2014 NBA All Star Smaç Yarışması'nda yarışacak isimler açıklandı. Son şampiyon Terence Ross'un başı çektiği çok iddialı bir kadronun yanı sıra geleneksel smaç yarışmasından çok farklı, yeni bir formatı da göreceğiz.

14 Şubat gecesi oynanacak 2014 NBA All Star Maçı'nın koçlar tarafından seçilen yedekleri açıklandı.

2014 NBA All-Star maçının ilk beşleri açıklandı.

Her yıl düzenli olarak Forbes tarafından açıklanan NBA'nin en değerli takımları sıralamasında bu yıl da zirve değişmedi.

Dallas Mavericks'in Alman yıldızı Dirk Nowitzki, kariyerinin devamı konusunda açıklamalarda bulundu.

Denver Nuggets'ın İtalyan oyuncusu Danilo Gallinari'nin dizindeki sakatlığı nedeniyle sezonu kapadığı açıklandı.

Boston Celtics, Miami Heat ve Golden State Warriors, 4 oyuncuyu kapsayan üçlü bir takasta anlaştı.

Yıldızı Derrick Rose'un tekrar sezonu kapatmasıyla birlikte hedef küçülten ve bir süredir kadroyu boşaltarak geleceğe yatırım yapmayı tartışan Chicago Bulls, takımın en önemli isimlerinden Luol Deng'i Cleveland Cavaliers'a gönderdi.

Doğu'da Bir Parça Kek, Batı'da Ateşten Gömlek: Playoff Yarışı - 2 -

NbaTr.Com - Perşembe, 28 Mart 2013
Editörlerimizden Volkan Yeğin; kızışan payoff yarışını, dikkat çeken takımları, güçlü yanlarını ve sorunlarını ''Doğu'da Bir Parça Kek, Batı'da Ateşten Gömlek: Palyoff Yarışı'' adlı yazısında kaleme aldı. Batı Konferansı'nı kapsayan yazının ikinci bölümü yayında:

DOĞU’DA BİR PARÇA KEK, BATI’DA ATEŞTEN GÖMLEK

 

PLAYOFF YARIŞI - 2 –

 

Doğu Konferansı’ndaki playoff yarışını ve tahminlerimizi ilk bölümde değerlendirmiştik. Şimdi işin daha caf caflı olduğu Batı Konferansı’na gelelim. Yine gruplara ayırarak, sıra sıra gidelim. Öncelikle 28.03.2013 itibariyle sıralamayı verelim;

 

West

1, 2.’lik Grubu

 

Son yıllarda her sezon başında ‘’Spurs devri kapandı artık, yukarılara oynamazlar’’ şeklinde yorumlar yapılıyor ancak sezon ortasında bu sözler, yerini ‘’Abi Spurs’e helal olsun. Adamlar bu kadar sene üst üste ligin zirvesine oynuyorlar’’ gibi övgü cümlelerine bırakıyor. Bu sezon da aynen bunlar yaşandı. İki yıl önce playofflarda Memphis Grizzlies’e elendikten sonra bir daha buralarda olamayacaklarını düşündüğümüz Spurs, makine intizamında oynamaya, kazanmaya devam ediyor. Şu anda da Batı lideri konumundalar. Son iki sezonda, ligin en sert savunmasını yapan ve en düşük tempolu basketbolunu oynayan takımdan, tempolu hücum eden, topu çok iyi paylaşıp yüksek skor atan harika bir hücum takımına dönüştüler. Bunun yanında savunma verimliliği istatistiğinde de ligin yine iyilerindenler. Peki nasıl başarıyorlar bu kadar istikrarlı şekilde oynamayı? Önce Gregg Popovich’e hakkını vermek lazım bu konuda. Takımına bu kadar hakim, yaptırdığı idmanı sahaya bu kadar yansıtabilen fazla koç yok Dünya basketbolunda. İşin öteki yüzü de egolarından arınmış süper yıldızlar ve oyun IQ’su yüksek yan parçalar… Tim Duncan ve Tony Parker, şarap misali her geçen yıl daha da etkiliyor izleyenleri. Takımın omurgası hala bu oyuncular ve süper yıldız olmalarına rağmen Popovich’e kayıtsız şartsız itaat ettikleri için, diğer parçaların da işe aynı gözle bakmasını ve dört elle sarılmasını sağlıyorlar. Manu Ginobili de bu takımın liderlerinden. Ancak yaşı ilerledikçe erozyona uğradığını ve özellikle bu sezon takımın kilit oyuncusu olmadığını düşündüğüm için bir yarım adım geride bıraktım.

 

Yan parçalarından bahsedecek olursak, Thiago Splitter, Kawhi Leonard ve Danny Green’e parantezler açmamız gerekir. Splitter, Avrupa’da yaptıkları göz önüne alınarak kendisinden çok şeyler beklenirken, geçtiğimiz sezonu iyi geçirmedi. Hayal kırıklığı yarattığı o sezonun ardından ise şaha kalktı. Tim Duncan’la birlikte boyalı savunmasında takımın en önemli ismi haline geldi. Hücumda da doğru yerlere giderek, gözünü toptan ayırmayarak ve çok geliştirdiği pas özelliğini kullanarak bir faktör olmayı başardı. DeJuan Blair’ı da rotasyonun tamamen dışına attı böylece. Spurs’ün ana hücum stratejisi olan ‘’Weak Side Motion Offence’in’’ önemli noktalarından biri, şutörlerin üç sayı tehdidi oluşturarak ve doğru alan paylaşımı yaparak sahayı genişletmesi. Bu konudaki en önemli silahlarından biri Danny Green... Avrupa’da (Lokavt döneminde) gösterdiği savruk halinden eser kalmadı Green’in. En dikkat çekici nokta ise %44 gibi çok iyi bir yüzdeyle üçlük atıyor olması (Bunda şahane Spurs hücumlarında bulduğu boş pozisyonların etkisi de büyük.). Ancak asıl bahsetmemiz gereken Kawhi Leonard diye düşünüyorum. Indiana Pacers, onu draft ettikten sonra aynı gece George Hill karşılığında Spurs’e göndermişti. Çaylak sezonunda bklentileri fazlasıyla karşılayan Leonard, bu sezon şutunu daha güvenerek atmasıyla ve her dış oyuncuyu savunabilmesiyle Spurs’e çok değerli katkı veriyor. Bildiğiniz gibi Spurs’ün en büyük problemi, atletik dış oyuncuları savunamamaktı. Ancak Leonard, bu yaraya olabildiğince merhem olmuş gibi gözüküyor.

 

Tony Parker ve Tim Duncan’dan bahsetmeden geçmeyelim. Tim Duncan, geçen sezona göre performansını hayli arttırdı ve alışık olmadığımız şeyleri de yapmaya başladı. 17 sayı, 10 ribaund ortalamaları şaşırtıcı gelmese de bu istatistikleri sadece 30 dakika ortalamayla oynayarak yapıyor. Ancak asıl konu bloklar. Duncan, her zaman iyi bir savunmacı olmuştur ancak hiçbir zaman bu yılki kadar blok yapan bir oyuncu olmamıştı. 30 dakikada 2,7 blok ortalaması yakaladı bu sezon. Savunmanın bel kemiği oldu, gerçekten saygı duyulacak bir iş. Hücumun lideri de Tony Parker… Fransız yıldız deliciliğiyle yine hem kendisini hem de takımını bir üst seviyeye taşımaya devam ediyor. 33 dakika ve 21 sayı ortalamayla oynuyor Parker. 7,6 da asist ortalaması var ki kendisinin kariyerinin büyük döneminde en zayıf noktası olarak bu departman gösteriliyor ve eleştiriliyordu. LeBron James’in insanlıktan çıkmadığı dönemde, Parker’ın adı MVP ödülü için bile anılmaya başlamıştı. Kısa kesersek, Spurs birincilik için Oklahoma City Thunder ile çekişiyor. 1,5 maçlık bir avantajları var ve bana göre iç saha ağırlıklı fikstürlerinin de avantajıyla birinci sırayı koruyacaklar.

 

Birincilik için iddiasını sürdüren Thunder, şu an ikinci sırada. Sezon başında şok bir kararla James Harden’ı takımdan gönderen Thunder, şimdiye kadar ‘’sakallı çocuğu’’ pek aramadı. Ancak playoff zamanı geldiğinde ve rakipler OKC Thunder’a özel savunma önlemleri aldığında, Harden’ın yaratıcılığını ve top dağıtma becerisini çok arayacaklardır. Takasın gerçekleştiği gün de aynı şeyleri söylemiştim, hala aynı  düşünüyorum: Kevin Martin, Harden kadar skor atabilir, ama Harden’ın getirdiği ekstraları veremez. Russel Westbrook kontrol çıktığında topu onun elinden alan ve oyunkurucu gibi top dağıtan Harden, Thunder’ın elini çok kuvvetlendiriyordu. Şimdi o işi de Kevin Durant yapmak zorunda çünkü ne Sefolosha ne de Kevin Martin bu iş için gerekli top hakimiyeti ve saha görüşüne sahip değil. Para kazanmaktan başka hiçbir şey yapmayan Kendrick Perkins’i amnesty haklarını kullanarak takımdan gönderip, Harden’a istediği kontratı ve takımı bugünlere getiren ana çekirdeğe beraber şampiyonluk kovalama şansını verebilirlerdi. Sam Presti’nin anti tezi de şu: ‘’Oklahoma çok küçük bir pazar. Bu yüzden üç tane maksimum kontrat veremeyiz.’’ Kendince haklı bir sebebi var ama o zaman Ibaka’ya verilen kontratı da tartışabiliriz. Her neyse…

 

Perkins demişken, o mevzuyu biraz açmak isterim. Boston Celtics şampiyonluğa giderken, Kendrick Perkins o takımın değerli bir parçasıydı. Sertliği ve savunmasıyla -Özellikle Dwight Howard’ı bire bir savunmasıyla- takımına katkı veriyordu. Soyunma odasında da çok sevilen bir figürdü. Saha dışında takım kimyası ve birliktelik adına Oklahoma’da da iyi şeyler yaptığını okuyoruz. Ancak Thunder’ın böyle bir şeye ihtiyacı yoktu ki. Biz zaten onların kolej takımı gibi, birbirini çok seven ve kenetlenen bir takım olmalarından övgüyle bahsetmiyor muyduk?(!) OKC’ye saha içinde katkı veren oyuncu lazım. Perkins, yapısı gereği zaten bu takıma pek uymuyor. Fiziğine göre ayakları çabuk kabul edilse de Thunder gibi topa yüksek baskı yapan bir takımın uzunlarının daha mobil isimler olması gerekir. Serge Ibaka bu tanıma uyuyor. Keza Nick Collison da… Zaten ikisi beraber oynadığı zaman Thunder çok daha etkili oynayabiliyor. Perkins, hücumda hiçbir zaman iyi olmadı, iyiyi geçtim vasat bile olmadı. Ancak savunmada hep faktördü. Thunder’da savunmaya da zarar veriyor, ribaund sayısı hiç yeterli değil vs vs… Durum böyleyken, takımı hücumda 4 kişi bırakmanın bir alemi yok.

 

Oklahoma City’i her zaman eleştirdiğim nokta, fazla bireysel oynamaları oldu. Bu sene de değişen bir şey yok. Kevin Durant ve Russel Westbrook’un skor liderliği ve hırçınlıklarıyla gidiyorlar. (İki oyuncu da sayı krallığında ilk 5’te). Savunmada fena değiller ama hücumlarının bu kadar bireyselliğe dayanması, playofflarda Spurs gibi dengeli bir takıma karşı -Her ne kadar müthiş bir atletik avantajları olsa da- sorun yaratabilir. Hatırlarsak, geçen sezon Spurs – OKC serisinde San Antonio 2-0 öne geçmiş, James Harden’ın harika performansıyla geri dönebilmişlerdi. Artık Harden’ları yok.

 

Olumsuzluklardan bahsetsem de Thuner, hala çok heyecan verici ve kapasitesini tam görmediğimiz bir takım. Birincilik için son ana kadar savaşacaklarına şüphem yok. Ancak Spurs’ün 1,5 maçlık farkı eritmeyeceğini düşünüyorum. Thunder ikinci sırayı alır.

 

3, 4, 5.’lik Grubu

 

Playoffu garantileyen takımlar içerisinde, kendi aralarında yarışan en yakın grup bu. Los Angeles Clippers, Denver Nuggets ve Memphis Grizzlies; sırasıyla 3, 4 ve 5. sıralardalar, aralarında da sadece yarım ve bir maç var. Tek tek hepsinin son durumuna göz atalım. Önce üçüncü sıradaki Clippers…

 

Los Angeles Clippers, aynı şehri ve salonu paylaştığı ‘’Büyük abisi’’ Lakers sorunlarla boğuşurken, gösterdiği çıkışla LA’in kazananı haline geldi. Sezon ortasına yaklaşırken NBA birinciliğine bile yükselen Clippers, benim izlemekten büyük keyif aldığım, umut veren bir takımdı. Gelin görün ki son dönemde o kadar olumlu sinyaller alamıyorum. 2013’e girdiğimiz ilk günlerde yazdığım bir yazıda, Clippers’ın en önemli gücünün yedekleri olduğunu belirtmiştim. İşte o yedekler, sezonun son düzlüğüne geldiğimiz şu dönemde adeta yere çakılmış durumda. Mantık sınırlarını zorlayan şekilde skor atan Jamal Crawford, atletizmi ve deliciliğiyle daha büyük rollere aday dediğimiz Eric Bledsoe, sezona harika başlayan Matt Barnes, katkı vermeye başlayan Lamar Odom… Hepsi felaket durumda. Bu durum, Clippers’ın dengesini hayli bozdu. Bir diğer nokta da koşamadıkları zaman, sete set oynamaya mecbur kaldıklarında, fazla çözümleri olmaması. Chris Paul gibi bir organizatörleri olduğu için büyük tıkanmalar yaşamıyorlar belki ama Paul dışında çözüm üreten bir oyuncu daha çıkartamadılar. Blake Griffin, kendisine pozisyon yaratılmadığında topu verip, ‘’Haydi Blake, bize bir şeyler yarat’’ diyebileceğiniz bir oyuncuya dönüşemedi. Bu halleri, playoff ortamında başlarının çok ağrıyacağına işaret bana göre. ‘’Meşhur’’ diz sakatlığı sebebiyle 3 hafta önce maçlar kaçıran Chris Paul’ün yokluğunda tamamen ritim kaybettiler ve CP3 dönmesine rağmen o çalkantıyı atlatamadılar. Dün geceki New Orleans Hornets maçına kadar oynadıkları 3 maçta Paul; sırasıyla 76ers’a 19, Nets’e 29, Dallas’a 33 sayı attı, takımının en çok top kullanan oyuncusuydu ve açık ara en skoreriydi. Bu durum, Paul için pek alışık olduğumuz bir şey değil. Sebebi ise diğer oyuncuların devreye girememesi ve oyunun Paul’ün üzerine kalması. Chris Paul’ün skoru tek başına sürükleme işini sevmediğini, tercih etmediğini biliyoruz. Sadece bu bile Clippers’ta işlerin ite kaka gittiğinin bir göstergesi. Son maçlarında Hornets’e karşı ilk üç çeyrek yine Paul’ün eline baktı Clippers ama son çeyrekte takım halinde etkili olmayı başardılar. Zaten o son çeyrek 26 – 14 bitti. Bir an önce sezonun ilk yarısındaki gibi sürekli tempoyu yükselten, topu paylaşan ve herkesin katkı verdiği Clippers olmaları gerek. Yoksa sezon boyu sahibi oldukları 3. sırayı kaybedebilirler. Keza önlerinde çok sert bir takvim var. Bu geceyi boş geçirecek olan Clippers, yarından itibaren üst üste San Antonio Spurs ve Houston Rockets ile deplasmanda karşılaşacak. Ardından Indiana Pacers, Los Angeles Lakers ve Memphis Grizzlies gibi sert maçları var. İşleri kolay olmayacak.

 

Clippers’ın yarım maç arkasında 4. sırada bulunan Denver Nuggets, Mart ayı içerisinde 15 maçlık bir galibiyet serisi yakaladı. Miami’nin 27 maçlık serisinin gölgesinde kalsa da Denver’ın gösterdiği performans, diğer takımlar adına endişe vericiydi. Ty Lawson liderliğinde içeride dışarıda istedikleri tempoyu yakaladılar ve birçok maçı çok rahat kazandılar. Serileri, Ty Lawson’ın oynamadığı New Orleans deplasmanında  son buldu. O maç özelinde, Denver’ın genel olarak neden Ty Lawson’a çok ihtiyacı olduğunu anlatmak isterim. Bildiğiniz üzere Denver, George Karl göreve geldiğinden beri çok yüksek tempoda, ilk fırsatta potaya giderek oynamaya çalışıyor. Bunun için de çabuk ayaklı, koşmayı seven, atlet oyuncuları tercih ediyorlar. Ancak bu takım, Ty Lawson olmadığında ya da iyi günüde değilse, ciddi derecede yavaşlıyor, yaratıcılığı kısıtlanıyor. Andre Miller, çok tecrübeli, oyun organizasyonunu iyi yapabilen bir oyunkurucu olsa da yaşı gereği uzun süreler Denver temposunu kaldıramıyor ve ister istemez takım yavaşlıyor. Denver Nuggets’ı, Crank filmindeki Jason Statham’a benzetebiliriz: ‘’Yavaşlarsa ölür.’’ New Orleans Hornets karşısında da -genel yorgunluğun da etkilediğini ekleyerek- Ty Lawson’sız Denver yavaşladı ve sadece 86 sayıda kaldı. Sete set kaldıklarında Lawson’ın penetreleriyle rakip savunmanın dengesini bozmasını çok aradılar. Sadece Andre Miller’ın yönlendirdiği ikili oyunlara kalınca, Denver hücumu duvara tosladı. Onların savunmasını tetikleyen de hücum. İyi hücum ettiklerinde, savunma da bir iki seviye yukarı çıkıyor. Hornets’ten tam 110 sayı yediler. Zaten Denver Nuggets’ın favorileri tehdit eden takımdan şampiyonluk favorisi mertebesine yükselememesinin yegane nedeni, hücumları işlemeyince sırtlarını dayayabilecekleri bir savunmalarının olmaması. Bu yapıyı; savunmadan gücünü alacak, savunmanın hücumu tetiklediği şekilde kurabilseler, çok daha heyecan verici ve büyük hedeflere gidebilecek bir takım olurlar. Ama ne yazık ki o görüntüden çok uzaktalar. Sahalarında destansı bir galibiyet yüzdesiyle devam ettiklerini eklemeden geçmek, haksızlık olur. Nuggets, Denver’da oynadığı 35 maçın 32’sini kazandı. Miami Heat ile birlikte lig liderliğini paylaşıyorlar. Denver’da rakımın çok yüksek olması, rakiplerin o yükseklikte Nugggets’ın temposuna ayak uyduramaması bunun sebeplerinden biri ve belki de en önemlisi. O yüzden Denver’ın ilk 4 sıraya kendini atması ve saha avantajı elde etmesi çok önemli. Dün gece San Antonio Spurs deplasmanında son topta kaybettiler ancak iyi göründüler. 9 maçları kaldı ve bunların 6’sı kendi sahalarında. Ancak maçlar çok kolay değil. Yarın Brooklyn Nets’i ağırladıktan sonra kendisini playoffa atmak için çırpınan Utah ve Houston ile birer, Dallas ile iki, birincilik kovalayan Spurs’le de bir maçları var. Sahalarındaki 6 maçı kazanmaları durumunda üçüncü sırayı alacaklarını düşünüyorum.

 

Denver Nuggets’ın bir maç arkasında Memphis Grizzlies var. Sezonun büyük bölümünde 4. sırada olan ve Clippers’ı asıl tehdit eden takım konumundaki Memphis, biraz sarsıntı yaşadı. Rudy Gay’i Toronto Raptors’a gönderdikten sonra Koç Lionel Hollins de dahil olmak üzere birçok farklı ses yükselse de takımın, Rudy’siz eksiği olmadığını gördüler. Onları asıl zorlayan, önce Zach Randolph’un arkasından da Marc Gasol’un sakatlıkları nedeniyle maçlar kaçırması oldu. Rudy Gay gönderildikten sonra oyun merkezini tamamen pota altı yapan (sonunda!) Memphis Grizzlies, iki uzunun art arda sakatlanmasıyla kazanabileceği bazı maçları kaybetti. Ancak hala kaybettikleri bir şey yok. Randolph da Gasol de döndü ve 1 maçlık hatta 1,5 maçlık fark, Batı’da kapanmayacak bir fark değil. Çünkü her takım, bir diğerine sürpriz yapabilir. Grizzlies’in en büyük problemi, sabit şut atacak bir dış oyuncusu olmaması. Jarryd Bayless kenardan gelerek 10 küsür sayı getiriyor ama genelde kendi şutunu yaratarak. Uzunlar için alanı açacak, köşeden-çaprazdan boş şut bulduğunda cezayı kesecek ismi bulabilmiş değiller. Bir ikinci soru işareti de yedeklerden gelecek katkı. Lüks vergisinin altına inmek için Wayne Ellington ve Mareese Speights’ten fedakarlık edince ilk zamanlar bir kıtlık yaşadılar. Ancak Ed Davis takıma ısındıkça, verdiği katkı artmaya başladı. Austin Daye’den beklediklerini bulabilmiş değiller. Ben Memphis’in iyi yönetildiğini ve doğru yolda olduklarını düşünüyorum. Kalan fikstürlerine baktığımız zaman, direk rakipleri Clippers dışında can derdinde olan Lakers, Utah, Houston, Dallas gibi takımlarla olan maçları zor geçmeye aday. Arada bir de Spurs’ü ağırlayacaklar. Kolay bir fikstür değil.

 

Bu üç takımın hangi sıralamayla ligi tamamlayacağını tahmin etmek çok zor. Günlük performanslar, rakiplerinin durumları gibi çok fazla değişkeni hesaba katmak gerekiyor. İşi daha da ilginç kılan ise bu üç takımdan ikisinin (4. ve 5. olanların) playoff ilk turunda karşılaşacak olması. Denver, hızlı oynayamadığında sorun yaşarken Memphis’in, tempo arttığı zaman zaafları ortaya çıkıyor. Clippers ise bu iki takıma göre daha dengeli ama tempoyu seven bir ekip. Memphis, geçtiğimiz günlerde Clippers’ı -playoff maçı havasına geçen bir maçta- deplasmanda yenmiş ve rakibine sıkı bir mesaj vermişti. Grizzlies büyük ihtimalle Clippers’la eşleşmek isteyecektir. Öte yandan Denver da Memphis’e ters geldiği için Grizzlies ile eşleşmek isteyecektir. Clippers ise Memphis’e denk gelmemeye çalışacaktır. Tahmini zor dedik ama düşüncemizi söylemeden geçmeyelim: Denver 3, Clippers 4, Memphis 5. sırayı alır.

 

6, 7.’lik Grubu

 

Sıralamanın değişeceğini düşünmesem de bu sıraların sahibi hala belli değil. Mevcut durumda Golden State Warriors 6, Houston Rockets 7. sırada. Aralarında 1 maçlık fark var.

 

6. sıranın sahibi Golden State Warriors, All Star arasından sonra serbest düşüşe geçti. Ligin ilk yarısındaki herkesi şaşırtan savunma, bir anda kayboldu. Bunun nedenini açıklamaya çalışalım önce. Warriors, savunmasıyla bilinmeyen oyunculardan kurulu. Daha hücumcu bu oyuncular, Mark Jackson’ın da doğru motivasyonuyla sezona çok iyi savunma yaparak başlamıştı. Oyuncular, beklenenden daha özveriliydi. Yalnız bu tip takımlarda -özellikle normal sezonda- bir süre sonra bu odaklanma ve özveri, bıkkınlık verebilir. Warriors’ın yaşadığı da bundan ibaret bana göre. Ancak gördük ki kazanılması gereken, ilgi çeken maçlarda Warriors, o odaklanmayı sağlayabiliyor. Yani playofflarda o savunmayı tekrar görmemiz olası. Andrew Bogut’un da playofflarda istikrarlı şekilde oynayacağını düşünürsek, savunmayı güçlendirecek bir madde daha kenara yazmış oluruz. Stephen Curry gerçekten bu sezonu çok iyi oynadı. All Star seçilmese de Warriors’ın bayrak oyuncusu olduğunu, süper yıldız kategorisine en yakın isim olduğunu oyunuyla kanıtladı Curry. David Lee de belli bir istikrarla oynuyor, Harrison Barnes beklendiği gibi iyi bir NBA oyuncusu olacak gibi, Klay Thompson harika bir şutör… Bütün bunları bir tarafa koyalım, Warriors’ın tavanını belirleyecek asıl isim Andrew Bogut. Bogut sahada olduğunda hem ribaundlarda hem savunmada hem de hücumda boyut atlıyor Warriors. Ne yazık ki yine sağlıklı kalamadı ve 2 maç oynadıktan sonra 5 maç dinlendi, sezon da böyle geçti. Playofflarda daha istikrarlı süre alacağı söyleniyor. Öyle olursa eğer, Warriors üçüncü sıradan playoffa girecek olan takıma ciddi bir baş ağrısı yaşatır. Sahalarında seyirci desteğini arkalarına aldıkları zaman herkesi yenebilecek bir takımlar. Kenardan gelen Carl Landry ve özellikle Jarrrett Jack’e ayrı bir parantez açmamız lazım. Landry, çember altı ve çevresinden önemli bir hücum silahı. İyi niyetli de bir oyuncu olduğu için savunmada da elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Fiziksel olarak belli dezavantajları olduğu için bazen zaafa dönüşebiliyor ama 20 dakika gibi bir süre sahada kaldığı için çok önemli bir sorun değil. Jarrett Jack ise resmen bu takımın ana parçası gibi. Kenardan gelmesine rağmen Koç Mark Jackson, maçları mutlaka Jack ile bitiriyor. Fiziksel olarak  güçlü olduğu için iki numara da savunabilen Jack, Curry’nin hücumda 2 numaraya kaydırılmasını sağlıyor. Sezonun ilk bölümünde Jamal Crawford çok iyi oynarken, Jack’i Yılın Altıncı Adamı Ödülü’nde göz ardı etmiştim. Ancak Crawford’ın son dönem performansına bakarsak, Jarrett Jack şu anda ödülün en büyük adayı. Golden State Warriors, büyük bir sürpriz olmazsa 6. sırayı alır. Kalan maçlarına baktığımız zaman, iç saha ağırlıklı bir fikstür göze çarpıyor. 9 maçın 6’sını kendi sahalarında oynayacaklar ve OKC Thunder, Los Angeles Lakers ve San Antonio Spurs dışında %50 galibiyet yüzdesinin üzerinde bir rakipleri yok. Oynayacakları 3 deplasman: Phoenix Suns, LA Lakers, Portland Trail Blazers. Portland maçı da normal sezonun son maçı.

 

Houston Rockets, sezonun en güzeli sürprizi oldu. James Harden’ı takasla aldıktan sonra 5 yıllık kontratı da vererek, takımı onun etrafına kurma kararı aldılar. Büyük tartışmalara sebep olsa da Harden, oyunuyla takım liderliğini kaldırabileceğini gösterdi. Kevin McHale de kendi zamanının düşük tempolu basketbolunda ısrar etmeyerek, tam tersine koşarak oynayan bir takım yarattı. Şu an ligin en skorer takımı Houston Rockets. İzlemesi çok keyifli olduğu için herkesin sempatisini de kazanmış durumdalar. Bundan bir ay önce, Utah Jazz 7. sırada, Houston 8. sıradayken playoff yapar mı yapamaz mı diye konuşulan Rockets, şimdi 6. sırayı tehdit eder konuma geldi. En başta dediğim gibi, 6. sıraya yükseleceklerini düşünmüyorum ama 8’e veya daha altına düşeceklerini de zannetmiyorum. Temsilcimiz Ömer Aşık, Houston’ın Harden’la birlikte en önemli oyuncusu. Harden tüm hücumu temsil ederken, Ömer de takımın tüm savunmasını temsil ediyor. Pozisyonunu kaybedip blok kovalamak yerine, çabuk ayaklarını kullanarak ve doğru pozisyon alarak takım savunmasının bel kemiği haline geldi. Ribaund krallığında 2. sırada Ömer. Bu da göz alıcı bir istatistik (Houston çok tempolu oynadığı için ribaund sayısının artması da bunda önemli etken). Taraftarının hiç beklemeiği kadar iyi bir sezon geçiriyorlar. Büyük ihtimalle normal sezonu 7. sırada bitirecekler. Bu da Harden’ın OKC Thunder’la karşılaşması anlamına geliyor. Hikayesi olan, güzel bir seri bizleri bekliyor gibi. Kalan 10 maçlarının 6’sı deplasmanda. Yalnız bu deplasmanların içinde havlu atan Sacramento, Phoenix ve Portland var.

 

Ateş Hattı: 8.’lik Grubu

 

Gelelim en ilgi çekici noktaya… Los Angeles Lakers’ın bulunduğu 8. sıra için üç aday var: Lakers, Utah ve Dallas.

 

Los Angeles Lakers çok sallantılı bir sezon geçiriyor. Eleştiriler, beklentilerin çok altında kalınması, baskının her geçen gün artması… Korku filmi gibi bir sezon yaşanıyor melekler şehrinde. Daha önce uzun uzun Lakers’ı yazdık, problemlerini çok uzatmayacağım. Madde madde verip, geçeceğim.

 

1-     Yumuşak Savunma

2-     Ana Planın Hatalı Olması

3-     Topu Paylaşamama

4-     Rollerin Hala Netleşmemesi

5-     Sakatlıklar

6-     (Sakatlıklara bağlı olarak) Rotasyonun Netleşmemesi

 

Şubat sonunda başlayıp, mart ortalarına kadar devam eden bir performans yükselişi vardı Lakers’ta. 14 maçta 11 galibiyet alınan bu sürecin ardından ilk 8’e kafayı sokmayı başardılar. Ancak son günlerde yine tökezlemeye başladılar. Kobe Bryant, saygı duyulacak bir sezonu geride bırakıyor ama buna rağmen Lakers’ın sezonu erken kapatma ihtimali var. Son olarak Meta World Peace, dizindeki menisküs yırtığı sebebiyle rotasyon dışı kaldı. 1,5 ay gibi bir süre dönmeyeceği konuşuluyor. Belki de sezon onun için bitti. MWP’nin bu takım ne ifade ettiği ise tartışma konusu. Kötü kararlar vermesi, yer yer basit top kayıpları, takımdan kopuk oynamasını öne sürerek, sakatlığının takımı çok olumsuz etkilemeyeceğini düşünenler de var; pamuk şeker kıvamındaki savunmanın, onun yokluğunda iyice dağılacağını düşünenler de… Kimin haklı olduğunu zaman gösterecek ancak ben, Earl Clark’ın orijinal pozisyonu olmamasına rağmen o boşluğu doldurabileceğini hatta agresifliğiyle faydalı olabileceği düşüncesindeyim. Dış şut ihtiyacı duyulduğunda da Antawn Jamison üç numara olarak kullanılabilir. Fikstürün Lakers’ın işini kolaylaştırmayacağı kesin. Ancak bu saatten sonra kimle, nerede karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, yenmek zorundalar. Sezona şampiyonluk adayı olarak başlayıp, playoff yapazlarsa, NBA tarihinin belki de en büyük fiyaskosuna imza atmış olacaklar.

 

Şubat ayına 7. sırada giren Utah Jazz, Al Jefferson ve Paul Millsap’in üst üste maçlar kaçırdığı dönemde büyük yara aldı. Yerlerini dolduran Enes Kanter ve Derrick Favors, onları bana göre aratmadı. Ancak rotasyon çok daralınca, maç sonlarında nefesleri kalmadı. Oyunkurucu problemleri devam ediyor. Sağ el baş parmağı kırılan ve beklenenden çok daha uzun süre dönemeyen Mo Williams, son dönemde yerini alsa da sorunlar çözülemedi. Sahalarında iyi oynuyorlar. Salt Lake City’de oynadıkları 35 maçın, 26’sını kazanmayı başardılar. Ancak deplasmanda felaketler. Batı’nın en zayıf takımları Phoenix, Sacramento, Minnesota ve New Orleans’ı saymazsak, deplasman karnesi en zayıf takım Utah Jazz. Hal böyle olunca ilk 8’de kalmak da zorlaşıyor. Lakers’ın son aldığı mağlubiyetlerden sonra aralarındaki fark, 1 maça kadar indi. Hala playoff umutları var. Al Jeff ve Millsap geri döndü. Muhtemelen Utah’taki son sezonlarında bir playoff heyecanı yaşamak isteyeceklerdir. Enes Kanter’in dün geceki Phoenix Suns maçında sol omzu çıktı ve henüz durumu belli değil. Onun dönüp dönmeyeceği de önemli. Kalan 10 maçlarının 6’sı kendi sahalarında olsa da oynadıkları basketbolla bana umut aşılamıyorlar.

 

8. sıra için bir diğer aday da Dallas Mavericks… Yaz dönemlerinde Deron Williams, Dwight Howard gibi süper yıldızları kovalayan ancak eli boş kalan Mavs, serbest oyuncu piyasasından alabileceği en iyi parçaları alarak, toplama bir takım kurdu. Bu, pek istedikleri gibi verimli olmadı. Özellikle Dirk Nowitzki’nin sezona sakat başlaması ve toparlanmasının sezon ortasını geçmesi, Texas ekibinin belini hayli büktü. Darren Collinson’ı ilk beş oyunkurucusu olarak almışlardı ancak Rick Carlisle, Collinson’dan hiç memnun değil. Sezon ortasında takıma katılan 40’lık Mike James, Collison’ın yerine ilk beşe yerleşmiş durumda. Aslına bakarsak bu yöntem onlara daha çok yaradı. Son 3 haftada yakalanan havada, James’in önemli katkısı var. Darren Collison da kenardan gelip, ikinci beşe hücum liderliği yaparken daha verimli oynamaya başladı. OJ Mayo sezon başına göre yavaşlarken, Vince Carter şu dönemi iyi oynadı ve takımının kazandığı birçok maçta kenardan gelerek yaptığı skor katkısıyla önemli pay sahibi oldu. Dallas için en büyük sorun, potayı savunamamaları. Dirk Nowitzki ve Chris Kaman yan yana oynadığında büyük bir hücum tehdidi yaratsa da çemberi hiç savunamıyorlar. Kenardan gelen Brandon Wright, atletik özellikleri sayesinde o işi daha iyi kıvırıyor ama onun da pozisyon bilgisi ve hücumu kısıtlı. Sahalarında Lakers’a kaybettikleri maçtan sonra 8. sırayla aralarında 4 maçlık bir fark oluşmuş ve ben de dahil olmak üzere herkes, Dallas’ın sezonunun bittiğini düşünmüştü. Ancak Lakers’ın arkasındaki rüzgarı kaybetmesi, Utah’ın düşüşe geçmesi sayesinde Dallas, üst üste 3’er 4’er maç kazanarak farkı 1,5 maça kadar indirdi. Önlerinde Sacramento, Portland, Phoenix, iki de New Orleans maçı var. Bunlar kazanılabilecek maçlar. Ancak kilit maç ‘’kesinlikle’’ 2 Nisan 2013’te Staples Center’da oynanacak Los Angeles Lakers maçı. Eğer Mavericks, deplasmanda direk rakibini yenebilirse büyük bir psikolojik avantaj sağlar.

 

Batı’dan playoff yapacak son takımı da bana göre bahsettiğim Lakers – Dallas maçı belirleyecek. O maçı kazanan takım, 8. sırayı da alarak yoluna devam edecektir. Şimdiden ajandanıza, not defterinize 2 Nisan’ı kaydedin derim. 04:30’da şahane bir maç oynanacak.

 

Doğu ve Batı Konferansı’ndaki playoff yarışı bu şekilde. Batı’da heyecan, son güne kadar devam edecek gibi gözüküyor. Bizlere de normal sezonun en keyifli maçlarını izlemek kalıyor. Playoff eşleşmeleri belli olduğunda tekrar takımları değerlendirmeye alacağız.

 

Volkan Yeğin – http://twitter.com/VolkanYegin_

Soru, görüş ve önerilerinizi, ‘’ Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır ‘’ adresinden ya da yorum bölümünden ulaştırabilirsiniz.
İlgili Diğer Haberler
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yazın
Yazı Alanını Küçült | Yazı Alanını Büyüt

busy
 


Sosyal Medya ile Takip Edin!

Twitter Facebook Friendfeed RSS

Son Yorumlar

İddaa Basketbol Nası...
Nasıl bir farkı olacak ki bayan basketbolunun?
NBATR - İhsan Bayülk...
Çok güzel röportaj olmuş. Ben İhsan Bayülken...
7 Yıl Aradan Sonra P...
İnşallah bu sene de playoff yapaca Efes.
Howard'ın Dönüş Tari...
Howard gerçekten başa bela bir oyuncu, sürekli ...
Kevin Martin de Saka...
sitenizde iletisim adresi göremedik. Reklam verme...
NBATR - İhsan Bayülk...
Semih Erden basketbola verdi kendini. nba günleri...
İddaa Basketbol Nası...
tr bayan basketbol nasıl oynanır kuralı warmı ...
İddaa Basketbol Nası...
arkadaslar tr bayan basketbol nasıl oynanıyo bı...
Michael Jordan EFSAN...
Meryem mesajını çok geç gördüm kusuruna bak...
NBA'in En İyi Oyuncu...
bune ya michael jordan

© 2004 - 2013 | Türkiye'nin NBA ve Basketbol Portalı | nbatr.com


Sitede yer alan haber ve yazılar Kaynak gösterilmeden herhangi bir medya ortamında yayınlanamaz.!

NBA

NBA Basketbol
NBA TV NBA TV izle