan Hill takasında tamamlayıcı oyuncu olarak gelen Ben ‘’Big Ben’’ Wallace bir anda bel kemiği oldu. Talihsiz, Boston ve Denver maceralarından sonra Dumars’ın ona ilk beşde ki PG meckini vermesi; Chauncey Billups adlı gencin kendine gelmesini sağlamıştı.Washington ile takasa girilip diğer müzmin sakat Jerry Stackhouse  gönderilirken bu sefer karşıdan, sıska nişancı Rip Hamilton alındı.Herkes Dumars’a gülüyordu. Dumars’ ın cevabı ise son gülen iyi güler oluyordu.

Rüya draft 2003 Draftından da Tayshaun Prince gibi istekli savunmaya yatkın, anormal uzun kollara sahip fakat bir o kadar da cılız ve pasif bir oyuncu alıyorlardı. Ancak Prince’ in uyumu, savunması, azmi ve sonradan geliştirdiği dış şutları, Pistons takımının yüzünü güldürüyordu.

        Nitekim 2003-2004 sezonun ortasında takımın Cliff Robinson ile idare ettiği 4 numara mevkiine de all star oyuncu Rasheed Wallace’ın gelimiyle de tadından yenme bir ekip oldular ve ‘’ II. Bad Boys’’ dönemini açtılar.

  2004 yılı şampiyonu oldular. Hemde rüya takım diye adlandırılan; Shaq O’Neal, Kobe Bryant, Gary Payton, Derek Fisher, Devean George, Byron Russel, Karl Malone gibi isimlerden kurulu  Los Angeles Lakers’a karşı.

 

        Bu 2000’li yıllarda doğunun New Jersey Nets ile beraber tek gurur kaynağı olmayı başardı bu ekip. 5 Konferans 2 NBA Finali yaşadılar.

 

Günümüzde ise artık Ben Wallace ve Larry Brown’ ları yok belki ama, takımın kemik ikilisi C-Bill ve Rip A.Ş. hala yola devam ediyor ve yanlarında da ; T.Prince, R.Wallace, A.McDyess, J.Maxiell, R.Stuckey, A.Afallo gibi genç ve tecrübeli isimler var.

       

2007-08 sezonunu Doğuda 2. ve Ligde 3. kapatmak üzereler. Gene grup lideriler ve gene şampiyonluğun ve konferans finalinin en büyük adaylarından biriler…

 

NBA Şampiyonluğu= 3- 1989, 1990, 2004

Konferans Şampiyonluğu= 7- 1955, 1956, 1988, 1989, 1990, 2004, 2005

Grup Liderliği= 10- 1955, 1956, 1988, 1989, 1990, 2002, 2003, 2005, 2006, 2007

 

Tarihinden gelip geçen önemli yıldızlar=  Vinnie Johnson, Isıah Thomas, Rick Mahorn, Bill Laimbeer, John Salley, Mark Aguirre, Adrian Dantley, Bob Lanier, Joe Dumars, Dennis Rodman, Lindsay Hunter, Grant Hill, Jerry Stackhouse, Christian Laettner, Cliff Robinson, Corliss Williamson, Ben Wallace, Elden Campbell, Chris Webber, vs vs, … (Unutulanlar için özür dileriz.)

 

Tarihi Beşi= C-B. Laimbeer, Pf- B.Wallace, Sf- R.Hamilton, Sg- J. Dumars, PG- I. Thomas

 

 

İyi ki varsın Detroit Pistons.

      ‘’Dee-t-rroo-it  Bas-ket-ball’’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Chicago Bulls 

NBA Şampiyonluğu= 6- 1991, 1992, 1993, 1996, 1997, 1998

Konferans Şampiyonluğu= 6– 1991, 1992, 1993, 1996, 1997, 1998

Grup Liderliği= 7- 1975, 1991, 1992, 1993, 1996, 1997, 1998

 

İşte;  sanırım burası benim köşem, nede olsa ben bir Bulls taraftarıyım. Hem de en nostalji seveninden. Şu film karesi kısımlarını hazırlarken çoğu takım ve oyuncuya bakarken duygulandım ama bu başka. Bu takım bir dönem herkesin en pahalı Amerikan malı da olsa en dandik Çin malı da olsa bir basketbol topu alıp sokağa çıkmasını sağlamıştı… İyi hatırlıyorum… Bizim liselerimize ilk potalar Magic, Isıah ve Bird’in zamanında geldi ama sadece seçkin okullar ya da üniversitelerde vardı. Ama hemen hemen her lisenin bir basketbol potasının olmasını 92 Barcelona olimpiyatları ve Chicago Bulls hanedanlığına borçluyuz açıkçası.

 

        Rahmetli Barış Manço’ nun da eserinde dediği gibi; ‘’nasıl anlatsam bilemiyorum içim içime sığmıyor!’’ bende aynı durumdayım şu anda diğer tüm takımları çeşitli ön bilgiler, araştırmalar yapıldıktan sora kendi hafızamla beraber karıştırıp su gibi yazmıştım. Ama konu Chicago Bulls ve Michael Jordan, Scottie Pippen olunca abartmaktan ya da olması gerektiğinden eksik anlatmaktan korkuyorum. Açıkcası herkes bilsin istemek gibi bir şey bu.

       

Artık başlayalım:

        Bu takımın başarıları çok eskilerde yatmıyor gerçi kuruluşunun daha 3. yılında Konferans yarı finallerine kadar gidip lige hızlı bir giriş yapmıştı. Ancak genede bu takımın 84 yazına kadar dişe dokunur hiçbir etkisi ya da mazisi olmamıştı.

        84 yazı Chicago şehrinin basketbol takımının sıcaktan değil, drafttan alev aldığı yıldı!

 Michael Jordan geldi ilk sezonunda Sayı krallığında 3. oldu. IBM in dağıttığı takımına en yararlı oyuncu ödülünü aldı. NBA 2. beşine seçildi. All-Star ilk beşine seçildi.

        Sonraları neler yaptı neler; eğer Michael Jordan ve onun bu takıma yaptığı etkiyi en ayrıntısı ile bilmek isterseni. Gene bana ait olan Michael Jordan Efsanesi adlı yazıma tıklayın, okuyun, doyun !

 

        87 yılında gelen Pippen ve Grant ile takım şekil almaya başladı. Tabi onun ardından da Phill Jackson geldi. Jackson herkesi barış ve iç huzurun dengesine çağıran değişik zen saat ve programları olan, oyuncuları ile sadece spor değil her alanda ilgilenen gerçek bir usta idi.

        Böylece şeklini bulan Bulls yukarıda anlattığım Bad Boys vakasından kurtulduğu ilk yıl şampiyonluğu kaptı. Hem de Lakers’ dan…

Zaten yazı boyunca dikkat ettiyseniz, iyi bir doğu takımı iseniz kesin Lakers’dan bir şampiyonluk çalmak şart, eğer bana inanmıyorsanız yazıyı bir daha okuyun, neredeyse her finalde batıdan Lakers çıkıyor…

 

        Ardı adına 3 şampiyonluk ile krallık olarak görülen Boston Celtics’den beri böyle bir şey görülmemişti.

        Ancak 93 yazında Jordan artık basketbola motive olamadı, yeni kanallar, uydular, sponsorlar, medya ve spor patronları hemen hemen herkes tarafından kullanılan ve hızla tüketilen MJ buna dur dedi ve kafasını dinleme üzere basketbolu bıraktı.

        Eğer bırakmasaydı Jordan ve Bulls daha kaç rekor kıracaktı Allah bilir.

        Sonra herkesin bildiği gibi Majesteleri döndü ve aynı başarıları tekrarladı. Scottie Pippen, Dennis Rodman, Ron Harper, Toni Kukoc gibi takım içerisinde uyumlu ve disiplinli, yetenekli oyuncularda Jordan’a yardım ettiler. Tüm zamanların gördüğü en iyi savunma ekiplerinden biriydi. Pippen takımın her yönünde olduğu gibi bu yönünde de katkısını esirgemiyordu. Jordan ise 9 kez savunma ilk beşine seçilmiş olması ile bir rekortmen zaten…

        Chicago en çok atanlar arasında olduğu gibi, en az attıran takım, en yüzdeli oynayan takım, en çok asist ve top çalan takımların başında, karşı takımın yüzdelerini en aşağı çeken takım gibi sıfatlara sahipti tüm bu istatistikleri elde ederken de dönemin en az faul yapan ekibi olacak akdar da temiz oynuyorlardı… Adeta NBA’in havuzunu hiç tıkanmadan dolduran bir musluk gibiydiler. 72-10, 69-13, 67-15 gibi derecelerle otoritelerin aklını başından, taraftarların ve basketbol severlerin gönüllerini göğüslerinden çekip alıvermişti bu takım… Şüphesiz tarihin en büyük hegemonyası idi. Lakers ve Celtics daha çok şampiyonluk ve başarı sahibi idiler ama hiçbiri bu takım ve Michael Jordan, Scottie Pippen kadar mükemmel değildiler…

 

90’lı yıllar; bu efsane takım ve Jordan ile ilgili ayrıntılı bilgi yukarıda bahsettiğim makalemde ayrıntıları ile bulunmaktadır. Bu makaleler de NBA TR çatısı altındadır…

 

        Gel gelelim zirvenin doruğunda olmak ve orada bırakmak, Jerry Krause’ un saçma çabaları, takımın yaşlanması gibi çeşitli faktörlerin birleşiminden dolayı bu takım 98 yılında muhteşem bir final ile tarihe adlarını yazdırarak dağılıyordu.

        2000’li yıllara özlem ve acı ile girdiğimizi hatırlıyorum. Kimse için Jordan’ı, Pippen’ı ve daha nice o inanılmaz anıları geride bırakmak kolay olmamıştı. Öyle ki halen Chicago-utah finalindeymişiz gibiydik. Bulls’un dağılması lokavt eylemini bile tetikledi. NBA’in ve takımlarının, Chicago şehrinin ve iktisadi yapısının değerleri birden bire % 15-20 civarı düşüşler yaşıyordu.

 

        Ancak 2000 yılında Elton Brand gibi potansiyelli efendi, yılın çaylağı ödüllü bir oyuncumuz vardı.Elimizde tutamadık!

        Chicago 2003 yılına kadar sapla samanı birbirinden ayıramayan bir teknik ekip ve danışman servisi ile geçmişi daha çok özletti.

 Ancak 2003 de Captain Kirk Hinich, 2004’ de Gordon, Deng, Nocioni üçlüsü, 2006’ da T.Thomas, 20072de J.noah gibi isimlerle takım genç ve azılı bir görünüm çizdi.

 2004–2006 yılları arası play-offlarda ve ligde herkesi bir an korkutsakta sonra, oyuncuların büyüyen egoları, yönetimin el koymadaki yetersizliği ile bu sene tekrar o 98–04 yılları arası bir takım olduk, Ki çoğu kişi 2008’in Chicago’nun yılı olduğunu söylerken…

        Gene de güçlü oyuncularımız var gerek takas malzemesi oalrak gerek de kadro için. Lotaryada da sağlam yerimiz var. Ben inanıyorum ki bu toparlanma devam edecek ve tekrar Doğunun başını çekenlerden olacağız…

 

Geldi sıra Doğunun Efendilerine; onlar bir grup Kelt cücesi şey pardon devi…

 

Boston Celtics

 

Belki dört yapraklı değillerdi ama en güzel, en şanslı, en güçlü yonca onlardı.

 

Şu bir gerçektir ki Celtics ; 88-02 yılları arasında hiçbir icraatta bulunamamış bir ekiptir…

Tüm başarıları 50’ li yılların ortaları ile 80’ lerin sonu arasıdır. Ancak adamlar arı gibi çalışmış tabi bunda köklü şehir olgusu, güzel bir saha, geçmişte free agent olgusunun olmaması, arkadaşlık ilişkilerini sağlamlığı, karakterli teknik ekip gibi önemli ve extra faktörlerde Celtics’ in işi hep yaver gitmiştir.

        Açıkçası size oturup tüm o yılları anlatamam. Çünkü yaşanır…

Russel, Cousy, Jones’ lu 50 ve 60 lar, havlicek, Nelson, Cowens’ lı 70’ ler, Bird, Archibald, Walton, maxwell, Lewis, Mchale, Parish’ li 80’ ler…

 

        Açıkcası yaklaşık otuz küsürlük bir dönemin hakimidir Boston yoncaları.

        Red Aurbach’ ın satın aldığı puroyı şimdiye kadar hiçbir zengin yada meraklısı satın alamamıştır. Çünkü Aurbach zafer vaktinde içerdi ve bu genellikle olurdu. Yani Aurbach takım başarısından nikotin komasına girmedi ya genç yaşta ona şükür. Basketbol duayenini rahmetle anıyoruz.

 

        Bu yaş hamuru zamanında öyle bir şeklendirdi i Russel lve Aurbach gerisi fırında onu sıcak tutmaya kalmıştı bunuda; havlicek ve Bird gibi iki tane döneminin en iyi forveti başarmıştı.

 

        Unutulmaz oyunlar çıkardılar yıllarca, basketbolun ne kadar doğrusu varsa onlar gösterdi. Disiplin, sevgi, saygı, temel kavramlar, yenilikler, hücum, savunma, akıcılık, duruluk, sertlik her şeyi yapabiliyorlardı. Hem de tüm kadrolar da dâhil.

        Ama zaman akıp geçti ve o efsaneler çok geride kaldı ve başka efsaneler doğdu, Doğu’ da…

        Bulls gibi bir hanedanlık kurulurken, Boston ne yazık ki lotarya ekibi idi. Ancak artık bu lotarya birikimi bir sonuç vermeliydi. 96 ‘ da Antoine Walker 99’ da paul Pierce gibi iki forvet, bu ikili Boston’ tekrar ayağa kaldırdı. Elbette eski güçlü doğu takımlarının olmaması, güç dengesini batıda olması buna etmendi ama olsun.

        Onların çabaları da elbette güçlerinin yettiğine kadar sürdü.

Yıllar içerisinde bir sürü oyuncu, koç, eleman akışı oldu Boston da ancak bu sene büyük bir olay yaşandı.

        Bird, McHale,parish den sonra ikinci bir ‘’Big 3’’ durumu yaşandı ve 2007 ölü sezonunda takıma Kevin Garnnet, Ray Allen katıldı. Hali hazırda bulunan takım lideri ve abisi Paul Pierce la beraber dehşet üçlü oluştu.

        Yanına yerleşen; K.perkins, L.Powe, T.Allen, R.Rondo gibi gençler ve J.Posey, E.House, PJ. Brown gibi tecrübeli isimlerle Boston ligin ve doğunun zirvesinde bitime 2 maç kala 63 galibiyetteler.

 

Tarihinden gelip geçenler=Bill Russel, Bob Cousy, Sam Jones, K.C. Jones, Jo Jo White, Dennis Johnson, Nate Archibald, John havlicek, Don Nelson, Dave Cowens, Bill Sharman, Frank Ramsey, Bill Walton, Larry Bird, Robert Parish, Kevin McHale, Dee Brown, Kenny Anderson, Cedric Maxwell, Reggie Lewis, Antonie Walker vs vs, … (Unutulanlar için özür dileriz)

NBA Şampiyonluğu= 16- 1957, 1958, 1959, 1960, 1961, 1962, 1963, 1964, 1965, 1966, 1968, 74, 76, 81, 84, 86

Konferans şampiyonluğu= 19- 1957, 1958, 1959, 1960, 1961,1962, 1963, 1964, 1965, 1966, 1968, 1969, 1974, 1976, 1981, 1984, 1985, 1986, 1987

Grup Liderliği=  25- 1957, 1958, 1959, 1960, 1961,1962, 1963, 1964, 1965, 1972, 1974, 1975, 1976, 1980, 1981, 1982, 1984, 1985, 1986, 1987, 1988, 1991, 1992, 2005

Tarihi Beşi= C- B.Russel, PF- D.Cowens, SF-J.Havlicek, SG-L.Bird, PG-B.Cousy.

 

Gözünüz aydın yoncalar… Tarih ve şans hep yanınızda ve öyle olsun…

 

 

 

 

        Şimdi günümüze şöyle bir bakacak olursak; hali hazırda temel taşlardan Pistons ve Celtics dediğimiz gibi hala bu yakanın onurunu savunmaktalar. Öte yandan Hido ve Dwight Howard ın Stan Van Gundy ile uyum içerisinde sürüklediği, çok eksikli Magic takımıda gelecek vaat ediyor. Cleveland sezon ortasında D.West, B.Wallace, W.Szerbiack gibi isimleri kadroya kattı. Hali hazırda süper star bir LeBron James’ leri mevcut. Ancak takım hala LeBron James’in kişisel gelişim arenası olmaktan öteye geçemedi, bu anlayış ve James ile geçemezde… Hele ki Doğu kuvvetlenmeye başlarken…

 

        Toronto bu Avrupalı oyuncu ve batı tarzı oyun ayaklarını 80’ ler ve 90’lar gibi Doğu’ nun ve temel, kaba basketbolun tavan yaptığı ve ekiplerin çok güçlü olduğu yıllarda 20 galibiyeti zor görürdü. Takımın bir ruhu ve lideri yok…

 Philadelphia, Washington, New Jersey, Atlanta gibi geleceğe umutla bakan, yeniden yapılanma sınavını başarı ile veren takımlarımız var çok şükür.

        Indiana, Chicago, Miami, Milwaukee gibi geçmişin köklü fakat bu yılın berbat ekipleri ise isimlerini 2–3 yıl içerisinde zirveye taşıyacaklar çok akıllı hamleler atılıyor oralarda şu aralar…

 

        Ayrıca Doğunun bu kadar çok düşmesinin iki sebebi var. Bu yıllarda hakemlerin prim verdiği yapmacık, yumuşak ve temassız oyun hiçbir (özellikle de köklü) Doğu takımının alışkın olduğu bir oyun değildi, açıkça doğu bunu sevmedi, benimseyemedi. Üstelik bizde sevmedik ve benimsemedik. Batı geçmişdeki oyun tarzıda bu idi zaten onların adapte şekillenmesi bizim kadar zor olmadı. Ve ayakta kaldılar…

        Ancak Doğu hala eski saf ve yürekli zamanları kovalıyor…

E ne demişler; ‘’ Yeri gelir ayaklar baş, yeri gelir başlar ayak olur’’

        Yani canlanma yakındır!.

 

        Şu Batı yakasına, NBA camiasına ve basketbol severlere nasıl evlatlar yetiştirdiğini, ne yüzükler takıp takıştırdığını anlatmanın vakti geldi.

 

 Hadi! Doğu Yakası; Ayaklan!

 

Yazar= Utkan AKTAŞ… (Flash)

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Yorumlar (2)Add Comment
...
Yorumu Yazan wolkiiii, 18 Eylül 2008, 09:08:57
eskı donemlerı hatırlatan gercektende cok guzel bır yazı.. benımde pistons ıle ılgılı katılmadıgım bır nokta war. tabıkı bu sızın kısısel gorusunuz ama tarihi 5 te; SF yanı 3 numaraya Rip hamilton u yazmıssınız. oysaki Grant Hill ve Jerry Stackhouse RİP'ten daha ıyı işler cikarmıslardır bence.. ben boyle olması gerektıgını dusunuyorum.. kolay gelsin...
...
Yorumu Yazan Slayer, 24 Nisan 2008, 02:00:32
Çok güzel ve öğretici bi yazı olmuş ama katılmadığım bi nokta var o da Pistons tarihinin 5 şinde Rasheed Wallace ın olmaması bence 2004 ten beri pistons ne yaptıysa en büyük pay SHEED ve billups ın Centera laimbeer pf de ben wallace yapmışsın ama Sheed bu 2 sindende daha iyi oyuncu ama sende bi yönden haklısın Sheed sadece 4 yıldır bu takımda ama bence yinede orda olması lazım

Yorum yazın
Yazı Alanını Küçült | Yazı Alanını Büyüt

busy
 


Editörden -Volkan Yeğin-

Efsanelere Saygı Köşesi

Barış Aydın

Editörden -Bekir Yusuf Alpay-

İbrahim Barış Güler

Şevket Topaloğlu

Editörden -Gültekin Tezcan-

Sosyal Medya ile Takip Edin!

Twitter Facebook Friendfeed RSS

Son Yorumlar

İddaa Basketbol Nası...
Nasıl bir farkı olacak ki bayan basketbolunun?
NBATR - İhsan Bayülk...
Çok güzel röportaj olmuş. Ben İhsan Bayülken...
7 Yıl Aradan Sonra P...
İnşallah bu sene de playoff yapaca Efes.
Howard'ın Dönüş Tari...
Howard gerçekten başa bela bir oyuncu, sürekli ...
Kevin Martin de Saka...
sitenizde iletisim adresi göremedik. Reklam verme...
NBATR - İhsan Bayülk...
Semih Erden basketbola verdi kendini. nba günleri...
İddaa Basketbol Nası...
tr bayan basketbol nasıl oynanır kuralı warmı ...
İddaa Basketbol Nası...
arkadaslar tr bayan basketbol nasıl oynanıyo bı...
Michael Jordan EFSAN...
Meryem mesajını çok geç gördüm kusuruna bak...
NBA'in En İyi Oyuncu...
bune ya michael jordan

© 2004 - 2013 | Türkiye'nin NBA ve Basketbol Portalı | nbatr.com


Sitede yer alan haber ve yazılar Kaynak gösterilmeden herhangi bir medya ortamında yayınlanamaz.!

NBA

NBA Basketbol
NBA TV NBA TV izle